Paris’in dar sokaklarında kılıç taşıyan, tiyatro çevrelerinde kavga çıkaran, otoriteyle alay eden ve insanları Ay’a gönderen makineler tasarlayan genç bir yazar vardı. Henüz otuz altı yaşındayken hayatını kaybettiğinde eserlerinin önemli bir bölümü basılmamış, bazı metinleri kaybolmuş, adı ise birkaç dostunun hafızasına sıkışıp kalmıştı. Bugün Cyrano de Bergerac denildiğinde akla gelen büyük burunlu, umutsuz âşık ve gösterişli silahşor, onun ölümünden 242 yıl sonra Edmond Rostand tarafından yaratıldı. Gerçek Cyrano da askerdi, kılıç kullanıyordu, burnu dikkat çekiyordu ve olağanüstü bir dil yeteneğine sahipti. Fakat Roxane’a gizlice âşık olan fedakâr romantik kahramandan çok daha huzursuz, saldırgan, kuşkucu ve düşünsel bakımdan tehlikeli bir adamdı.
Hayatının bazı dönemleri, ölümünden sonra dostu Henry Le Bret’in yazdığı kısa biyografiye dayandığı için bütün ayrıntılar kesin olarak bilinmiyor.
Bergeraclı Değil Parisliydi
Asıl adı Savinien de Cyrano’ydu. 6 Mart 1619 tarihli vaftiz kaydı, Paris’teki Saint-Sauveur Kilisesi’nde tutuldu. Ailesi o sırada rue des Deux-Portes civarında yaşıyordu. Cyrano, daha sonraki yüzyıllarda sık sık anlatıldığı gibi Fransa’nın güneybatısındaki Bergerac kasabasında doğmadı ve Gascon kökenli değildi.
Bergerac adı, ailesinin Paris’in güneybatısında, Chevreuse Vadisi yakınlarında sahip olduğu küçük bir mülkten geliyordu. Büyükbabası Savinien de Cyrano, ticaret ve devlet görevleri sayesinde yükselmiş Parisli bir burjuvaydı. Aile daha sonra Mauvières ve Bergerac adlı mülkleri satın alarak toprak sahibi çevrelerin arasına girmişti. Dolayısıyla Cyrano’nun unvanı eski bir aristokrat hanedandan değil, ailenin toplumsal yükselişinden doğuyordu. Babası Abel de Cyrano, Paris Parlamentosu çevresinde çalışan bir hukukçuydu; annesi Espérance Bellanger ise kraliyet maliyesinde görev yapmış bir memurun kızıydı. Cyrano’nun çocukluğu bir süre ailenin Mauvières’deki kır evinde geçti. Burada kendisinden birkaç yaş büyük Henry Le Bret ile tanıştı. Bu çocukluk arkadaşlığı, Cyrano’nun ölümüne kadar sürdü.
Okuldan Kaçan Bir Öğrenci
Cyrano’nun eğitim hayatı, daha sonra yazdığı metinlerde acımasızca alay edeceği skolastik okul düzeninin içinde başladı. Uzun süre Paris’teki Collège de Beauvais’de okuduğu kabul edildi; daha yeni incelemeler Collège de Lisieux ihtimalini güçlendirdi. Hangi okulda bulunduğundan bağımsız olarak, dönemin eğitim sistemiyle ciddi bir çatışma yaşadığı açıktır.
Latince ezberleri, otoriter öğretmenler, Aristotelesçi kalıplar ve öğrencilerin sorgulamadan kabul etmesi beklenen bilgiler ona göre değildi. Daha sonra kaleme aldığı Le Pédant joué adlı komedide Granger isimli öğretmeni gülünç, kendini beğenmiş ve gerçek hayattan kopmuş bir bilgiç olarak çizdi. Bu karakterin Cyrano’nun kendi okul deneyimlerinden doğduğu düşünülür. Ailesi 1630’ların ortasında mülklerini satarak yeniden Paris’e yerleşti. Cyrano da Latin Mahallesi’nin öğrencileri, genç şairleri, askerleri ve özgür düşüncelileri arasında görünmeye başladı. Üniversite çevresi ona düzenli bir meslek kazandırmadı; fakat tartışma kültürü, felsefe, tiyatro ve yeni bilimsel görüşlerle karşılaşmasını sağladı.
Pierre Gassendi’nin Epikurosçu atomculuğu Cyrano’nun düşünce dünyasında belirgin izler bıraktı. Onun doğrudan Gassendi’nin öğrencisi olup olmadığı kesin değil; buna karşılık madde, boşluk, hareket, duyular ve dünyanın evrendeki yeri üzerine geliştirdiği fikirler, Gassendi çevresindeki tartışmalarla yakından bağlantılıydı.

Gascon Muhafızları Arasında Parisli Bir Silahşor
Yaklaşık on dokuz yaşındayken Henry Le Bret ile birlikte askerî hayata girdi. Katıldığı muhafız birliğinde çok sayıda Gascon bulunduğu için ilerleyen yıllarda kendisi de Gascon sanıldı. Birliğin komutanı, Rostand’ın oyununda da kullanılan Carbon de Casteljaloux adını taşıyordu.
Fransa, İspanya ile savaş halindeydi. Cyrano 1639’da Mouzon çevresindeki çatışmalara katıldı ve gövdesinden bir ateşli silah yarası aldı. Ertesi yıl Arras Kuşatması’nda boğazından kılıçla yaralandı. Bu ikinci yara, askerî hayatının sona ermesinde etkili oldu. Gerçek Cyrano’nun cesareti ve kılıç kullanma becerisi yalnızca Rostand’ın icadı değildi. Le Bret, onun düellolardaki gözü karalığını ve arkadaşlarını korumak için kalabalık gruplara karşı dövüştüğünü anlatıyordu. Ancak bin düelloya katıldığı veya tek başına yüz kişiyi dağıttığı türden hikâyeler, tarihsel biyografiden çok 17. yüzyılın silahşor efsanelerine aittir.
Düello o dönemde yasak olmasına rağmen özellikle askerler ve genç soylular arasında yaygındı. Cyrano’nun hızlı öfkelenmesi, hakarete karşılık vermesi ve keskin dili, onu bu kültürün doğal aktörlerinden biri haline getirdi. Kılıcıyla giriştiği çatışmalar kadar kalemiyle başlattığı kavgalar da uzun sürdü.
Burnu Gerçekten Büyük Müydü?
Cyrano’nun günümüze ulaşan portreleri, belirgin ve uzun bir burnu olduğunu gösteriyor. Bu portreler, ressam Zacharie Heince’in bugün kayıp olan bir tablosundan türetilmiş gravürlere dayanır. Rostand burnu bütünüyle uydurmadı; fakat onu Cyrano’nun bütün kişiliğini, aşk hayatını ve özgüvenini belirleyen devasa bir komplekse dönüştürdü. Tarihsel Cyrano’nun burnundan utandığını veya kadınlardan bu nedenle uzak durduğunu gösteren bir belge bulunmuyor. Tam tersine, eserlerinde büyük burunla eğlenebilecek kadar rahat görünür. Ay’daki toplumda uzun burunların zekâ ve asalet göstergesi sayılması, onun fiziksel özelliğini edebî bir şakaya çevirdiğini düşündürür.
Gerçek Cyrano için burun bir trajedi değil, gerektiğinde rakibini susturacak bir alay malzemesiydi. Burnunun üzerinden kurulan kırılgan, mahcup ve kendisini sevilmeye layık görmeyen kişilik büyük ölçüde Rostand’a aittir.
Libertin Ne Demekti?
Cyrano, 17. yüzyılda libertin érudit, yani bilgili özgür düşünür olarak adlandırılan çevrenin içinde yer aldı. Buradaki libertin sözcüğü yalnızca cinsel serbestliği veya zevk düşkünlüğünü ifade etmiyordu. Dinsel dogmaları, geleneksel ahlakı, kralların kutsal otoritesini ve üniversitelerde öğretilen değişmez doğruları sorgulayan kişiler için de kullanılıyordu. Bu çevrede tek bir öğreti veya örgüt yoktu. Kimileri deist, kimileri kuşkucu, kimileri materyalist, kimileri ise açıkça ateizme yaklaşan görüşler taşıyordu. Baskı ve sansür nedeniyle düşünceler çoğu zaman hayalî yolculukların, komedilerin, mektupların veya konuşan karakterlerin arkasına saklanıyordu.

Cyrano da doğrudan bir felsefe sistemi kurmadı. Bir metinde savunduğu düşüncenin tersini başka bir karaktere söyletebiliyor, okuyucuyu sürekli taraf değiştirmeye zorluyordu. Onun asıl hedefi yeni bir inanç sistemi kurmaktan çok, mutlak doğru iddiasıyla konuşan herkesi huzursuz etmekti. Dünya’nın evrenin merkezi olmadığını, yıldızların başka güneşler olabileceğini, başka gezegenlerde farklı canlıların yaşayabileceğini ve insanın yaratılışın ayrıcalıklı amacı sayılmaması gerektiğini tartıştı. Hayvanların insanlar karşısındaki konumunu, yaşlıların gençler üzerindeki otoritesini, ölüm korkusunu, ruhun niteliğini ve din adamlarının toplumsal gücünü tersine çevrilmiş dünyalar aracılığıyla sorguladı.
Paris’in Özgür Düşünce Çevresi
Cyrano’nun çevresinde Henry Le Bret, şair ve müzisyen Charles Coypeau d’Assoucy, Chapelle adıyla tanınan Claude-Emmanuel Lhuillier ve çeşitli genç yazarlar bulunuyordu. Molière ile tanışıp tanışmadığı kesin biçimde gösterilemiyor; ancak aynı felsefî ve edebî çevrelerin birbirine yakın olduğu biliniyor. D’Assoucy ile ilişkisi özellikle çalkantılıydı. Bir dönem birlikte vakit geçirdiler, ardından sert biçimde kavga ettiler. Cyrano, eski dostuna karşı hakaret ve tehdit içeren taşlamalar yazdı; d’Assoucy de ona aynı sertlikte karşılık verdi. Aralarındaki bağın romantik veya cinsel bir ilişki olduğu ileri sürüldü, ancak bunu kesinleştiren doğrudan bir belge bulunmuyor.
Cyrano’nun kişisel aşk hayatı hakkında güvenilir bilgi son derece azdır. Evlenmedi. Rostand’ın yarattığı Roxane aşkının tarihsel karşılığı yoktur. Modern kimlikleri doğrudan 17. yüzyıl insanlarına uygulamak yerine, Cyrano’nun yakınlıklarının ve cinsel hayatının büyük ölçüde bilinmediğini kabul etmek daha doğru olur.
Le Pédant joué ve Molière Meselesi
Cyrano’nun ilk önemli tiyatro eseri Le Pédant joué, okul düzeniyle, babaların otoritesiyle ve kendisini bilgin sanan budalalarla alay eden bir düzyazı komedisiydi. Eserin ilk biçimi muhtemelen 1640’ların ortasında yazıldı; basılı hali 1654’te yayımlandı. Oyundaki en ünlü bölümlerden biri, bir gencin Türklerin elindeki bir kadırgaya düştüğünü anlatan kandırmaca sahnesidir. Molière yıllar sonra Les Fourberies de Scapin içinde bu sahneyi oldukça yakından kullandı ve meşhur kadırga cümlesini Fransız tiyatrosunun kalıcı ifadelerinden birine dönüştürdü. Bugünkü telif ve intihal anlayışı 17. yüzyıl tiyatrosuna doğrudan uygulanamaz. Yazarlar birbirlerinden olay, karakter, sahne ve cümle alıyordu. Yine de Cyrano’nun komedisinin, Molière’in en tanınan sahnelerinden birinin açık kaynağı olduğu tartışmasızdır.

Bir Roma Trajedisinin Çıkardığı Skandal
Cyrano’nun La Mort d’Agrippine adlı beş perdelik trajedisi Roma İmparatoru Tiberius, Agrippina ve iktidarı ele geçirmek isteyen Sejanus çevresinde gelişiyordu. Eser 1654’te basıldı; muhtemelen bir yıl önce sahnelendi.
Oyunun asıl tehlikeli yanı Roma tarihi değil, Sejanus’un ağzından dile getirilen dinsel kuşkuydu. Karakter, tanrıların insanlar tarafından korku nedeniyle yaratıldığını ileri süren ve kutsal kabul edilen düşünceleri küçümseyen sözler söylüyordu. Cyrano bu görüşlerin kurmaca bir kişiye ait olduğunu savunabilirdi; fakat çağdaş seyirci, karakterle yazar arasındaki mesafeye inanmak zorunda değildi. Oyun çevresinde ateizm suçlamaları yükseldi. Cyrano’nun düşünsel şöhreti, artık yalnızca kavgacı bir genç veya komedi yazarı olarak değil, dinsel ve siyasal düzen açısından sakıncalı bir isim olarak da yayılıyordu.
Fronde Yılları ve Siyaset
1648’de başlayan Fronde ayaklanmaları sırasında Paris, saray çevresi, Parlamento, soylular ve halk hareketleri arasında parçalandı. Cyrano da dönemin siyasal broşürleri olan Mazarinadeler kaleme aldı. Başlangıçta Kardinal Mazarin’e saldıran taşlamalar yazarken daha sonra Fronde hareketinin bazı önderlerine yöneldi. Bu değişim yalnızca para karşılığında taraf değiştirmek biçiminde açıklanamaz. Cyrano belirli bir siyasal programa sadık kalmaktan çok, iktidar iddiasında bulunan kişilerin tutarsızlıklarına ve kalabalıkların kolayca yönlendirilmesine saldırıyordu.
Yine de bağımsızlık iddiasının ekonomik sınırları vardı. Yayıncılardan düzenli gelir elde edemiyor, ailesiyle ilişkileri bozuluyor ve soylu bir koruyucunun desteği olmadan eserlerini yayımlatmakta zorlanıyordu. Hayatının son yıllarında küçümsediği himaye sistemine girmek zorunda kaldı.
Ay’a Gitmedi, Ama Roketi Düşündü
Cyrano’nun en önemli eseri L’Autre Monde, Ay ve Güneş dünyalarına yapılan iki hayalî yolculuktan oluşuyordu. Metin 1650 dolaylarında yazıldı ve elyazması nüshalar halinde dolaştı. Kahraman ilk denemesinde vücuduna çiğ dolu şişeler bağlayarak göğe yükselmeye çalışır. Güneşin çiği çekmesiyle havalanır, fakat Ay yerine Yeni Fransa’ya, yani Kanada’ya düşer. Sonraki yolculuğunda fişekler ve art arda patlayan düzeneklerle çalışan bir makine kullanır.
Ay’da dört ayak üzerinde yürüyen insanlar, kokuyla beslenilen yemekler, ses çıkararak metni okuyan taşınabilir kitaplar ve Dünya’yı ilkel bulan toplumlar vardır. Dünya’da doğal kabul edilen değerler orada tersine çevrilir. Baba oğluna değil, oğul babasına hükmedebilir; uzun burun güzellik ve zekâ ölçüsü sayılabilir; insan kendisini evrenin efendisi ilan ettiği için yargılanabilir. Cyrano modern bilimsel roketin teknik tasarımını yapmadı. Bununla birlikte gökyüzü yolculuğunu büyü veya ilahî mucize yerine mekanik düzenek, ateş ve itme kuvveti üzerinden düşünmesi olağanüstüydü. Bu nedenle Ay ve Güneş anlatıları bilimkurgunun en erken örnekleri arasında kabul edilir.
Eser aynı zamanda bir gelecek tahminleri kataloğu değildi. Cyrano’nun amacı teknolojiyi övmekten çok, başka bir dünyaya giderek Dünya’daki din, siyaset, aile ve insan üstünlüğü iddialarını gülünç hale getirmekti.
Gerçek Roxane ve Christian
Rostand’ın Roxane karakteri tamamen hayal ürünü değildi. Cyrano’nun kuzeni Madeleine Robineau gerçekten yaşadı ve Christophe de Champagne, Baron de Neuvillette ile evlendi. Rostand, Christian de Neuvillette karakterini bu tarihsel kişiden hareketle yarattı.

Christophe de Neuvillette askerdi ve 1640’ta, Arras Kuşatması’nın ardından hayatını kaybetti. Eşi Madeleine daha sonra dinsel bir hayatı tercih etti. Ancak Cyrano’nun kuzenine gizlice âşık olduğu, Christian adına mektuplar yazdığı veya çiftin ilişkisini uzaktan yönettiği yönünde hiçbir tarihsel kanıt bulunmuyor. Gerçek kişiler, tarihler ve askerî ortam Rostand’a sağlam bir dekor verdi. Aşk üçgeni, balkon konuşması, Christian’ın Cyrano’nun sözleriyle konuşması ve Roxane’ın yıllar sonra gerçeği öğrenmesi ise tiyatro yazarının eseriydi.
Dükün Himayesinde Son Yıllar
Cyrano 1653 dolaylarında Arpajon Dükü Louis d’Arpajon’un himayesine girdi. Dükün evinde sekreter veya edebî müşteri konumunda yaşadı; tiyatro eserlerini ona ithaf etti. Bir zamanlar zenginlerin önünde eğilmeyi küçümseyen yazar, geçimini sağlayabilmek ve eserlerini yayımlatabilmek için bir soylunun korumasını kabul etmek zorunda kalmıştı. Bu dönem uzun sürmedi. Cyrano başından ağır bir darbe aldı. Geleneksel anlatıda bir binaya girerken üzerine kalas düştüğü söylenir; olayın kaza mı yoksa saldırı mı olduğu bilinmiyor.
Darbe sonrasında yüksek ateş ve uzun süren sağlık sorunları yaşadı. Bir süre kardeşi Abel’in yanında kaldı; ardından dostu Tanneguy Regnault des Boisclairs tarafından bakıldı. Ölümünden beş gün önce Sannois’da yaşayan kuzeni Pierre de Cyrano’nun evine taşındı. 28 Temmuz 1655’te, otuz altı yaşında hayatını kaybetti ve ertesi gün Sannois’daki kiliseye defnedildi. Rostand’ın oyununda olduğu gibi Roxane’ın bulunduğu bir manastır bahçesinde, son kez kılıcını hayalî düşmanlara karşı sallayarak ölmedi.

Ölümünden Sonra Sansürlenen Cyrano
Cyrano yaşarken en önemli eserlerini yayımlayamadı. Henry Le Bret, arkadaşının ölümünden yaklaşık yirmi ay sonra Ay yolculuğunu yayıma hazırladı. Fakat metin, dinsel ve siyasal açıdan tehlikeli görülen bazı bölümleri çıkarılarak veya değiştirilerek basıldı. Histoire comique des États et Empires de la Lune 1657’de, Güneş yolculuğu ise 1662’de yayımlandı. Elyazmalarının daha sonra bulunması, ilk baskıların Cyrano’nun düşüncelerini bütünüyle yansıtmadığını gösterdi. Arkadaşını edebiyat dünyasına kazandıran Le Bret, aynı zamanda sansürün sınırlarını gözeterek onu daha kabul edilebilir hale getirmişti.
Rostand’ın Değiştirdiği Adam
Edmond Rostand’ın 1897’de sahneye çıkardığı Cyrano, tarihsel kişiden alınmış parçalarla 19. yüzyılın romantik kahraman anlayışını birleştirdi. Askerlik, Arras Kuşatması, Carbon de Casteljaloux, Neuvillette ailesi, büyük burun, kılıç ustalığı, keskin dil ve genç yaşta ölüm gerçek hayattan geldi.
Gascon kimliği, Roxane’a duyulan karşılıksız aşk, Christian adına yazılan mektuplar ve burnu nedeniyle kendisini sevgiden mahrum bırakması ise kurmacaydı. Rostand ayrıca Cyrano’nun dinsel kuşkularını, materyalist düşüncelerini, siyasal taşlamalarını ve insan merkezli evren anlayışına saldırılarını büyük ölçüde geri plana itti. Böylece özgür düşünce tarihinin en sıra dışı yazarlarından biri, kalabalıkların zihninde kendisini çirkin bulan ama güzel konuşan bir âşığa dönüştü.
Gerçek Cyrano daha az duygusal, daha zor, daha çelişkili ve çok daha kışkırtıcıydı. Kılıcıyla birkaç rakibini yaralamış olabilir; fakat kalemiyle insanı evrenin merkezinden indirdi, babaların oğullar üzerindeki iktidarını tersine çevirdi, konuşan kitaplar tasarladı ve Ay’a çıkmak için fişeklerle çalışan bir makine hayal etti. Onun asıl büyük çıkıntısı burnu değil, 17. yüzyılın izin verdiği düşünce sınırlarının çok ötesine uzanan zihniydi.
