Adam Sandler: Komedinin İçindeki Karanlık Oyuncu

Görüntünün Akışı

Adam Sandler’ın yüzünü görür görmez neyle karşılaşacağını bildiğini düşünen birkaç kuşak sinema seyircisi var. Hafifçe bozulmuş bir çocuk sesi, aniden yükselen öfke, yetişkin bedenine sıkışmış ergen tavırlar, fiziksel komedi, anlamsızlaşacak kadar uzatılmış şakalar ve sonunda kendi küçük evreninin kazananına dönüşen tuhaf bir adam. Billy Madison, Happy Gilmore, The Waterboy ve sonraki yıllarda gelen sayısız komedi… Adam Sandler, personasını Hollywood’un en kolay tanınan oyuncu kimliklerinden biri haline getirdi.

Ama Sandler’ın filmografisinde başka bir hat daha var. Daha seyrek ortaya çıkan, gişeden çok yönetmen sinemasıyla temas eden ve Sandler’ın alışıldık karakterlerinin aslında göründüklerinden daha karanlık malzemeler taşıdığını gösteren bir hat. Paul Thomas Anderson, Noah Baumbach ve Safdie Kardeşler gibi yönetmenler Sandler’dan bambaşka bir oyuncu yaratmadılar. Daha ilginç bir şey yaptılar: Onun komedilerinde yıllardır gözümüzün önünde duran öfkeyi, yalnızlığı, kontrolsüzlüğü, utanmayı ve yetişkin olamama halini şakanın içinden çıkarıp çıplak bıraktılar.

Sandler’ın dramatik oyunculuğunun sırrı da tam burada yatıyor. İyi olduğu filmlerde kendi sınırlarının dışına çıkıyor gibi görünse de aslında çoğu zaman kendi oyunculuk kimliğinin çok daha derinine iniyor.

Barry Egan: Şaka Bir Anda Bittiğinde

2002’de Paul Thomas Anderson’ın Punch-Drunk Love için Adam Sandler’ı seçmesi ilk bakışta tuhaf görünüyordu. Anderson, Boogie Nights ve Magnolia ile Amerikan bağımsız sinemasının en önemli yönetmenlerinden biri haline gelmişti; Sandler ise Hollywood’un en büyük komedi yıldızlarından biriydi. Fakat Anderson’ın gördüğü şey tam da Sandler’ın komedilerinde yıllardır kullandığı özelliklerdi.

Barry Egan, yedi kız kardeşinin arasında büyümüş, insanlarla ilişki kurmakta zorlanan, yalnız yaşayan küçük bir iş insanıdır. Son derece kibar görünmeye çalışırken içinde sürekli büyüyen bir öfke taşır. Bir anda bir restorandaki camları kırabilir, birkaç dakika sonra utangaç bir çocuk gibi konuşabilir. Emily Watson’ın canlandırdığı Lena karşısında aşkı nasıl yaşayacağını bilemez. Barry’nin dünyasında sevgi bile gündelik hayat kadar tekinsizdir.

Buradaki büyük kırılma, Sandler’ın öfke patlamalarının artık komik olmamasıdır. Happy Gilmore’un bağırması seyirciyi güldürürken Barry Egan’ın bağırması insanı rahatsız eder. Sandler aynı enerjiyi kullanır ama Anderson bağlamı değiştirir. Bir komedi oyuncusunun yıllardır kahkaha üretmek için kullandığı hareketlerin altında nasıl bir psikolojik şiddet bulunabileceğini gösterir.

Sandler’ın performansı bu nedenle bir dönüşümden çok bir açığa çıkarma gibidir. Barry’nin bedenini nasıl taşıdığına bakmak yeterlidir. Omuzları hafifçe düşüktür, ellerini nereye koyacağını bilemez, başka insanların yanında kendisine gereğinden fazla yer kaplıyormuş gibi davranır. Fakat aynı bedenin içinde bir patlama ihtimali sürekli hissedilir. Anderson bu çelişkiyi filmin romantik yapısına bile taşır. Punch-Drunk Love bir aşk filmidir ama aşkın iki düzgün yetişkin arasında değil, kendi duygularını tanımakta güçlük çeken bir adamın dünyasında nasıl mümkün olabileceğini sorar.

Sandler bu performansıyla Golden Globe adaylığı aldı; film Cannes’da yarıştı ve Paul Thomas Anderson En İyi Yönetmen ödülünü paylaştı. Fakat filmin Sandler açısından asıl önemi ödüllerden daha büyüktü. Punch-Drunk Love, komedi yıldızı Adam Sandler ile oyuncu Adam Sandler arasında kurulan ilk ciddi köprüydü.

Acının İçine Çekilmek

Beş yıl sonra Reign Over Me geldi. Mike Binder’ın 2007 yapımı filminde Sandler, 11 Eylül saldırılarında eşini ve çocuklarını kaybetmiş Charlie Fineman’ı canlandırıyordu. Bu kez ortada Punch-Drunk Love’daki biçimsel oyunlar veya Anderson’ın tuhaf romantizmi yoktu. Sandler doğrudan yasın ve travmanın merkezindeydi.

Charlie saçlarını uzatmış, eski hayatıyla bağını büyük ölçüde kesmiş, kulaklıklarını takarak New York sokaklarında dolaşan bir adamdır. İnsanlarla konuşmaktan, geçmişini hatırlamaktan ve kaybettiği ailesinin varlığını kabul etmekten kaçınır. Film zaman zaman melodramın sınırlarına fazla yaklaşsa da Sandler özellikle sessiz kaldığı anlarda güçlüdür. Komedilerindeki sürekli hareket eden, sürekli konuşan adam burada kendisini dünyadan kapatmaya çalışır.

Bu performans Sandler’ın oyunculuğundaki başka bir özelliği ortaya çıkardı: Yüzündeki doğal hüzün. Komedilerinde çoğu zaman çocuksuluk olarak kullanılan yuvarlak yüzü ve aşağı doğru düşen bakışları, dramatik bir hikâyede beklenmedik biçimde savunmasız görünür. Sandler’ın dramatik rollerinin çoğunda yönetmenler bu ifadeyi kullanacaktır. Onun yüzünde aynı anda hem yetişkin bir adamı hem de incinmiş bir çocuğu görmek mümkündür. Daha önce James L. Brooks’un Spanglish filminde de bunun daha hafif bir versiyonu görülmüştü. Sandler’ın canlandırdığı şef John Clasky, oyuncunun alışıldık saldırgan komedisinden uzakta, kendi ailesinin içinde ne yapacağını tam olarak bilemeyen bir adamdı. Spanglish kusurları olan bir film olsa da Sandler’ın sesini yükseltmeden de bir karakter taşıyabileceğini gösteren erken işaretlerden biriydi.

Kendi Şöhretinin Karanlık Tarafı

Judd Apatow’un 2009 tarihli Funny People’ı Sandler’ın filmografisindeki en ilginç ara duraklardan biridir çünkü burada oyuncuyla karakter arasındaki mesafe bilinçli biçimde küçülür. Sandler, George Simmons adlı son derece başarılı bir komedi yıldızını oynar. Simmons büyük evlerde yaşayan, seyircilerin tanıdığı, para kazanmış ve kariyerinin zirvesine ulaşmış bir adamdır. Fakat özel hayatında yalnızdır.

George Simmons’ın eski filmlerinden gördüğümüz sahneler bilinçli olarak Sandler’ın gerçek kariyerini çağrıştırır. Dolayısıyla film yalnızca ölümü düşünmeye başlayan bir komedyenin hikâyesi değildir; aynı zamanda komedi yıldızlığının kendisi üzerine kurulmuş tuhaf bir otopsidir. Burada Sandler personasını terk etmek yerine onun içine girer. Yıllarca milyonlarca insanı güldürmenin bir insanı mutlaka mutlu etmeyeceği fikri, oyuncunun kendi şöhreti sayesinde ekstra bir ağırlık kazanır. Simmons narsisttir, zaman zaman zalimdir, başkalarını küçümser ve kendi mutsuzluğunu çevresindeki insanlara taşır. Film Sandler’a sevimli olma zorunluluğu yüklemez.

Bu önemli bir değişikliktir. Çünkü Sandler’ın ana akım komedilerinde karakter ne kadar problemli olursa olsun seyircinin sonunda onu sevmesi beklenir. Funny People ise oyuncuya daha rahatsız edici bir ihtimal sunar: Belki de bu adamın bazı davranışlarının savunulacak hiçbir tarafı yoktur.

Meyerowitz Ailesinin Sessiz Yenilgisi

Noah Baumbach’ın The Meyerowitz Stories filmi 2017’de Cannes Film Festivali’nin yarışmalı bölümüne seçildiğinde Sandler artık dramatik oyunculuğunu kanıtlamıştı. Yine de Danny Meyerowitz, onun kariyerinde farklı bir noktaya işaret ediyordu.

Danny başarısızlığı büyük bir trajedi gibi yaşamayan ama onun ağırlığını sürekli üzerinde taşıyan bir adamdır. Müzisyen olamamış, evliliği sona ermiş, babası Harold’ın gözünde kardeşi Matthew kadar başarılı olamamıştır. Dustin Hoffman’ın oynadığı Harold Meyerowitz ise çocuklarının hayatlarını kendi sanatçı egosunun etrafında biçimlendirmiş yaşlı bir heykeltıraştır.

Sandler burada dramatik oyunculuğun en zor biçimlerinden birini kullanır: Neredeyse hiçbir şey göstermiyormuş gibi görünmek. Danny’nin kırgınlığı büyük monologlarla ortaya çıkmaz. Babasının Matthew’a gösterdiği ilgiyi izlerken, kendi geçmişinden söz ederken veya kızı Eliza ile ilişkisinde küçük hareketlere dağılır. Sandler, karakterin yenilmişliğini melodrama çevirmeden taşır. Danny hâlâ komik olabilir, hâlâ sinirlenebilir, hâlâ çocukça davranabilir; fakat bütün bunların altında yıllarca yeterince sevilmediğini düşünmüş bir oğul vardır.

Baumbach’ın yaptığı da Anderson’ın yıllar önce yaptığına benzer. Sandler’ın çocuk-adam personasını alır ve soruyu değiştirir: Bu adam gerçekten ellili yaşlarına geldiğinde ne olur? Cevap pek komik değildir.

Howard Ratner Ve Büyük Patlama

2019’da Uncut Gems geldiğinde artık Sandler’ın iyi dramatik performanslar verebildiğini bilen ciddi bir seyirci kitlesi vardı. Yine de Josh ve Benny Safdie’nin filminde Howard Ratner olarak yaptığı şey başka bir seviyedeydi.

Howard New York’ta kuyumculuk yapan, spor bahislerine saplantılı, sürekli borç alan, sürekli yeni bir plan kuran ve her başarısızlıktan sonra kendisini kurtaracak daha büyük bir kumara yönelen bir adamdır. Karısı ondan bıkmıştır, sevgilisiyle ilişkisi karmakarışıktır, alacaklıları peşindedir ve Howard bütün bunların ortasında hâlâ birkaç saat sonra her şeyin düzeleceğine inanır.

Sandler’ın kariyeri boyunca kullandığı bütün özellikler burada yeniden ortaya çıkar: hızlı konuşmak, bağırmak, insanları ikna etmeye çalışmak, anlamsız bir özgüven, kontrolsüz enerji, çocukça inatçılık ve kendisini sürekli belaya sokmak. Fakat artık ortada komedi yoktur.

Howard Ratner belki de Sandler’ın bütün komedi karakterlerinin kâbus görmüş halidir. Happy Gilmore’un öfkesi, Billy Madison’ın sorumsuzluğu ve Sandler’ın onlarca film boyunca kullandığı inatçı çocuk-adam enerjisi, Safdie Kardeşler’in dünyasında gerçek sonuçlarla karşılaşır. Uncut Gems’in yorucu olmasının nedenlerinden biri de budur. Howard hiçbir zaman durmaz. Bir borcu başka bir bahisle kapatmaya, bir yalanı başka bir yalanla düzeltmeye çalışır. Sandler karakteri neredeyse kesintisiz bir hareket halinde tutar. Seyirci Howard’ın yaptığı her şeyin yanlış olduğunu görürken Howard kendisini büyük zaferine birkaç dakika uzakta sanmaktadır.

Bu performans Sandler’a Film Independent Spirit Awards’da En İyi Erkek Oyuncu ödülünü getirdi. Oscar adaylığı gelmemesi o yılın en çok tartışılan oyunculuk kararlarından biri oldu. Fakat ödüllerin ötesinde Uncut Gems başka bir şeyi kesinleştirdi: Punch-Drunk Love artık tesadüf değildi. Sandler doğru filmde yalnızca iyi değil, olağanüstü bir oyuncu olabiliyordu.

Hustle Ve Gösterişsiz Sandler

Jeremiah Zagar’ın 2022 yapımı Hustle’ı Uncut Gems kadar iddialı bir film değil. Fakat Sandler’ın oyunculuk kariyerindeki gelişimi görmek açısından belki de en öğretici örneklerden biri. Stanley Sugerman yıllarını basketbol dünyasında geçirmiş bir scout’tur. NBA içinde çalışır ama kendi kariyerinin istediği yere gitmediğini bilir. İspanya’da keşfettiği Bo Cruz’u NBA’e taşıma çabası giderek Stanley’nin kendi hayatıyla hesaplaşmasına dönüşür.

Sandler’ın bu filmde yaptığı en önemli şey hiçbir şey kanıtlamaya çalışmamasıdır. Punch-Drunk Love’da dramatik oyunculuk potansiyelinin keşfedildiğini, Uncut Gems’te zirveye çıktığını gördüğümüz oyuncu burada karakterin içine rahatça yerleşir. Basketbolu sevdiğini göstermek için büyük konuşmalar yapmasına gerek yoktur. Oyuncularla konuşması, saha kenarında durması, telefon görüşmeleri yapması yeterlidir.

Performans o kadar doğal akar ki bir süre sonra Adam Sandler izlediğimizi unutmak mümkündür. Stanley Sugerman’da yıllarca seyahat etmiş, yüzlerce genç oyuncu izlemiş, otel odalarında yaşamış ve artık yorgun düşmüş bir spor profesyonelinin ağırlığı vardır. Sandler bu rolle Screen Actors Guild tarafından En İyi Erkek Oyuncu dalında aday gösterildi. Belki de daha önemlisi, Hustle dramatik Sandler’ın artık bir sürpriz olmadığını gösterdi.

Sandler Aslında Hiçbir Zaman Kaçmadı

Adam Sandler’ın bu filmlerini yalnızca ciddi roller listesi olarak okumak eksik kalır. Çünkü Sandler’ın en iyi dramatik performanslarının neredeyse hiçbirinde oyuncunun bildiğimiz özellikleri tamamen ortadan kalkmaz. Tam tersine, onları tekrar tekrar görürüz.

Barry Egan öfkelidir. Charlie Fineman çocuklaşır. Danny Meyerowitz babasının karşısında hâlâ küçük bir çocuk gibidir. Howard Ratner dürtülerini kontrol edemez. Stanley Sugerman hayal kırıklıklarını mizahla örter. George Simmons şöhretinin arkasına saklanır. Bunların hepsi bir şekilde Sandler karakterleridir. Aradaki fark, sonuçlarıdır.

Ana akım Sandler komedisinde adam bağırır ve birkaç saniye sonra bir şaka gelir. Punch-Drunk Love’da aynı öfke yalnızlığın belirtisine dönüşür. Komedilerinde kahraman anlamsız bir karar verir ve macera başlar; Uncut Gems’te aynı dürtüsellik insanı felakete sürükler. Çocuk-adam olmak Billy Madison’da eğlencelidir; The Meyerowitz Stories’de ellili yaşlarına gelmiş bir adamın babasından hâlâ onay beklemesi acı vericidir. Paul Thomas Anderson, Noah Baumbach ve Safdie Kardeşler Sandler’ı yeniden icat etmediler. Onu doğru okudular.

Adam Sandler’ın büyük dramatik oyunculuğu, komedyen Adam Sandler’ın karşıtı değil. Onun karanlık yüzü. Ve belki de bu yüzden kariyerinin en iyi performanslarına baktığımızda karşımızda iki ayrı Adam Sandler görmüyoruz. Aynı adamın iki farklı sinema evrenindeki sonuçlarını görüyoruz: Birinde öfkesinin ardından kahkaha geliyor.

Diğerinde ise hayat devam ediyor.

Tagged

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *