Nuriye Ulviye: Osmanlı Çökerken Feminist Mücadele

Manşet Tarihin Akışı

Sürgünle yoksulluğun kesiştiği bir Çerkes köyünde başlayan bir çocukluk, daha altı yaşındayken Yıldız Sarayı’nın yüksek duvarlarının içine taşındığında keskin bir dönüşüme uğradı. Gönen’in Hacıvelioba köyünden saraya uzanan bu yolculuk, yalnızca mekânsal bir yer değiştirme değildi. Bu yol, küçük bir kızın hem sınıfsal hem kültürel hem de zihinsel olarak bambaşka bir dünyanın içine itilmesini temsil ediyordu. Çerkes bir ailenin kızı olan Nuriye Ulviye, ailesinin sürgün sonrası yaşadığı yoksulluğun ağırlığıyla saraya verildiğinde, çocukluğu bir anda hanedan kurallarının ve saray terbiyesinin soğuk düzenine girdi. Bu düzen, ona yazıyı, görgüyü, dili ve estetiği öğretti ama aynı zamanda kadınların görünmezliğini, itaatin gölgesini ve sessizliğin nasıl toplumsal bir duvar ördüğünü de gösterdi. Onun içindeki isyanın tohumları bu duvarların tam ortasında yeşerdi.

Sarayın Gölgesinde Erken Uyanış

Yıldız Sarayı’nda geçen yıllar, Nuriye Ulviye’nin zihnini şekillendiren en güçlü dönemlerden biriydi. Musiki, Fransızca, el işi, yazı, edebiyat ve görgü dersleri, onu dönemin seçkin kadınlarıyla benzer bir eğitime kavuşturdu. Fakat bu eğitim programının bir başka yüzü daha vardı. Sarayda kadınların rolü, dekoratif varlıklar ve itaat eden figürler arasında salınan bir alanla sınırlıydı. Zenginliğin içindeki görünmezlik, Ulviye’nin sezgilerine erken yaşta dokundu.

On üç yaşına geldiğinde II. Abdülhamid’in sütkardeşi Hulusi Bey ile evlendirildi. Bu evlilik, onun için çocukluğun tamamen bittiği andı. Saray geleneği içinde sıradan karşılanan bu erken evlilik, gençliğinin özgürlüğünü elinden aldı ama kısa süre sonra dul kalması, ilginç bir şekilde özgürleşmesinin ilk aşamasını yarattı. Hulusi Bey’in ölümüyle elde ettiği miras, ileride kadın hareketinin en radikal yayınlarından birini çıkarabilmesini mümkün kıldı. Onun mücevherlerini satıp matbaa masraflarını karşıladığı anlatılır; bu, yazının peşini bırakmayan bir kadının kendi servetini bile mücadeleye dönüştürdüğünü gösteren güçlü bir ayrıntıdır.

Kimliğin Değişen Yüzleri

Nuriye Ulviye’nin hayatındaki dönemler, adlarının dönüşümüyle birlikte okunur. Doğumundaki adı Nuriye Ulviye Yediç idi. Kadınlar Dünyası’nın ilk döneminde bu isimle anıldı. Mevlanzâde Rıfat ile evlendiğinde Ulviye Mevlan adını kullandı ve bu imza özellikle derginin orta dönemlerinde yoğunlaştı. Daha sonra Ali Muharrem Civelek ile evliliği, onu Nuriye Ulviye Civelek kimliğine taşıdı. Arşivlerde bazen tek bir adla değil, dört farklı adla karşılaşılmasının nedeni budur. Bu değişimler yalnızca evliliklerden doğan soyadı değişimleri değildir; siyasi konum, toplumsal yakınlık, duruş ve mücadele evrelerinin her biri bu isimlere ayrı bir anlam yükler.

Kadınlar Dünyası’nın Doğuşu

4 Nisan 1913 günü çıkan ilk sayı, Osmanlı kadın hareketi için bir eşikti. Nuriye Ulviye, henüz yirmili yaşlarının başında, dönemin tüm engellerine rağmen bir Müslüman kadın olarak imtiyaz sahibi sıfatıyla Kadınlar Dünyası’nı yayımlamaya başladı. Başlangıçta günlük yayımlanan bu gazete, yüzüncü sayıdan sonra haftalık olarak devam etti ve 1921’e kadar toplamda dokuz yıl sürdü.

Derginin en radikal özelliği yalnızca içerik değil, yapısal tavırdı. Yazı kadrosu tamamen kadınlardan oluşuyordu. Erkek yazarlara yer vermeme ilkesi yalnızca feminist bir tepki değil, kadınların kendi sözlerini kendilerinin kurabileceğini göstermek için bilinçli bir karardı. Dizgi, redaksiyon ve idare işlerini kadınlar yürütüyor, baskıhanede bile kadınlar çalışıyordu. Bu düzen içinde erkeklerin tek rolü, basımhanede ağır yükleri taşıyan hamallıktı.

Kadınlar Dünyası, kadınların eğitim hakkını açıkça savunuyordu. Kız çocuklarının ilkokuldan başlayarak yükseköğrenime kadar her aşamada desteklenmesi gerektiğini yazdı. Kadınların memuriyete kabul edilmesi, erkeklerle aynı ücreti alması, çalışmak isteyen kadınlara meslek alanları açılması gibi konuları kararlılıkla işledi. Çok eşlilik, erken yaşta evlilik ve miras hakkındaki eşitsizlikleri eleştirdi. Peçenin kadınların toplumsal varlığını sınırlayan bir gelenek olduğunu yazdı. Bütün bunları yaparken, dini tamamen karşısına almayan, fakat geleneksel yorumları dönüştürmeyi amaçlayan bir denge tutturdu.

Derginin fikrî çizgisi, Batı feminizmini ahlaki bir tehdit olarak gören muhafazakâr eleştirilerden uzak duruyor, Avrupalı kadınları müttefik olarak konumlandırıyordu. Fransız feminist gazetecilerle yazışmalar, Avrupa’daki dergilerden çeviriler ve haberler bunun bir parçasıydı. Derginin Fransızca bir baskısının çıkarılması, Osmanlı kadın hareketinin uluslararası bir kapsama girdiğinin açık işaretidir.

Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti

Kadınlar Dünyası’nın oluşturduğu etki yalnızca söz düzeyinde kalmadı. Nuriye Ulviye, 28 Mayıs 1913’te Osmanlı Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan Cemiyeti’ni kurarak feminist mücadelesini örgütsel bir yapıya dönüştürdü. Bu cemiyetin amacı giyim kurallarının kadın lehine düzenlenmesi, kadınların çalışma hayatına katılması, kız çocuklarının eğitimi, kadınların meslek edinmesi ve uzun vadede hukuki eşitliğin sağlanmasıydı.

Cemiyetin en bilinen kazanımlarından biri İstanbul Telefon İdaresi’ne kadın operatör alınmasını sağlamasıydı. Bu, Osmanlı’da devlet dairelerinde kadın istihdamının açıldığı ilk alanlardan biri olarak kayda geçti. Cemiyet aynı zamanda kadın terzihanesi açarak meslek eğitimi sunmuş, kadınlara ekonomik bağımsızlık sağlayacak yollar açmaya çalışmıştı.

Bu örgütün bir başka dikkat çekici yönü, dinî veya etnik bir ayrım gözetmeden tüm kadınlara hitap etmesiydi. Türkçe bilmeyen kadınlara kapılarını açması, Osmanlı kadın hareketinin kapsayıcılığını gösteren önemli bir detaydır.

Nuriye Ulviye’nin Yazılarında Düşünsel Derinlik

Ulviye’nin imzasını taşıyan yazılar, dönemin kadın yayıncılığında ayrı bir yerde durur. O, yalnızca annelik üzerinden ilerleyen modernleşmeci söylemin ötesine geçerek kadınları hukuki, ekonomik ve sosyal açıdan tam bir özne olarak görüyordu. Kadınların erkeklerle eşit yurttaş olması gerektiğini yazıyor, geleneklerin kadın üzerinde kurduğu baskıyı açıkça eleştiriyordu. Zorla evlilik, çok eşlilik, çocuk bakımındaki geleneksel uygulamaların zararlı yönleri gibi konularda cesur bir tavır sergiledi. Kundaklamanın çocuk gelişimini olumsuz etkilediğini yazdığı makalesi, o dönem için alışılmadık derecede modern bir tıbbi bilinç taşıyordu.

Kadınlar Dünyası’nın en üretken döneminde Ulviye, gazeteci ve siyasal figür Mevlanzâde Rıfat ile evlendi. Bu birliktelik, hem fikir dünyasında hem de siyasi çevrelerde görünürlüğünü artırdı. Mevlanzâde Rıfat, Osmanlı’daki hürriyetçi hareketlerin önemli isimlerinden biriydi. Fakat Millî Mücadele döneminde Kürt bağımsızlığını savunan çizgisi nedeniyle TBMM tarafından Yüzellilikler listesine alındı ve sürgüne gönderildi. Bu sürgün, evliliğin bitmesine yol açtı. Kaynakların verdiği tarihler farklı olsa da, ayrılığın 1920’lerin ilk yarısında gerçekleştiği kabul edilir.

Civelek Yılları: Taşrada Sessiz Bir Etki

Rıfat’tan ayrıldıktan sonra İstanbul’da bir kız yurdu yöneten Ulviye, genç kadınların eğitimine ve sosyal gelişimine katkı sunmaya devam etti. Bu yurt, onun hem örgütçülük hem de rehberlik becerisini sürdürdüğü bir alandı. Burada tanıştığı Antakyalı tıp öğrencisi Ali Muharrem Civelek ile 1931’de evlendi ve Hatay’ın Kırıkhan ilçesine yerleşti. İstanbul’un politik ve entelektüel kalabalığından uzak bu taşra kasabası, onun ikinci hayat sahnesiydi.

Kırıkhan’da düzenlediği kadın toplantıları, verdiği konferanslar, yerel eğitim girişimleri, onun feminist mücadelesinin daha sakin ama kesintisiz bir uzantısını oluşturdu. 9 Nisan 1964’te burada hayatını kaybetti. Antakya Asri Mezarlığı’na defnedildi. Ölümünden birkaç yıl sonra, Türk Kadınlar Konseyi mezarına bir anıt levha yerleştirdi. Kırıkhan’da bir cadde ve bir çeşme onun adını taşıyor. 1970’te açılan Nuriye Ulviye Civelek Halk Kütüphanesi ise mücadelesinin kalıcı bir mirası olarak varlığını sürdürüyor. Binayı satın alıp restore ederek bağışlayan Ali Muharrem Civelek, onun adının yalnızca kadın hareketi tarihçilerinin notlarında değil, bir kentin belleğinde de yaşamaya devam etmesini sağladı.

Mücadelenin Kalıcı İzleri

Bugünden bakıldığında Nuriye Ulviye, Osmanlı kadın hareketinin kurucu damarlarından birini temsil eder. Kadınlar Dünyası’nın radikal yayıncılığı, Müdafaa-i Hukuk-ı Nisvan’ın örgütlü gücü, kadın istihdamının önünü açan kampanyalar, uluslararası feminist ağlarla kurduğu bağlar, onun yalnızca bir dergi sahibi değil, bir hareket kurucusu olduğunu gösterir. Çerkes bir sürgün ailesinin kızından saray terbiyeli bir kadına, oradan feminist yayıncılığın öncü figürüne, daha sonra sürgünlü yılların gölgesinden Kırıkhan’daki yerel aktivizme uzanan yaşam çizgisi, tek bir insanın kararlılığının nasıl geniş bir toplumsal etkiye dönüşebileceğini kanıtlar.

Tagged