Parçalanmış Yelken: Ateş Mehmed Paşa ve Son Seferi

Manşet Tarihin Akışı

Eskiden Tophane’nin gürültüsüyle denizin yankısı birbirlerine karışırmış. Dolgu alanlarla kıyıdan iyice uzaklaşan Kılıç Ali Paşa Camii haziresinin taş duvarları arasında, kırık bir kalyon direği sessizce denizi hatırlatıyor. Bu direk, bir mezar taşından çok daha fazlası: Osmanlı donanmasının cesur komutanlarından Ateş Mehmed Paşa ve son yolculuğuna dair taşlaşmış bir metafor. Parçalanmış yelken kabartmaları, bir ömrün denizle bitişini anlatır. Halat bordürüyle çevrili bu mermer anıt, hem denizciliğin hem faniliğin sembolüdür; bir kaptanın, ecel rüzgârını bile pupadan alarak gidişini simgeler.

Trabzon’dan Tersane-i Âmire’ye

Ateş Mehmed Paşa, 19. yüzyıl Osmanlı donanmasının tam ortasında, denizciliği hayatının her anına işlemiş bir isimdi. Trabzon’da doğdu; yoksul bir denizci ailesinden geliyordu. Henüz çocuk yaşta Tersane-i Âmire’ye girdi, kalyonlarda yetişti. Cesareti ve serinkanlılığıyla fark edildi; bu yüzden “Ateş” lakabını aldı. Kırım Savaşı yıllarında Mahmudiye kalyonunun süvari kaptanlığını yaptı. Sivastopol önlerinde gösterdiği başarılar, Osmanlı donanmasında onun adını cesaretle eş anlamlı hale getirdi.

Donanmanın Reformcusu

Savaş sonrasında hızla yükseldi; riyâle, patrona ve ardından kapudâne-i hümâyun rütbesine ulaştı. 1860’ların başında donanma modernleşmesi için İngiltere’ye gönderildi. Burada buharlı ve zırhlı gemilerin yapımını denetledi, Osmanlı’nın teknolojik dönüşümünü yakından izledi. 1863’te İstanbul’a çağrıldı ve Kaptan-ı Derya olarak tayin edildi. Artık imparatorluk donanmasının en yüksek makamındaydı.

Kısa süren görevinde sadece askerî değil, sivil alanda da iz bıraktı. Eminönü ile Karaköy arasındaki ikinci ahşap Galata Köprüsü’nün inşasını yönetti. Bu dönemde deniz taşımacılığına disiplin getirmeye, gemi onarımlarını düzenli hale getirmeye çalıştı. Ancak ecel rüzgârı, reform planlarını yarım bıraktı.

Kaptan-ı Deryalığın Sonu

Ateş Mehmed Paşa’nın ölümünden kısa bir süre sonra, Vesim Paşa göreve getirildi ama 1867’de Kaptan-ı Deryalık makamı kaldırıldı. Osmanlı deniz yönetimi artık Bahriye Nezareti’ne devredilecekti. Bu sembolik geçiş, hem imparatorluğun modernleşmesinin hem de klasik dönemin son nefesinin işaretidir. Paşa, tam bu eşiğin öncesinde, 1865 civarında vefat etti. Mezar taşındaki tarih Hicrî 1281 (Miladî 1864-65) olarak kazılıdır.

Kırık Direk, Parçalanmış Yelken

Paşa’nın mezarı, Osmanlı mezar taşı sanatında nadir görülen bir denizcilik anıtıdır. Mermerin üst kısmında kırık kalyon direği kabartması yükselir; bu, erken yaşta kesilen bir ömrün sembolüdür. Yanlarında sökülmüş yelkenler vardır, sanki bir seferden dönülürken yelkenler toplanmıştır. Mezarın kaidesini çevreleyen halat bordürü, denizci kimliğini belirginleştirir. Baş taşında hilalli bir arma, ayak taşında ise dalgayı andıran kıvrımlar bulunur.

İstanbul’da bu tarz mezarların çok az örneği vardır. Ateş Mehmed Paşa, bu ikonografik geleneğin başlangıcını temsil eder; sonradan Miralay Giridli Hasan Bey ve Bahriye Feriki Mehmed Paşa gibi birkaç denizcinin mezarında da benzer unsurlar görülecektir.

Şiir: Safvet’in Kaleminden

Mezar taşının ön yüzünde, dönemin tanınmış hattatı ve şairi Safvet tarafından yazılmış uzun bir mersiye yer alır. Şiir, denizcilik terimleriyle örülü bir ölüm metaforudur: beden zevrak (küçük tekne), ecel bâd (rüzgâr), ölümsüzlük liman-ı bekâ olarak betimlenir. Klasik denizciliğin dilinden alınmış bir ilahi yolculuk anlatısıdır.

Osmanlıca Metin

Âh mine’l mevt
Çalışup tâ‘ata ummân-ı günaha dalmaz
Fikreden furtuna-i mahşeri her subh u mesâ
İşte yelkenlendi liman-ı bekâ eyvâh
Genç iken zevrak-ı cism-i Kapudan-ı deryâ
Emr-i Tersâneyi usretden ederdi tahlîs
Zâtını bâd-ı ecel eylemeseydi ifnâ
Sıdk u ihlâsını fehm ile kim etdi hemdem
Alî Paşa gibi bir seyf-i gazâya Mevlâ
Mâtemi asker-i bahriyeyi kıldı giryân
Ola mustağrak-ı rahmet o müşîr-i vâlâ
Şekl-i girdâb ile târîhini yaz ey Safvet
Su-yi Firdevse pupa gitdi Mehmed Paşa
Sene 1281

Günümüz Türkçesiyle

Ah, Ölüm Yüzünden!
İbadete yönelen kişi günah denizine dalmaz,
Her sabah akşam mahşerin fırtınasını düşünen,
İşte bekâ limanına yelken açtı, eyvah!
Henüz gençken deryaların kaptanının beden kayığı,
Tersanenin işlerini sıkıntıdan kurtarırdı.
Ecel rüzgârı varlığını yok etmeseydi,
Doğruluk ve içtenliğini anlayanlar bilir ki,
Mevlâ ona Ali Paşa gibi bir gazâ kılıcını yoldaş etmişti.
Bahriye askerini yasa boğdu, gözyaşına boğdu.
O yüce kumandan rahmete gark olsun.
Ey Safvet, tarihini girdap biçiminde yaz:
Mehmed Paşa, Firdevs yönüne pupa yelken gitti.
Sene 1281 (Miladî 1864-65).

Son Liman

Kılıç Ali Paşa haziresindeki kabir denizci ruhunun taşa kazınmış son seyir defteridir. Yelkenlerin parçalanışı, direğin kırılışı, her biri birer deniz metaforu olarak sonsuzluğa bırakılmıştır. Ateş Mehmed Paşa’nın hikâyesi, denizle başlayan ve yine denizde biten Osmanlı modernleşmesinin kısa ama parlak bir bölümü gibidir.

Kabrin Fotoğrafı: Salt Arşivi (Serdar Tanyeli)

Tagged