Sinemadan Hayata Ezgiler: All About My Mother

Manşet Notaların Akışı

Pedro Almodóvar ve Alberto Iglesias isimlerini yan yana gördüğümüzde, çoğumuzun zihninde önce bir renk belirir. Kırmızı. Ardından bir yüz. Ardından o yüzün arkasında yükselen, yavaşça genişleyen bir müzik. Sinema tarihinin en dikkat çekici yönetmen–besteci ortaklıklarından biri 1995 yapımı The Flower of My Secret ile başladı. Iglesias’ın müziği, Almodóvar’ın melodramı hiçbir zaman bastırmadı; tam tersine sahnelerin arasına sızarak onların iç titreşimini görünür kıldı.

Bu iş birliği kısa sürede kalıcı bir dile dönüştü. All About My Mother, Talk to Her, Volver, The Skin I Live In, Julieta ve Parallel Mothers boyunca Iglesias’ın besteleri, karakterlerin bastırılmış arzularını ve kırılganlıklarını adeta ikinci bir senaryo gibi taşıdı. Müziğin dramatik işlevi burada yalnızca atmosfer kurmak değildi; karakterlerin söyleyemediklerini duyulur kılmaktı.

Iglesias’ın başarısı Almodóvar evreniyle sınırlı kalmadı. The Constant Gardener, The Kite Runner ve Tinker Tailor Soldier Spy gibi yapımlarda da benzer bir incelik görüldü. Ancak Almodóvar’la kurduğu bağın ayrı bir tonu var. Orada müzik, görüntünün arkasında durmaz; görüntünün içine yerleşir.

All About My Mother bu ortaklığın zirvelerinden biri. Film, anneliğin anlamını, kaybın yarattığı boşluğu ve kimliğin sürekli değişen doğasını anlatırken, Iglesias da aynı temaları müzikle genişletir. Miles Davis’i hatırlatan trompet pasajları, karakterlerin yalnızlığını derinleştirir. Yaylı çalgı düzenlemeleri sahnelerin duygusal yükünü taşır ama asla abartıya kaçmaz. Zaman zaman Astor Piazzolla’yı çağrıştıran bandoneon dokunuşları, karakterler arasındaki bitmeyen çekimi hissettirir. Melankoliyle umut arasındaki geçişler neredeyse görünmezdir; bir sahnede hüzün ağır basarken, bir diğerinde aynı motif hafifçe aydınlanır.

Bu uyumu sinemadan hayata taşımak mümkün. Yağmurlu bir İstanbul gününde, tarihi yarımadanın dar sokaklarında kulaklıkla yürüdüğünüzü düşünün. Albümü baştan sona dinleyin. Ardından Ismaël Lô’nun Tajabone’unu ekleyin. Müziğin ritmiyle adımlarınız yavaşlar. Şehirdeki renkler daha doygun görünür. Almodóvar’ın kadrajı ile Iglesias’ın melodisi arasındaki bağ, yalnızca perdede değil, yürüdüğünüz sokakta da hissedilir.

Tagged