Fiyaka: Faytondan Taşan Gösteriş

Manşet Sözlerin Akışı

Bugün birine fiyaka yapma dediğimizde, kastettiğimiz şey yalnızca süslenmek ya da iyi giyinmek değildir. O kelimenin içinde hafif bir meydan okuma, biraz çalım, biraz da başkalarının bakışını hesap eden bir duruş vardır. Gösteriş, caka, afi… Hepsi aynı havayı taşır ama fiyaka sanki biraz daha şehirli, biraz daha sokak kokuludur. Kelimeyi telaffuz ettiğimiz anda, omuz hafifçe geriye atılır; beden dili kelimeye eşlik eder. Peki bu şehirli çalımın kökeni nerede başlar? Bir faytonun tekerleğinde mi, bir azizin adında mı, yoksa İtalyan argosunun gölgeli sokaklarında mı?

Faytonun Tekerleğinden Sokağa

Fiyaka sözcüğünün en yaygın kabul gören izi Fransızca fiacre kelimesine uzanır. Fiacre, Paris’te kiralık, süslü at arabalarına verilen addı. XVII. yüzyılda bu arabalar, adını Aziz Fiacre’den alan bir hanın önünde beklerdi. Zamanla bu araçlara hanın adı geçti. Paris sokaklarında dolaşan bu gösterişli arabalar, yalnızca bir ulaşım aracı değil; statü ve görünürlük sembolüydü. İçine binen kişi, yalnızca bir yerden bir yere gitmez; aynı zamanda görünürdü.

Bu kelimenin Osmanlıcaya fiyakr ya da fiyaker biçiminde geçtiği, ardından fiyaka şekline dönüştüğü düşünülür. Çelik Gülersoy, İstanbul Arabaları adlı çalışmasında, kelimenin İstanbul’da yaygınlaşmasını bu arabalarla ilişkilendirir. XIX. yüzyılın sonlarında şehir hayatının hızlanması, modernleşme adımlarının artması ve kamusal görünürlüğün önem kazanmasıyla birlikte kelime de yerleşir. İlginçtir ki ne Ahmet Vefik Paşa ne de Şemseddin Sami sözlüklerinde bu sözcüğe yer verir. Bu da fiyaka’nın geç dönem, şehirli ve biraz da argo bir karakter taşıdığını düşündürür.

Ahmet Rasim ise Eski Palavracı Kabadayılar başlıklı yazısında fiyaka yani açık gizli kurnazlık ifadesini kullanır. Burada kelime yalnızca gösteriş değil; bilinçli bir duruş, hesaplı bir tavır anlamına da kayar. Artık ortada bir araba yoktur; ama o arabanın yarattığı etki, insanın tavrına sinmiştir.

Azizden Arabaya, Arabadan Söze

Kelimenin daha gerisine gittiğimizde VII. yüzyılda yaşamış İrlandalı bir aziz çıkar karşımıza: Saint Fiacre. Bahçıvanların ve sürücülerin koruyucusu sayılan bu figür, Paris’te adına kurulan han ve çevresindeki arabalar aracılığıyla dolaylı biçimde dile iz bırakır.

Chicago’da 2002’de yayımlanan Patrons and Protectors: More Occupations adlı çalışmanın Fiacre Cabdrivers bölümünü kaleme alan Dick Kelly de benzer bir çizgi izler. Böylece kelime, bir azizin adından Paris sokaklarına, oradan İstanbul’un gündelik diline kadar uzanan bir rota çizer. Bu rota, dilin yalnızca kelimeler değil; mekânlar ve hikâyeler de taşıdığını gösterir.

İtalyan Sokaklarının Gölgesi

Ancak mesele burada kapanmaz. Avusturyalı Türkolog Andreas Tietze, fiyaka sözcüğünü İtalyanca fare fiacco ifadesine bağlar ve büyük etki bırakmak anlamına dikkat çeker. Pars Tuğlacı ise kelimeyi İtalyan argosundaki fiacca ile ilişkilendirir; gösteriş, caka, çalım karşılıklarını öne çıkarır. Türk Dil Kurumu da İtalyanca fiacco ihtimalini kaydeder.

Bu yaklaşım, kelimenin yalnızca bir araçtan değil; doğrudan bir etki yaratma arzusundan türemiş olabileceğini düşündürür. Eğer kök gerçekten fiacco ile bağlantılıysa, o zaman fiyaka yapmak bir arabaya binmekten çok, sahneye çıkmak gibidir. Etki bırakmak, iz düşürmek, kalabalığın gözünü üzerine çekmek…

İki ihtimal arasında kesin bir hüküm vermek zor. Fransızca hattı somut bir nesneye, süslü bir arabaya dayanır. İtalyanca hattı ise soyut bir etkiye, bir performansa. Belki de kelime her iki damar üzerinden beslendi; bir yandan şehrin gösterişli arabaları, diğer yandan Akdeniz limanlarının argosu.

Osmanlı Sokaklarında Fiyaka

XIX. yüzyıl sonu Osmanlı toplumu, modernleşme ile gelen yeni kamusal alan deneyimiyle tanışır. Kıyafetler değişir, ulaşım araçları değişir, görünürlük artar. Fiyaka kelimesinin tam da bu dönemde yaygınlaşması tesadüf değildir. Gösteriş artık yalnızca saraya özgü değildir; mahalle aralarına, kabadayı hikâyelerine, kahvehane sohbetlerine sızar.

Ahmet Rasim’in kullandığı açık gizli kurnazlık ifadesi, kelimenin ahlaki bir ton da taşıdığını gösterir. Fiyaka yalnızca süs değildir; biraz da rol yapmaktır. İnsan, kendini olduğundan büyük göstermek ister. O arabanın içine binemese bile, yürüyüşüne o havayı katmaya çalışır.

Kelime zamanla Kürtçeye de fiyaqe biçimiyle geçer. Bu geçiş, Osmanlı coğrafyasındaki çok dilli etkileşimin bir yansımasıdır. Bir kelime, şehirden şehre, dilden dile geçerken anlamını genişletir; ama çekirdeğini korur: Görünmek ve etki bırakmak.

Kaybolan Nesne, Kalan Tavır

Bugün ne Paris sokaklarında o eski fiacre arabaları var ne de İstanbul’da fiyaker diye bir araç. Ama fiyaka hâlâ yaşıyor. Artık bir taşıtla değil; bir yürüyüşle, bir bakışla, bir sosyal medya karesiyle ilişkilendiriliyor. Kelime, nesnesini kaybetti; tavrını korudu.

Belki de dilin en ilginç tarafı burada ortaya çıkar. Bir zamanlar tekerlek sesleriyle anılan bir sözcük, yüzyıllar sonra bir omuz hareketine dönüşür. Aziz Fiacre’nin adından Paris arabalarına, oradan Osmanlı sokağına uzanan çizgi; bugün bir cümlenin içinde yaşamaya devam eder.

Etimoloji Notları

Köken: Muhtemelen Fransızca fiacre ya da İtalyanca fiacco ile ilişkili
İlk Yaygınlaşma: Osmanlı toplumunda XIX. yüzyıl sonları
Anlam Alanı: Gösteriş, caka, afi, çalım, etki bırakma
Tarihsel Bağlantı: Saint Fiacre ve Paris kiralık arabaları
Dil Yolculuğu: Fransızca ve İtalyanca olası etkiler → Osmanlı Türkçesi → Kürtçe fiyaqe
Bugünkü Kullanım: Beden dili ve tavırla ilişkili şehirli bir gösteriş ifadesi

Tagged