Arif Dino: Çizgiyle, Şiirle, Hayatla

Manşet Sanatın Akışı

Kültür hayatımızda bazı isimler vardır: Kendi başlarına büyük bir ağırlıkları olduğu halde çoğu zaman başka birinin çevresinde anılırlar. Arif Dino da onlardan biri. Adı sık sık Abidin Dino’nun ağabeyi olarak geçer, ama bu çerçeve onun hayatını taşımaya yetmez. Çünkü Arif Dino yalnızca bir ressam ya da yalnızca bir şair değildi. Çizgiyle, sözle, bedenle, dostlukla, tartışmayla, kahve sohbetiyle yaşayan; masa başına sığmayan bir kültür insanıydı. Onu tek bir meslek adıyla tarif etmek zor. Ressamdı, şairdi, karikatüristti, oyuncuydu, tasarımla uğraştı, spor yaptı, eleştiri yazdı, çevresindeki insanları etkiledi. Bugün eksik hatırlanmasının nedeni de biraz bu: Tek bir rafa konulacak biri değildi.

Aile, Eğitim ve İlk Yön Arayışları

Arif Dino 1892’de İstanbul’da doğdu. Tam adı Hikmet Arif Dino’ydu. Rasih Dino ile Saffet Hanım’ın oğluydu; aynı zamanda Abidin Paşa’nın torunuydu. Bu aile çevresi, onu daha çocukluk çağından itibaren hem yönetim geleneğine hem de kültür dünyasına yakın bir yerde büyüttü. Çocukluk yıllarının bir bölümünü dedesi Abidin Paşa’nın yanında geçirmesi, onun daha erken yaşta geniş bir ufka açılmasında etkili oldu. Arif Dino’nun hayatındaki ilk dikkat çekici çizgi, düzenli ve düz bir kariyer yolunu baştan reddeden bu hareketli yapıydı. Belçika’da Simon Stevens Enstitüsü’nde ve Gembloux Ziraat Mektebi’nde okudu, sonra bu hattı bırakıp Cenevre Üniversitesi’nde siyasal bilgiler çevresinde antropoloji ve sosyoloji derslerini izledi. Bu bile tek başına onun zihninin nasıl çalıştığını gösterir: Bir alana giriyor, onunla yetinmiyor, başka bir yöne kıvrılıyor, sonra oradan yeni bir damar açıyordu.

Cenevre Yılları ve Karakterinin Sertliği

Cenevre yılları, Arif Dino’nun yalnız eğitim aldığı dönem değildi; aynı zamanda kendi kişiliğini kurduğu yıllardı. Bir ara boks yaptı. Bu ayrıntı, biyografilerde küçük bir renk gibi görünür ama aslında önemlidir. Çünkü Arif Dino’da zihinsel incelik ile bedensel sertlik yan yana duruyordu. Edebiyat ve şiir konuşan bir adamın aynı zamanda ringe çıkmış olması, onun karakterindeki gerilimi iyi anlatır. Cenevre’de Nurullah Ataç’la arkadaşlık kurdu. Paris çevresiyle, Fransız şiiriyle, modern edebiyat atmosferiyle temas etti. Şiirin içine de tam bu dönemde, doğrudan değil dolaylı biçimde girdi. Klasik şair kariyerlerinde olduğu gibi erken yaşta şiir yazan, defter dolduran, kendini hemen edebiyatçı diye ilan eden biri değildi. Şiire geç geldi; ama geç geldiğinde de onu yoğun ve kısa bir form içinde kendi sesine çevirdi.

Atina’da Kurulan Çok Yönlü Hayat

1923’te Atina’ya gitti. Orada portre ressamı, dekoratör ve aktör olarak çalıştı. Çok iyi derecede Rumca biliyordu. Hatta Facia Limanı adlı filmde önemli bir rol aldı. Atina dönemi, Arif Dino’nun yalnızca geçim sağladığı bir ara durak gibi görülmemeli. Bu dönem onun Doğu Akdeniz hattında dolaşan, diller arasında yaşayan, sanatın farklı biçimlerine aynı rahatlıkla girip çıkan kişiliğini güçlendirdi. Tuval, sahne, dekor ve sinema onun hayatında birbirinden ayrı alanlar değildi. Aynı yaratıcı enerjinin farklı yüzleriydi. 1929’da İstanbul’a döndüğünde yanında yalnızca birkaç deneyim değil, dağınık ama güçlü bir kültür birikimi getirmişti.

İstanbul’a Dönüş ve Dağılan Üretim Alanları

İstanbul’a dönüşten sonra Arif Dino’nun asıl alanı biraz da insan ilişkileri oldu. Yarın gazetesi ve Artist dergisi gibi mecralarda karikatürleri ve desenleri yayımlandı. 1930’da Eclosion adlı bir şiir plağı çıkardı. 1937’de Nâzım Hikmet’in yazıp yönettiği Güneşe Doğru filminde başrol oynadı. Bütün bunlar tek tek bakıldığında parçalı görünür. Ama bir araya gelince çok net bir tablo çıkar: Arif Dino üretimini tek bir disipline kapatmıyordu. O dönem İstanbul’unun kültür ortamında bir yerde oturup yalnızca kendi işine kapanan bir sanatçı olmak yerine, her yere temas eden, her çevreye giren, farklı mecralarda iz bırakan bir figürdü.

Kısa, Sert ve Damıtılmış Şiir

Şiiri de tam burada önem kazanır. Arif Dino’nun şiire görece geç başlaması, onun şiirinin gençlik coşkusundan çok damıtılmış bir yoğunluk taşımasına yol açtı. İlk şiirlerini Fransızca ve Yunanca yazdı. Sonra Türkçede kısa, sert, çarpıcı dizelerle anıldı. Beddua şiirindeki “Döner kebap dönmez olsun” dizesi geniş bir hafızada yer etti. Onun şiirinde uzun açıklamalar, gösterişli yapılar, yüksek sesli nutuklar yoktur. Kısa söyler, keskin söyler, bazen sanki masada söylenmiş bir cümle gibi bırakır. Japon haiku’larına ve modern Fransız şiirine ilgisi de bu damarla birleşir. Arif Dino’nun şiiri basılı kitaptan önce sözlü dolaşımda yaşayan bir şiir gibidir. Kahve masasında, dost çevresinde, Beyazıt’ta, bir tartışmanın içinde dolaşır. Sonradan toparlanabilenler kitap olur; toparlanamayanlar havada kalır. Bu yüzden Arif Dino’nun şiiri biraz da eksik kayda geçmiş bir hafıza gibidir. 1985’te yayımlanan Çok Yaşasın Ölüler, o dağınık şiir varlığını toplamak için önemli bir eşik oldu.

Kahve Masaları, Mahfiller ve Dost Çevresi

Arif Dino’nun çevresi de başlı başına bir dönem panoraması sunar. Meserret, Küllük ve Petrograt gibi edebiyat mahfillerinde bulundu. Sait Faik, Asaf Hâlet Çelebi, Orhan Veli, İlhan Berk, Fikret Mualla, Cahit Irgat, Bedri Rahmi gibi isimlerle aynı havayı soludu. Burada mesele yalnızca ünlü isimlerle aynı masaya oturmuş olması değil. Arif Dino’nun kültür hayatındaki gerçek etkisi, bu çevrelerde bir bağlayıcı figür gibi görünmesinde yatar. O biraz ressamlar arasında şair, şairler arasında ressam, herkesin arasında da zihin açan bir sohbet adamıydı. Bugün geriye daha az eser kalmasının yarattığı boşluk, onun zamanında kurduğu etkinin daha küçük olduğu anlamına gelmiyor. Tersine, bazen etkisi eserden önce gelen insanlar vardır. Arif Dino biraz öyleydi.

Sürgün Yılları ve Anadolu’ya Açılan Etki

Onun hayatındaki en önemli kırılma noktalarından biri sürgün yılları oldu. 1942 ile 1946 arasında Develi ve Adana’da sürgün hayatı yaşadı. Bu dönem yalnızca bir dışlanma ya da uzaklaştırılma dönemi değildi. Aynı zamanda Arif Dino’nun Anadolu’daki genç zihinlerle temas ettiği, etkisinin başka bir hatta yayıldığı zaman aralığıydı. Yaşar Kemal’in hayatına değen en önemli isimlerden biri olması burada daha iyi anlaşılır. Yaşar Kemal’in edebiyat ve düşünce dünyasının şekillenmesinde Abidin Dino kadar Arif Dino’nun da güçlü bir etkisi olduğu açık biçimde görülüyor. Adana çevresindeki bu temas, yalnızca bir ağabeylik ya da dostluk ilişkisi değildi; okuma, bakma, düşünme terbiyesiydi. Çukurova’dan çıkan büyük bir yazarın zihinsel dünyasında Arif Dino’nun izi vardır.

Abidin Dino ile Kurduğu Görünmez Hat

Arif Dino’nun kardeşi Abidin Dino üzerindeki etkisi de ayrı bir başlık açmayı hak ediyor. Bugün sanat tarihi daha çok Abidin Dino’nun büyük görünürlüğü üzerinden yazılıyor. Oysa araştırmalar, Arif Dino’nun Abidin’in sanatsal üslubunun gelişiminde önemli payı olduğunu gösteriyor. Bu ilişkiyi yalnız aile içi bir yakınlık gibi görmek eksik kalır. İki kardeş arasında bir bakış alışverişi, bir çizgi disiplini, bir sanat anlayışı dolaşımı vardı. Arif Dino daha az görünür oldu; ama bu, daha az belirleyici olduğu anlamına gelmiyor. Hatta tam tersine, onun gölgede kalması etkisinin üzerini örtmüş görünüyor.  Abidin Dino kendisini şu sözlerle anlatıyordu:

“Susup biteviye tütün de içse, cigara paketine saatlerce kahve telvesi ve kibrit çöpü ile resim de yapsa, onun gölgesinde durmak, basbayağı huzur verirdi insana. Saray gibi adam, içi dışı bilinmedik cinsten. Uzun, dolambaçlı, boş koridorlu, koca kapılı sarayın içini pek az kişiye gezdirir Arif. Her odanın gizi başkadır. Arif’in bütün “evveliyatı”, geçmişi bilinse anlatılabilse, bundan ne çıkar? Aslına bakarsanız onu ne paşalara, beylere, ne aileye, ne yaşadığı kent ve ülkelere, ne uğraş türlerine hapsetmek mümkün. Arif sanki bütün bunlardan kopuk bir kendi kendinelik yaşamıştır. İşini ne kadar kusursuz yaparsa yapsın, bir insanın salt mühendis, marangoz, astronom, nalıncı, devrimci, tesbihçi, teshipçi olmasına gönlü razı değildi”

Bir başka önemli yön de Arif Dino’nun plastik sanatlar ve tasarım alanındaki üretimi. Sadece şiir yazan biri değildi. İllüstrasyon, heykel ve seramik çalışmaları yaptı. Erken Cumhuriyet döneminde sergi standı ve kitap kapağı tasarımcısı olarak da üretim verdi. Bu tarafı, bugün en az bilinen taraflarından biri. Oysa tam burada dönemin modernleşme atmosferiyle doğrudan temas ediyoruz. Yeni sergiler, yeni teşhir biçimleri, yeni görsel düzen arayışları içinde Arif Dino’nun adı sessiz ama önemli bir yerde duruyor. Onu bir kahve şairi gibi küçültmek de, sadece bohem bir figür gibi görmek de bu yüzden haksızlık olur. Masada konuşan adamın elinde ciddi bir görsel zekâ da vardı.

Dağınık Miras, Büyük Etki

Hayatı boyunca boksörlükten aşçılığa, oyunculuktan eleştirmenliğe kadar çok farklı işler yaptı. Hiç evlenmedi. 30 Mart 1957’de İstanbul’da hayatını kaybetti ve Aşiyan Mezarlığı’ndaki aile kabristanına defnedildi. Ölümünden sonra şiirleri, desenleri ve hakkında yazılan metinler toparlandı; Yüz ve İmbikten Çekilmiş Adam gibi kitaplar bu dağınık mirası biraz daha görünür kıldı. Ama Arif Dino’nun asıl meselesi belki de burada başlıyor: Geriye tam toparlanmış, rahatça sınıflandırılabilir bir külliyat bırakmadı. Bu yüzden bugün ona bakarken yalnızca eserlerine değil, çevresinde bıraktığı etkiye, dönemin hafızasındaki yerine ve başka hayatların içinde açtığı yollara da bakmak gerekiyor. Arif Dino, geride yalnızca eser bırakmış bir sanatçı değil; çevresindekilerin zihnine karışmış bir kültür kuvvetiydi.

Tagged