Journal of Research in Personality dergisinde yayımlanan yeni bir günlük çalışması, narsisistik kişilik özelliklerine sahip insanların sosyal medyadaki başarılarını değerlendirirken gerçek paylaşım davranışlarından çok kendi beklentilerinden etkilendiğini ortaya koyuyor. Araştırmaya göre özellikle kırılgan narsisizm gösteren kişiler, çevrim içi hedefleri karşılanmadığında günlük yaşam doyumunda ve duygusal durumlarında belirgin bir düşüş yaşıyor.
Psikolojide narsisizm yalnızca kendini beğenme, gösteriş yapma ya da sürekli dikkat çekmeye çalışma eğilimi olarak ele alınmıyor. Daha çok kişinin öz değerini başkalarından aldığı geri bildirimle düzenlemeye çalıştığı bir kişilik sistemi olarak tanımlanıyor. Bu sistem içinde birey, değerli ve önemli olduğuna dair inancını korumak için hayranlık toplamaya, sosyal konumunu güçlendirmeye ve çevresindeki insanlar üzerinde etkili olmaya çalışabiliyor.
Beğeniler, yorumlar, takipçi sayıları ve paylaşımların ulaştığı kişi sayısı da bu sürecin görünür göstergelerine dönüşüyor. Kullanıcılar yalnızca bir fotoğraf, düşünce ya da günlük deneyim paylaşmıyor; aynı zamanda başkalarının kendileri hakkında nasıl bir izlenim edineceğini de yönetmeye çalışıyor. Hangi fotoğrafın seçileceği, paylaşımın nasıl ifade edileceği, hangi başarıların öne çıkarılacağı ve hangi ayrıntıların gizleneceği bu dijital öz sunumun parçaları arasında yer alıyor.
Sosyal medya platformları, kullanıcıların kendilerini istedikleri biçimde sunabilmeleri, içeriklerini paylaşmadan önce düzenleyebilmeleri ve kısa sürede görünür geri bildirim alabilmeleri nedeniyle narsisistik özelliklerin incelenmesi için oldukça elverişli bir ortam sağlıyor. Geleneksel yüz yüze ilişkilerde sosyal geri bildirim çoğu zaman belirsizken sosyal medyada ilginin sayısal karşılıkları bulunuyor. Bir paylaşımın kaç kişi tarafından beğenildiği, kaç yorum aldığı ve ne kadar etkileşim oluşturduğu açıkça görülebiliyor.
Ancak araştırmanın sonuçları, bu sayıların kullanıcıların kendilerini başarılı ya da başarısız hissetmelerini tek başına açıklamadığını gösteriyor. Asıl belirleyici unsur, insanların sosyal medyaya hangi beklentilerle girdiği ve aldığı sonuçları bu beklentiler doğrultusunda nasıl yorumladığı olabilir.
Narsisizmin Farklı Yüzleri
Narsisizm genel olarak büyüklenmeci ve kırılgan olmak üzere iki ana başlıkta inceleniyor. Büyüklenmeci narsisizm; hak görme, üstünlük, baskınlık ve yüksek öz önem duygusuyla ilişkilendiriliyor. Bu özellikleri güçlü olan kişiler kendilerini çevrelerindeki insanlardan daha yetenekli, başarılı ya da önemli görebiliyor. Sosyal ilişkilerde dikkat çekmek, sözü belirlemek ve yüksek bir konuma sahip olduğunu göstermek isteyebiliyor.
Büyüklenmeci narsisizmin altında hayranlık ve rekabet olarak adlandırılan iki farklı eğilim bulunuyor. Hayranlık eğilimi taşıyan kişiler cazibelerini, başarılarını ve farklılıklarını öne çıkararak olumlu ilgi toplamaya çalışıyor. İnsanların kendilerine yönelmesini sağlamak için daha girişken, enerjik ve kendine güvenli bir görüntü sergileyebiliyor. Sosyal medya da başarıların sergilenebildiği ve geniş bir izleyici kitlesine ulaşılabildiği için bu eğilime uygun bir alan sunuyor.

Rekabet eğiliminde ise kişinin üstünlüğünü koruması daha savunmacı ve saldırgan yollarla gerçekleşiyor. Kibir, başkalarını küçümseme, rakip görülen kişilere karşı düşmanlık ve eleştirileri kişisel tehdit olarak değerlendirme bu yapının belirgin özellikleri arasında bulunuyor. Bu kişiler başkalarının başarısını kendi konumlarına yönelik bir tehdit olarak algılayabiliyor ve sosyal etkileşimlerde daha kolay gerilim yaşayabiliyor.
Kırılgan narsisizm ise daha güvensiz bir psikolojik yapı gösteriyor. Bu kişilerin öz saygısı dışarıdan güçlü görünse bile oldukça hassas olabiliyor. Reddedilme korkusu, görmezden gelinme hissi, yetersizlik düşüncesi ve olumsuz değerlendirmelere karşı aşırı duyarlılık sık yaşanabiliyor. İlgi ve onay ihtiyacı yüksek olsa da sosyal ilişkilerde rahat hareket etmek ya da doğrudan dikkat istemek her zaman kolay olmayabiliyor.
Sosyal medyada beklenen ilginin gelmemesi, kırılgan narsisizm gösteren kişiler için sıradan bir hayal kırıklığından daha ağır bir etki yaratabiliyor. Paylaşımın az beğeni alması, yorum gelmemesi ya da yeni insanlarla ilişki kurulamaması, kişinin uzun süredir taşıdığı görmezden gelinme ve değersizlik düşüncelerini doğrulayan bir işaret olarak yorumlanabiliyor.
Carmen Șurariu, Katherine B. Carnelley ve Claire M. Hart tarafından yürütülen araştırmada 154 yetişkin üç hafta boyunca izlendi. Katılımcılar başlangıçta büyüklenmeci ve kırılgan narsisizm düzeylerini ölçen anketleri tamamladı. Ardından 21 gün boyunca iki günde bir yapılan değerlendirmelerde son sosyal medya paylaşımlarını, çevrim içi etkileşimlerini ve duygusal durumlarını bildirdi.
Katılımcılardan son paylaşımlarının metinlerini araştırmacılarla paylaşmaları ve içeriklerini olumluluk, olumsuzluk ve dürüstlük açısından değerlendirmeleri istendi. Ayrıca paylaşım yaparken hangi sosyal sonuçları beklediklerini de belirttiler. Yeni insanlarla tanışmak, mevcut arkadaşlıkları sürdürmek, yakınlık kurmak, daha popüler hâle gelmek ve olumlu ilgi görmek bu beklentiler arasında yer aldı.
Daha sonraki değerlendirmelerde paylaşımların aldığı beğeni ve yorum sayıları kaydedildi. Böylece katılımcıların başlangıçtaki beklentileri, gerçekleşen çevrim içi sonuçlar ve bu sonuçlara ilişkin kişisel değerlendirmeleri karşılaştırılabildi.
Beklentiler Gerçeklerden Daha Belirleyici
Sonuçlar narsisizmin farklı boyutlarının birbirinden farklı çevrim içi davranışlarla ilişkili olduğunu gösterdi. Hayranlık eğilimi yüksek kişiler daha sık kendini sundu ve daha olumlu, özenle hazırlanmış içerikler paylaştı. Bu kişiler sosyal medyadaki etkileşimlerinden daha fazla memnuniyet duyuyor, paylaşımlarının yeni ilişkiler başlatmaya ve mevcut bağları korumaya yardımcı olduğuna daha çok inanıyordu.
Rekabet eğilimi yüksek kişiler ise daha az kendini gösterdi ve genel olarak daha az olumlu içerik paylaştı. Çevrim içi ilişkilerinde de daha düşük sosyal fayda algıladılar. Yeni bağlar kurmakta veya mevcut ilişkileri sürdürmekte sosyal medyanın kendilerine yeterince yardımcı olmadığını düşündüler. Başkalarını potansiyel rakip olarak görme ve etkileşimleri tehdit şeklinde yorumlama eğilimi, çevrim içi deneyimlerinin daha olumsuz algılanmasına katkıda bulunmuş olabilir.
Kırılgan narsisizm gösteren katılımcılar da görece daha az olumlu içerikler paylaştı. Ancak bu grupta asıl belirleyici unsur paylaşım sıklığı veya içeriğin niteliği değil, paylaşım öncesinde kurulan beklentilerdi. Bu kişiler çevrelerinden gerçekte aldıklarından daha fazla ilgi, onay, yakınlık ve popülerlik bekledi. Beklenti ile sonuç arasındaki mesafe büyüdükçe günlük iyi oluş düzeyleri düştü.
Özellikle yeni ilişki kurma beklentisinin karşılanmaması kırılgan narsisizm düzeyi orta veya yüksek olan kişilerde belirgin bir duygusal gerilemeyle bağlantılıydı. Paylaşımların yeni insanlarla temas kurmaya yardımcı olmaması, yalnızca sosyal medyada başarısız olmak anlamına gelmiyordu. Bu durum, temel güvensizliklerin ve reddedilme kaygılarının yeniden harekete geçmesine yol açabiliyordu.
Araştırmacılar, gerçek paylaşım davranışlarının katılımcıların algıladığı sosyal başarıyı doğrudan açıklamadığını belirledi. Başka bir ifadeyle kullanıcıların kendilerini ne kadar sık sunduğu veya içeriklerinin ne kadar olumlu olduğu, başarı ve başarısızlık hislerinin temel nedeni değildi. Kişisel hedefler, önceden kurulmuş beklentiler ve geri bildirimi yorumlama biçimleri çok daha güçlü görünüyordu.
Bu bulgular sosyal medya kullanımı ile ruh sağlığı arasındaki ilişkinin yalnızca ekran süresi, paylaşım sıklığı, tıklama sayısı veya alınan beğeniler üzerinden değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. Aynı sayıda beğeni alan iki kullanıcı, deneyimlerini tamamen farklı biçimlerde yorumlayabilir. Biri beklediğinden fazla ilgi gördüğünü düşünürken diğeri aynı sonucu reddedilmenin kanıtı olarak değerlendirebilir.
Araştırmanın öz bildirime dayanması ve katılımcıların çoğunun Birleşik Krallık’tan gelmesi sonuçların genellenmesini sınırlıyor. Katılımcıların kendi paylaşımlarını ne kadar dürüst veya olumlu bulduklarına ilişkin değerlendirmeleri de kişisel yanlılıklar içerebilir. Gelecekte paylaşımların bağımsız gözlemciler tarafından incelenmesi, takipçilerin değerlendirmelerinin sürece katılması ve farklı kültürlerde benzer günlük çalışmaların yürütülmesi öneriliyor.
Yine de çalışma, çevrim içi deneyimin duygusal etkisini anlamak için insanların ne yaptığından önce ne beklediğine bakılması gerektiğini gösteriyor. Sosyal medyanın kişi üzerindeki etkisi yalnızca ekranda görünen rakamlarda değil, bu rakamların hangi ihtiyaçlara ve güvensizliklere dokunduğunda ortaya çıkıyor.
