Geyikli Baba: Geyik, Kılıç ve Keramet

Manşet Tarihin Akışı

Bursa surlarının önündeki savaş uzadıkça dağlardan tuhaf haberler inmeye başlar. Keşiş Dağı’nın ormanlarında yaşayan, geyiklerle dolaşan bir dervişin Osmanlı askerlerine katıldığı söylenmektedir. Kimi anlatıda elinde altmış okkalık bir kılıç vardır; kiminde dev bir geyiğin sırtında savaşa gelir. Ardından yine geyiklere binmiş müritleri görünür. Çarpışma sırasında düşman tarafından kuşatıldığında bir kestane ağacı yarılır, derviş gövdenin içine girer, ağaç yeniden kapanır. Askerler uzaklaşınca ağaç açılır ve derviş tekrar savaş alanına çıkar. Ormanın içinden gelen bu adamın adı kaynaklara Geyikli Baba olarak geçti.

Asıl adı, doğum tarihi ve ölüm yılı kesin biçimde bilinmez. Fakat çevresinde oluşan köy, adına bağlanan vakıflar, devlet kayıtlarına giren dervişleri, Orhan Gazi ile ilişkisi ve yüzyıllarca yaşayan tekkesi onun yalnızca bir efsane kahramanı olmadığını ortaya koyar.

Geyikli Baba, Osmanlı’nın henüz saraylardan, merkezî kurumlardan ve büyük ordulardan oluşmadığı çağın insanıdır. Beyliğin sınırları gaziler, göçebe Türkmenler, derviş toplulukları, aşiretler ve yerel savaşçılar tarafından genişletilirken ortaya çıkmış; hem fetihlere katılmış hem de yeni alınan topraklarda yerleşim kurmuştur. Onun hikâyesinde devlet ile orman, sultan ile derviş, İslam ile eski Türkmen hafızası yan yana durur.

Hoy’dan Uçlara Uzanan Yol

En eski Osmanlı anlatılarında Geyikli Baba’nın Hoy’dan geldiği yazılıdır. Hoy, bugünkü İran’ın kuzeybatısında, tarihî Azerbaycan coğrafyasında yer alır. XIII. ve XIV. yüzyıllarda bu bölge Anadolu’ya yönelen Türkmen hareketlerinin önemli geçiş alanlarından biriydi. Moğol istilaları, siyasî karışıklıklar ve yeni otlak arayışları yüzünden pek çok Türkmen topluluğu batıya ilerledi; dervişler de bu hareketin içinde yer aldı.

Geyikli Baba’nın tek başına seyahat eden münzevi bir adamdan çok, kendisine bağlı dervişler ve savaşçılarla hareket eden bir Türkmen şeyhi olduğu anlaşılır. Osmanlı kayıtlarında yalnız “Geyikli Baba” değil, “Geyikli Baba dervişleri”, “Geyikli cemaati” ve “Geyikli Baba Sultan cemaati” gibi adlar da görülür. Bu ifadeler onun etrafında dinî bağlılığın ötesine geçen, toplumsal ve muhtemelen aşiret özellikleri taşıyan bir çevrenin bulunduğunu düşündürür. Hoy’dan başlayan yolculuğunun hangi duraklardan geçtiği bilinmez. Fakat sonunda Osmanlı uçlarının en gergin bölgelerinden birine, İnegöl ile Keşiş Dağı arasına yerleşti. İnegöl çevresi henüz güvenli bir iç bölge değildi. Bizans kaleleri, dağ geçitleri, köyler ve Türkmen yaylakları iç içeydi. Geyikli Baba’nın ormanı seçmesi yalnızca inziva arzusu değildi; dağ yolu, köyler ve fetih hattı üzerinde etkili bir konum sağlıyordu.

Bugün Uludağ dediğimiz dağ, Osmanlı kaynaklarında çoğunlukla Keşiş Dağı adıyla geçer. Bizans döneminden beri manastırların, keşişlerin ve münzevilerin yaşadığı bu coğrafya, fetih sonrasında yeni dervişlerin yerleştiği bir alana dönüştü. Eski inziva mekânlarının yanına veya üzerine zaviyeler kuruldu; dağın kutsallığı değişen dinî kimliklere rağmen varlığını korudu.

Adı Hasan mıydı?

“Geyikli Baba” onun gerçek adı değil, lakabıdır. Kaynaklarda Hasan, Ulvî Baba, Mehmed ve Baba Sultan gibi farklı adlar bulunur. Bunların içinde en dikkat çekici olanı Hasan’dır; çünkü Yunus Emre’ye atfedilen bir beyitte şu ifade geçer:

“Giyiklü’nün ol Hasan söz ayıtmış kendüden…”

Bu beyitten hareketle Geyikli Baba’nın asıl adının Hasan olabileceği kabul edilir. Yunus Emre ile aynı çağda yaşamış olması, iki dervişin birbirini tanıdığı ihtimalini de doğurur; fakat beyitlerin aktarım ve tarihlendirme sorunları nedeniyle bu ilişkiyi ayrıntılı biçimde kurmak mümkün değildir.

Daha geç Bursa kaynakları onu Ulvî Baba diye anar. “Baba Sultan” ise zamanla hem Geyikli Baba için kullanılan bir unvana hem de tekkesinin çevresinde oluşan köyün adına dönüşür. Bir adamın kişisel adı giderek unutulmuş, geyiklerle ilgili lakabı bütün kimliğini ele geçirmiştir.

Rum Abdallarından Biri

Geyikli Baba’nın içinde bulunduğu topluluk Osmanlı kaynaklarında Abdalân-ı Rum, yani Anadolu abdalları adıyla anılır. Abdallar yerleşik medrese çevrelerinden farklı yaşayan, çoğu zaman göçebe veya yarı göçebe Türkmenlerle hareket eden dervişlerdi.

Bu gruplar düzenli tarikat teşkilatlarına bütünüyle benzemezdi. Bazıları saç ve sakallarını alışılmadık biçimlerde kesiyor, hayvan postları giyiyor, çıplak ayakla dolaşıyor, şehirlerden çok dağları, köyleri ve sınır bölgelerini seçiyordu. Dervişlikleri yalnız ibadet ve inzivadan ibaret değildi; savaşlara katılıyor, köprü ve yol çevresine yerleşiyor, boş arazileri işliyor, yolcuları barındırıyor ve çevrelerine yeni topluluklar topluyorlardı. Abdal Musa, Kumral Abdal, Abdal Murad, Postinpûş Baba ve Karaca Ahmed gibi isimler de bu geniş dünyanın içinde anılır. Geyikli Baba’yı onlardan ayıran, geyiklerle kurulan olağanüstü ilişkinin yanı sıra Orhan Gazi ile ilgili anlatılarının çok güçlü biçimde korunmuş olmasıdır.

Osmanlı Beyliği açısından bu dervişler yalnız manevî kişiler değildi. Sınır bölgelerinde devletin henüz kuramadığı sosyal örgütlenmeyi oluşturuyorlardı. Bir zaviye çevresinde tarla açılıyor, su yolları düzenleniyor, yolcu ağırlanıyor, hayvan besleniyor ve yeni bir köy doğuyordu. Beylik, arazi veya vergi imtiyazı veriyor; dervişler de toprağı işler hale getirerek kalıcı yerleşime dönüştürüyordu.

Vefâiyye ve Babaî Hafızası

Orhan Gazi’nin Geyikli Baba’ya hangi tarikata mensup olduğunu sorduğu, onun da şu cevabı verdiği anlatılır:

“Baba İlyas müridiyim, Seyyid Ebü’l-Vefâ tarikindenim.”

Seyyid Ebü’l-Vefâ el-Bağdâdî, XI. yüzyılda Irak’ta yaşamış ve özellikle göçebe topluluklar arasında yayılan Vefâiyye yolunun kurucusuydu. Bu gelenek Anadolu’ya ulaştığında Dede Garkın ve Baba İlyas çevresiyle birleşti. Geyikli Baba’nın kendisini bu silsile içinde tanıtması, erken Osmanlı uçlarında Vefâî ve Babaî çevrelerin etkisine dair en önemli kayıtlardan biridir.

Buradaki “Baba İlyas müridiyim” cümlesini doğrudan yüz yüze kurulmuş şeyh-mürit ilişkisi olarak okumak kronolojik bir sorun yaratır. Baba İlyas 1240’taki Babaî ayaklanması sırasında hayatını kaybetmişti; Geyikli Baba ise yaklaşık doksan yıl sonra Bursa’nın fethinde görünür. Geyikli Baba’nın çok uzun yaşadığı kabul edilmediği sürece söz konusu ifade muhtemelen manevî silsileyi, Baba İlyas topluluğuna bağlılığı veya sonraki kuşakların kullandığı ortak kimliği anlatır. Babaî hareketinin Anadolu Selçuklu yönetimi tarafından kanlı biçimde bastırılmasının ardından hayatta kalan toplulukların bir kısmı uç bölgelerine dağıldı. Merkezî otoritenin daha zayıf olduğu Türkmen beylikleri, bu dervişler için yeni alanlar açtı. Osmanlı uçları da bu göçün duraklarından biri oldu.

Geyikli Baba’nın dinî dünyasını daha sonraki yüzyılların katı tarikat sınırlarıyla açıklamak güçtür. Vefâî, Babaî, Kalenderî ve abdal unsurlar onun çevresinde birbirine karışır. Daha sonra Bektaşi geleneği bu mirasın önemli bölümünü kendi içinde topladı; fakat Geyikli Baba’nın yaşadığı çağda bugünkü anlamıyla kurumsallaşmış bir Bektaşilik henüz yoktu.

Geyiklerle Yaşayan Adam

Geyikli Baba’nın lakabını açıklayan en yaygın anlatıya göre dağlarda geyiklerle birlikte yaşıyor, onlara biniyor ve vahşi hayvanları kendisine bağlayabiliyordu. Bazı metinlerde geyikler onu gördüklerinde kaçmaz; çevresinde toplanır. Bursa’nın fethine katılırken de bir geyiğin sırtında görünür. Geyik motifi yalnız bir kıyafetten ibaret değildir. Orta Asya ve Sibirya anlatılarında geyik, avcıyı bilinmeyen ülkelere götüren, soyun başlangıcında beliren, ruhlar dünyasıyla dağlar arasında dolaşan bir hayvandır. Türk destanlarında bir topluluğa yol gösterebilir; avlanması uğursuzluk doğurabilir; bazen insan biçimine giren kutsal bir varlık olarak belirir. Anadolu’ya gelindiğinde bu eski motifler veli menkıbeleriyle kaynaştı.

Geyikli Baba anlatısında geyikle birlikte ağaç da sürekli ortaya çıkar. Savaştığı sırada onu saklayan kestane ağacı, Orhan Gazi’nin sarayına diktiği kavak veya çınar, tekkesinin avlusunda büyüyen dev ağaç aynı anlatı dünyasının parçalarıdır. Dağ, hayvan ve ağaç; dervişin etrafında tek bir kutsal coğrafyaya dönüşür. Türbesinde geyik boynuzlarının asılması da bu hafızayı canlı tutar. Boynuzların hangi tarihlerde yerleştirildiği bilinmez; ancak türbe mekânı, dervişin lakabını ziyaretçiye doğrudan gösteren bir anlatı alanına dönüşmüştür.

Bursa’nın Fethinde Gazi-Derviş

Bursa uzun süren bir kuşatmanın ardından 1326’da Osmanlıların eline geçti. Geyikli Baba’nın müritleriyle bu fethe katıldığı, erken Osmanlı tarih anlatılarında yer alır. Geyik üzerinde savaşması ve dev kılıcı menkıbenin parçasıdır; fakat derviş topluluğunun askerî faaliyete katılması dönemin yapısına uygundur. Düzenli ordunun henüz oluşmadığı yıllarda alpler, aşiret savaşçıları ve derviş grupları fetih kuvvetinin önemli parçalarıydı. Geyikli Baba’nın yalnız dua eden bir ermiş değil, kılıç taşıyan savaşçı olarak hatırlanması onu klasik gazi-derviş tipine yaklaştırır. Menkıbelerde savaşın en tehlikeli yerinde belirir; düşman saflarını yarar; askerlerin önünü açar; sonra yeniden ormana çekilir.

Altmış okkalık kılıç anlatısı fiziksel olarak olağanüstü bir güç tasviridir. Osmanlı okkası bölge ve döneme göre değişmekle birlikte böyle bir kılıcın (Yaklaşık 80 kilo) gerçek savaş silahı olması mümkün değildir. Buradaki ağırlık dervişin insanüstü kuvvetini büyütür.

Geyikli Baba’nın Bursa kuşatmasındaki rolü daha sonraki yüzyıllarda genişledi. Osmanlı tarihçileri onu yalnız savaşçı değil, devletin kuruluşunu manevî olarak destekleyen erenlerden biri haline getirdi. Böylece fetih yalnız askerî başarı olmaktan çıktı; dağlarda yaşayan velilerin de onayladığı kutsal bir başlangıç olarak anlatıldı.

Üç Yüz Altmış Kapılı Kızılkilise

Geyikli Baba’nın adının geçtiği en ilginç fetihlerden biri Kızılkilise’dir. Bir belgede Kızılkilise’nin üç yüz altmış kapılı büyük bir kilise veya kale olduğu, Geyikli Baba’nın burada savaştığı anlatılır. Çarpışma sırasında sığındığı kestane ağacının yarılarak onu içine aldığı da aynı hikâyenin parçasıdır. Üç yüz altmış kapı gerçek bir mimari tariften çok menkıbevî büyüklük ölçüsüdür. Üç yüz altmış sayısı yılın günleri, dairesel bütünlük ve erişilmesi güç bir yapıyla ilişkilendirilen geleneksel bir sayıdır.

Kızılkilise’nin neresi olduğu kesin değildir. İnegöl, Keles ve Uludağ’ın doğu-güney hattındaki çeşitli yerler önerilmiştir. Bazı araştırmalarda bugünkü Keles çevresindeki Kemaliye ile ilişkilendirilir. Yer adı Anadolu’nun birçok bölgesinde kullanıldığı için kesin bir eşleştirme yapmak zordur. Anlatının tarihsel çekirdeğinde, Geyikli Baba’nın Bursa kuşatmasından bağımsız olarak çevredeki küçük Bizans yerleşimlerine yönelik akınlara katılmış olması mümkündür. Onun faaliyet alanı yalnız Bursa surlarıyla sınırlı değildi; İnegöl, Biga ve dağ geçitlerine kadar uzanan geniş bir çevrede adı yaşamaya devam etti.

Turgut Alp ile Dervişin Dostluğu

Geyikli Baba ile Osmanlı yönetimi arasındaki bağın kurulmasında Turgut Alp önemli yer tutar. Turgut Alp, Osman Bey ve Orhan Gazi dönemlerinde İnegöl çevresinde faaliyet gösteren eski uç savaşçılarından biriydi. Rivayetlerde Geyikli Baba’nın yakın dostu, hatta müridi olarak geçer. Turgut Alp’in dervişten Orhan Gazi’ye söz ettiği, onun kerametlerini ve savaşlardaki gücünü anlattığı aktarılır. Sultan Geyikli Baba’yı huzuruna çağırır; fakat derviş davete gelmez. Orhan Gazi kendisinin ziyaret edeceğini bildirince bu kez onun da gelmemesini ister.

Geyikli Baba’nın cevabı şöyledir: Dervişler zamanı gözetir; dualarının kabul edileceği vakit gelince kendileri ortaya çıkar. Bu mesafe erken Osmanlı menkıbelerinde sık görülen sultan-derviş gerilimini taşır. Sultan toprağın ve ordunun sahibidir; derviş ise hükümdarın çağrısıyla hareket etmez. Saray onu görmek isterken o ormanda kalır. Görüşmenin zamanını siyasî iktidar değil derviş belirler.

Geyikli Baba sonunda beklenmedik biçimde Bursa’ya gelir. Sırtında bir kavak veya çınar fidanı taşımaktadır. Sarayın kapısına yahut iç avlusuna girer, toprağı kazar ve fidanı diker. Ardından Osmanlı hanedanının uzun ömürlü olması için dua eder.

Anlatının bazı varyantlarında şu söz ona atfedilir:

“Bu durdukça dervişlerin duası sana ve nesline makbul ola.”

Fidan, Osmanlı hanedanının büyümesiyle ilişkilendirilir. Küçük bir uç beyliği nasıl büyük bir devlete dönüşecekse, ince gövdeli fidan da kök salıp dev bir ağaca dönüşecektir. Osmanlı kuruluş anlatılarında ağaç güçlü bir motiftir. Osman Gazi’nin rüyasında Şeyh Edebali’nin göğsünden çıkan ayın kendi göğsüne girmesi ve ardından göğsünden bir ağacın yükselmesi de hanedanın geleceğiyle ilgilidir. Geyikli Baba’nın saraya diktiği fidan, aynı hafızanın başka bir koludur. Babasultan’daki külliyenin yanında bulunan dev çınarın da Geyikli Baba tarafından dikildiğine inanılır. Ağacın çevresinin yaklaşık on iki metreye ulaştığı kaydedilmiştir. Bursa’daki saray ağacı ile Babasultan’daki çınarın aynı zamanda dikildiği yönünde yerel bir inanç da vardır.

İnegöl’ü Reddeden Derviş

Orhan Gazi’nin Geyikli Baba’ya İnegöl çevresini bağışlamak istediği de anlatılır. Sultan, fetihlerdeki hizmetlerini ödüllendirmek ve onu devlet düzenine dahil etmek ister. Geyikli Baba ise geniş toprakları kabul etmez.

Rivayete göre Orhan Gazi:

“İnegöl yöresi senin olsun.”

der. Derviş ise toprağın gerçek sahibinin Allah olduğunu, kendisinin mülk istemediğini söyler. Yalnız müritlerinin barınacağı, misafirlere yemek verilecek ve bir zaviye kurulacak kadar yer kabul eder. Toprağı reddetmesi, dervişin sultan karşısındaki bağımsızlığını korur. Fakat anlatının devamında zaviye için arazi, köy ve gelir kaynakları tahsis edilir. Dolayısıyla bütünüyle dünyadan çekilen bir adam değil; kişisel mülkiyeti reddederken topluluğunun yaşayacağı ekonomik yapıyı kabul eden bir şeyh vardır. Orhan Gazi’nin Geyikli Baba için cami ve zaviye yaptırdığı bilgisi yalnız menkıbelerde kalmaz; sonraki vakıf ve tahrir kayıtlarında da kuruluşun varlığı açık biçimde görülür.

Şarap, Rakı ve Yanmayan Pamuk

Geyikli Baba etrafındaki en sıra dışı hikâye, Orhan Gazi’nin ona iki yük şarap ve iki yük arak göndermesidir. Anlatıya göre bazı kişiler dervişi sultanın gözünden düşürmek ister ve onun “meyhor”, yani içkiye düşkün olduğunu söyler. Orhan Gazi de iddiayı sınamak için içkileri gönderir. Hikâyenin farklı varyantları vardır. Birinde Geyikli Baba yükleri kabul etmez ve geri yollar. Başka bir varyantta şarap ve arakı kazanlara boşaltır, pirinç ekler; içkiler bal ve yağ gibi olur, ortaya zerde veya pilava benzeyen bir yemek çıkar. Derviş yemeği çevresindekilere dağıtır. Ardından ateş korunu pamuğun içine koyar, pamuk yanmadan sultana ulaşır.

Bu sahne Geyikli Baba’nın “içki içen derviş” diye tanımlanmasından daha karmaşıktır. Anlatının merkezinde içki içmesi değil, kendisini sınamak için gönderilen maddeleri başka bir şeye dönüştürmesi bulunur. Şarap ve arak, yenilebilir gıdaya; yakıcı ateş ise pamuğa zarar vermeyen bir kora dönüşür. Hadisenin aktarıldığı belge Fetret Devri’nde, Musa Çelebi döneminde düzenlenmiş bir evrak arasında korunmuştur. Metin Geyikli Baba’nın yaşadığı çağda kaleme alınmamıştır; fakat XV. yüzyıl başlarında onunla ilgili anlatının devlet evrakına kadar girmiş olduğunu ortaya koyar. Menkıbenin başka kişiler için kullanılan benzer örnekleri de vardır. Ateşi pamukta taşımak, zehri etkisiz hale getirmek veya yasak bir maddeyi helal yiyeceğe dönüştürmek, velilerin sınandığı anlatılarda sık rastlanan motiflerdir.

Bir Zaviyeden Köye

Geyikli Baba’nın yerleştiği alan zamanla onun adıyla anılmaya başladı. Tapu ve vakıf kayıtlarında “Geyikli Baba karyesi” olarak geçen köy, daha sonra Babasultan adını aldı. Günümüzde Bursa’nın Kestel ilçesine bağlı Babasultan Mahallesi’nde türbe ve cami yaşamaya devam eder.

Külliye cami, tekke, türbe ve hamamdan oluşuyordu. Değirmen, derviş hücreleri, mutfak, misafirhane, selamlık ve imaret gibi bölümlerin de bulunduğu anlaşılıyor; fakat bunların önemli kısmı günümüze ulaşmadı. Zaviye yalnız zikir yapılan bir mekân değildi. Yoldan geçenler burada konaklıyor, yoksullara ve misafirlere yemek veriliyor, çevredeki tarlalar işleniyor, kestane ve ceviz toplanıyor, hamam ve değirmen kullanılıyordu. İnegöl ile Bursa arasındaki dağlık alanda güvenli bir durak meydana gelmişti. Yapıların çevresinde Bizans dönemine ait sütun başlıkları, korkuluk levhası parçaları ve arslan başı biçiminde bir çörten bulunması, aynı yerde daha önce bir manastır veya başka bir dinî tesisin varlığı ihtimalini güçlendirir. Fetih sonrasında eski dinî alanların zaviyelere dönüştürülmesi erken Osmanlı iskânında rastlanan bir uygulamaydı. Manastır ihtimali doğruysa Geyikli Baba’nın yerleşimi tamamen boş bir alanda başlamamıştı. Keşişlerin inziva coğrafyası dervişlerin inziva coğrafyasına dönüşmüş; eski yapının taşları yeni külliyede yaşamaya devam etmişti.

Kestane, Ceviz, Hamam ve Üç Dükkân

Geyikli Baba Zaviyesi’nin yüzyıllar boyunca yaşayabilmesi için yalnız manevî itibar yetmezdi. Kurumun tarlalara, köylere ve düzenli gelire ihtiyacı vardı. Tahrir kayıtlarında Orhan Gazi döneminde Geyikli Baba köyünün, Yıldırım Bayezid zamanında ise Kulbar adlı başka bir köyün zaviyeye bağlandığı görülür. XVI. yüzyıl kayıtlarında iki köyde toplam 103 vergi nüfusu bulunuyor ve zaviyeye sağlanan gelir 9732 akçeye ulaşıyordu. Geyikli Baba köyünün bağları, bahçeleri, kestane ve ceviz ağaçları 4200 akçe gelir getiriyordu. Bursa’daki üç dükkândan 1020 akçe, köydeki hamam hissesinden 1080 akçe alınıyordu. Ayrıca 6000 akçelik bir para vakfının getirisi hamam ve değirmenin tamirine ayrılmıştı.

Bu rakamların arkasında çalışan büyük bir düzen vardı. Köylüler tarım yapıyor, ürünün belirli bölümü vakfa gidiyor; dükkânlar kira getiriyor; hamam ve değirmen hem hizmet veriyor hem gelir sağlıyordu. Zaviyede aşçı, türbedar, imam, hatip, müezzin, şeyh, mütevelli ve vergi toplayıcı gibi görevliler bulunuyordu. Geyikli Baba’nın kişisel olarak reddettiği toprak, ölümünden sonra büyük bir kurumsal ekonomiye dönüşmüştü. Ormandaki dervişin çevresinde başlayan küçük yerleşim, birkaç yüzyıl sonra köyleri ve şehir dükkânlarını kapsayan bir vakıf ağına sahipti.

Deli Birader’in Sığındığı Tekke

Geyikli Baba Zaviyesi’nin tarihindeki en renkli kişilerden biri, Gazâlî mahlasıyla tanınan şair Deli Biraderdir. Asıl adı Mehmed olan şair, Şehzade Korkut’un çevresinde bulunmuştu. Korkut’un 1513’te hayatını kaybetmesinin ardından Yavuz Sultan Selim’den Geyikli Baba Zaviyesi’nin şeyhliğini istedi. Talebi kabul edildi ve bir süre burada inzivaya çekildi. Gazâlî mahlasını da bu dönemde aldığı aktarılır.

Deli Birader’in hayatı Geyikli Baba’dan çok farklıydı. Şair, hicivci, eğlenceye düşkün ve tartışmalı bir kişilikti. Saray çevresindeki tehlikeli mücadelelerden sonra dağ başındaki zaviyeye çekilmesi, Geyikli Baba makamının yalnız köylü dervişler için değil, siyasî fırtınalardan kaçan insanlar için de sığınak olduğunu düşündürür.

Deli Birader daha sonra şeyhlikten ayrıldı ve medrese çevresine geçti. Zaviyedeki görevinin kısa sürmesine rağmen adı, Geyikli Baba’dan sonra kurumda görev yaptığı bilinen az sayıdaki tanınmış kişi arasındadır.

Bektaşi Tekkesi Haline Gelmesi

Geyikli Baba’nın yaşadığı dönemde onu doğrudan Bektaşi saymak doğru değildir. Kendisini Vefâî ve Baba İlyas çevresiyle ilişkilendiren kayıt çok daha eskidir. Fakat Rum abdallarının mirası zamanla Bektaşilik içinde toplandı; Geyikli Baba Zaviyesi de ilerleyen yüzyıllarda Bektaşi kimliği kazandı.

1826’da II. Mahmud Yeniçeri Ocağı’nı kaldırırken Bektaşi tekkelerine karşı da büyük bir tasfiye başlattı. Geyikli Baba Tekkesi kapatıldı. Türbe ve cami bütünüyle ortadan kaldırılmadı; birkaç yıl sonra bazı Bektaşi tekkelerinin farklı şartlarla yeniden faaliyete geçmesine izin verildiğinde Babasultan’daki tekke de açıldı. Tekke, imaret ve misafirhane XIX. yüzyıl boyunca çeşitli onarımlar geçirdi. Cumhuriyet döneminde tekkelerin kapatılmasının ardından derviş hücreleri, mutfak, selamlık ve diğer bölümler ortadan kayboldu. Cami, türbe ve hamam ise ayakta kaldı.

Anadolu’ya Dağılan Geyikli Cemaati

Geyikli Baba’nın etkisi Babasultan köyüyle sınırlı kalmadı. Osmanlı kayıtlarında Erzurum, Sivas, Malatya, Konya, Adana, Biga, Bursa ve İnegöl çevrelerinde Geyikli Baba adına bağlı cemaatlerden söz edilir. Germiyan bölgesinde de Geyikli Baba dervişlerine rastlanır. Bu grupların hepsinin doğrudan Babasultan’daki tekkeye bağlı olup olmadığı bilinmez. “Geyikli Baba cemaati” adı, zamanla onun manevî soyuna bağlanan dervişleri, belirli Türkmen topluluklarını veya vergi kayıtlarında ortak ad altında toplanan grupları ifade etmiş olabilir. Adın geniş bir coğrafyada görülmesi, Geyikli Baba’nın ölümünden sonra hareketli bir derviş ağı tarafından taşındığını düşündürür. Müritler yeni köylere yerleşmiş, kendi zaviyelerini kurmuş ve şeyhlerinin adını yaşatmış olabilir. Geyiklerle dolaşan tek bir dervişin adı böylece idarî kayıtlara giren bir topluluk adına dönüşmüştür.

Aya Yorgi ve Roland’a Benzetilen Derviş

Avusturyalı tarihçi Joseph von Hammer, Geyikli Baba’yı Hristiyanların savaşçı azizi Aya Yorgi ve Batı Avrupa destanlarının kahramanı Roland ile karşılaştırır. Üç figürde de savaşçılık, olağanüstü güç ve kutsallık bir araya gelir.

Bölgede daha önce yaşamış Hristiyan toplulukların savaşçı aziz anlatılarıyla Türkmen derviş menkıbelerinin karşılaşmış olması mümkündür. Aya Yorgi’nin ejderhayı öldüren atlı aziz görüntüsü, sınır bölgelerinde hem Hristiyanlar hem Müslümanlar arasında tanınan güçlü bir kült figürüydü.

Fakat Geyikli Baba’nın dünyası doğrudan Aya Yorgi’nin kopyası değildir. Onun yanında ejderha değil geyik, saray değil orman, düzenli şövalye zırhı değil derviş postu vardır. Benzerlik, sınır toplumlarının savaşçı velilere duyduğu ortak ihtiyaçtan doğar.

Ölümü ve Mezarı

Geyikli Baba’nın ölüm tarihi bilinmez. Bazı modern anlatılarda 1275-1350 gibi tarihler verilse de bunları destekleyen çağdaş bir kayıt yoktur. Bursa’nın fethinden sonra bir süre daha yaşadığı ve kurulan zaviyede faaliyet gösterdiği kabul edilir.

Öldüğünde yerleştiği bölgede toprağa verildi. Mezarının üzerine türbe yapıldı; yanına cami ve tekke eklendi. Çevrede toplanan insanlar yeni köyü onun adıyla anmaya başladı. Geyikli Baba’nın bedeninden çok makamı yaşamaya devam etti. Türbedarlık görevleri nesiller boyunca el değiştirdi, vakıf arazileri işlendi, hamam yandı, değirmen döndü, yolculara yemek dağıtıldı. Şeyhin hayatına ilişkin bilgiler unutulurken onun adına kurulmuş ekonomik ve toplumsal düzen yüzyıllarca sürdü.

Bugün türbeye girildiğinde ziyaretçiyi sandukalar ve tavanda asılı geyik boynuzları karşılar. Boynuzlar, yazılı tarih okumadan da Geyikli Baba’nın kim olduğunu anlatır. Dışarıda ulu ağaçlar, cami, türbe ve hamamdan kalan yapı grubu bulunur. Köyün adı artık Geyikli Baba karyesi değil Babasultan’dır; fakat iki isim de aynı adamın farklı yüzlerini taşır. “Geyikli”, ormanlara ve eski hayvan anlatılarına; “Baba Sultan” ise dervişin halk gözündeki hükümdarlığına aittir. Geyikli Baba hiçbir zaman tahta çıkmadı, büyük bir medrese kurmadı, kitap yazmadı. Kendisinden kalan imzalı bir metin, kesin bir doğum tarihi veya ayrıntılı biyografi yoktur. Buna rağmen Osmanlı’nın kuruluş devrinden günümüze ulaşan en canlı dervişlerden biri oldu.

Türbenin Yanındaki İkinci Sanduka

Geyikli Baba Türbesi’nde iki sanduka bulunur. Büyük olan Geyikli Baba’ya, diğeri Balım Sultan adıyla anılan bir kişiye aittir. Buradaki Balım Sultan, XVI. yüzyıl Bektaşi düzenleyicisi Balım Sultan ile karıştırılmamalıdır. Osmanlı anlatılarında türbedeki Balım Sultan’ın Germiyanoğlu hanedanından bir emir olduğu, Geyikli Baba’ya bağlandıktan sonra beyliğe ilişkin haklarından vazgeçip derviş hayatını seçtiği söylenir. Bu hikâyede siyasî iktidarı reddetme motifi yeniden ortaya çıkar. Geyikli Baba, Orhan Gazi’nin sunduğu toprağı kabul etmez; yanındaki Germiyanlı emir de hanedan hakkından vazgeçer. Türbe böylece hükümdarlık arzusunu terk eden iki kişinin ortak mekânı haline gelir.

Onun hikâyesinde bir uç beyliğinin ihtiyaç duyduğu her şey vardır: savaşacak insanlar, işlenecek topraklar, yerleşilecek köyler, doyurulacak yolcular, sultanı destekleyen dualar ve siyasî iktidar karşısında eğilmeyen bir veli. Geyikli Baba önce Horasan’dan gelip ormanda yaşayan bir Türkmen lideriydi. Sonra fetihlere katılan savaşçıya, geyiklere hükmeden ermişe, sultanın teklifini reddeden bağımsız dervişe ve Osmanlı hanedanının geleceği için ağaç diken kurucu azize dönüştü. Fakat efsanenin altında daha somut bir hayat da kaldı: Köy kuran, müritleriyle hareket eden, yeni fethedilmiş bir coğrafyada zaviye açan ve kendisinden sonra yüzyıllarca yaşayacak bir topluluk bırakan tarihsel Geyikli Baba.

Okuma Önerileri (Kitap ve Makaleler)

Ahmet Yaşar Ocak, Osmanlı İmparatorluğu’nda Marjinal Sûfîlik: Kalenderîler
Ömer Lütfi Barkan, “Kolonizatör Türk Dervişleri ve Zaviyeler”
Haşim Şahin, Dervişler, Fakihler, Gaziler
Markus Köhbach, “Vom Asketen zum Glaubenskämpfer: Geyiklü Baba”
M. Akkuş ve B. Bağcı, “Geyikli Baba Zaviyesi ve Osmanlı Kuruluş Sürecine Etkisi”
Âşıkpaşazâde, Tevârîh-i Âl-i Osman

Tagged

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *