Perilaos: Kendi Dehşetinin İçine Kapatılan Usta

Manşet Tarihin Akışı

Perilaos, Sicilya’ya elinde sıradan bir heykelle değil, insan aklının en karanlık kıvrımlarından çıkmış bir tunç boğayla geldi. Dışarıdan bakıldığında güçlü, parlak ve görkemli bir hayvandı; içine saklanan fikir ise heykelin yüzeyindeki ışıltıdan çok daha soğuktu. Sarayın kapısında duran şey, bir sanat eserinden çok daha fazlasıydı. Bir hükümdarın sadistliğine sunulmak üzere tasarlanmış, metalin, ateşin ve insan sesinin aynı karanlık düzende birleştiği uğursuz bir armağandı.

Akragas’ın Gölgesindeki Tiran

Phalaris, Sicilya’daki Akragas kentinin tiranıydı. Bugünkü Agrigento çevresinde yükselen bu Yunan kolonisi, zenginliğiyle, tapınaklarıyla ve Akdeniz dünyasındaki konumuyla güçlü bir merkezdi. Fakat Phalaris’in adı mimariyle, ticaretle ya da siyasetle değil, daha çok korkuyla anıldı. Onun çevresinde büyüyen anlatılar, bir hükümdarın nasıl insan biçiminde bir felakete dönüşebileceğini göstermek için kuşaktan kuşağa taşındı.

Antik dünyanın tiranları yalnızca sert yöneticiler değildi. Onlar, şehirlerin hafızasında kişisel korkunun adı haline gelirdi. Phalaris de böyle bir figüre dönüştü. Sarayın kapıları, askerlerin adımları, verilen emirler ve geceleri fısıltıyla anlatılan öyküler onun etrafında birleşti. Tunç Boğa bu karanlık ünün merkezine yerleşti. Çünkü o, yalnızca bir zanaatkâr değildir. O, hükümdarın zalimliğini daha etkili, daha gösterişli, daha unutulmaz hale getirmeye çalışan kişidir. Elindeki tunç, sıradan bir maden olmaktan çıkar; insan sesini yutan ve yerine sahte bir hayvan sesi üreten bir iktidar aracına dönüşür.

Perilaos’un Hediyesi

Perilaos, Atinalı bir tunç ustası olarak anlatılır. Heykel yapmayı, metali işlemeyi, boşlukla ses arasındaki ilişkiyi biliyordur. Phalaris’e sunduğu boğa yalnızca kaba bir işkence aleti değildir. Dışarıdan bakıldığında güçlü, parlak ve görkemli bir heykeldir. İçinde ise başka bir dünya saklar. Boğanın yan tarafında bir kapı vardır. Kurban bu kapıdan içeri sokulacak, kapak kapatılacak ve heykelin altında ateş yakılacaktır. Tunç ağır ağır ısınırken içerideki insanın çığlıkları boğanın baş kısmına yerleştirilen borulardan geçer. Böylece dışarıya insan sesi değil, boğanın böğürtüsüne benzeyen boğuk, ürkütücü bir ses çıkar.

Perilaos’un fikrindeki asıl kötülük, yalnızca ölümde değildir. O, ölümü sahneye koyar. Kurbanın sesini tanınmaz hale getirir. Acıyı doğrudan göstermek yerine onu dönüştürür, süsler, biçimlendirir. İnsan bedenini yakarken insan sesini de elinden alır. İçeride biri can verirken dışarıdaki dünya yalnızca tunçtan bir hayvanın bağırdığını duyar. Bir hükümdara böyle bir armağan götürmek, Perilaos’un zihnini de ele verir. O, zalimliğin karşısında korkuya kapılan biri değildir; zalimliğe hizmet öneren kişidir. Phalaris’in elindeki iktidarı daha karanlık hale getirecek bir icat tasarlamış, sonra da bunu ustalığının kanıtı gibi sunar.

İlk Deneme

Phalaris, boğayı gördüğünde önce onun biçimine bakar. Parlak tunç, güçlü gövde, hayvanın heybeti ve ustanın kendinden emin tavrı karşısındadır. Perilaos ise büyük anın geldiğini sanır. Boğanın yalnızca güzel bir heykel olmadığını, gerçek amacının bambaşka olduğunu anlatmaya başlar. İçine bir insan kapatılacak, ateş yakılacak, çığlıklar boğa sesi gibi dışarı çıkacaktır.

Rivayet bu ya, Phalaris bu açıklamayı dinledikten sonra mucitten düzeneği göstermesini ister. Perilaos, kendi aklının inceliğini kanıtlayacağını düşünerek boğanın içine girer. Belki de yalnızca ses borularının nasıl çalıştığını gösterecektir. Belki dışarı çıkınca ödüllendirilecektir. Belki de birazdan tiranın yüzünde hayranlık görecektir.

Kapak kapanır.

Sonra ateş yakılır.

Perilaos’un tasarladığı makine ilk kez çalışmaya başlar. Tunç ısınır, içerideki hava ağırlaşır, metal gövde bir fırına dönüşür. Ustanın kendi sesi, kendi yaptığı borulardan geçerek dışarıya ulaşır. Artık Perilaos konuşmaz; boğa böğürür. İnsan çığlığı, mucidinin istediği gibi hayvan sesine dönüşür. Fakat bu kez içeride başkası değil, kendisi vardır. Bu sahne, antik dünyanın en sert tersine dönüşlerinden biridir. Kötülüğü başkaları için tasarlayan kişi, kendi tasarımının içine kapatılır. Perilaos’un zekâsı onu kurtarmaz. Ustalığı ona şan getirmez. Tam tersine, bütün mahareti kendi cezasının mekanizmasına dönüşür.

Acının Sanata Benzetilmesi

Tunç Boğa’nın bu kadar kalıcı bir imgeye dönüşmesi boşuna değildir. İnsanlık tarihi, pek çok zalim ceza yöntemiyle doludur; ancak Perilaos’un boğasında daha ürpertici bir taraf vardır. Burada acı yalnızca uygulanmaz, işlenir. Ölüm yalnızca gerçekleşmez, sahnelenir. Ses yalnızca duyulmaz, biçim değiştirmeye zorlanır. İçerideki insan kendi acısını kendi sesiyle duyuramaz. Ses, makinenin içinden geçerken başka bir şeye dönüşür. Dışarıdakiler insanın son çığlığını değil, tunç bir hayvanın korkunç müziğini işitir.

Perilaos burada zanaatın en karanlık yüzünü temsil eder. Ustalık, güzellik ya da teknik bilgi kendi başına masum değildir. Bir el heykel yapabilir, bir tapınağı süsleyebilir, bir şehre anıt bırakabilir. Aynı el, iktidarın şiddetine biçim de verebilir. Tunç Boğa bu yüzden yalnızca Phalaris’in zalimliğini değil, sanat ile teknik bilginin kime hizmet ettiğinde neye dönüşebileceğini de anlatır. Perilaos’un suçu yalnızca korkunç bir araç icat etmek değildir. O, acıyı estetik bir gösteriye çevirmek istemiştir. Kurbanın çığlığını bile hükümdarın kulağına daha “uygun” hale getirmeye çalışmıştır. İnsan sesi onu rahatsız edecek kadar çıplaksa, boğa sesiyle örtülebilir. İnfaz çirkinse, tunç bir heykelin içine saklanabilir. Dehşet, yeterince parlatılırsa sanat eseri gibi sunulabilir.

Phalaris’in Karanlık Adaleti

Phalaris’in Perilaos’a yaptırdığı ilk deneme, hikâyeyi daha da tuhaf hale getirir. Çünkü tiran burada bir anda ahlaki öfke gösteren kişi gibi görünür. Mucidin vahşetinden tiksinir, onu kendi buluşuyla cezalandırır. Tam tersine, onun dünyasında merhametin bile ürkütücü bir tarafı vardır. Çünkü verdiği ceza yine de dehşetin dilindedir. Bazı anlatılarda Perilaos boğanın içinde can verir. Bazılarında dışarı çıkarılır ve başka biçimde öldürülür. Ayrıntı değişse de hikâyenin omurgası değişmez: Perilaos, kendi icadının ilk kurbanıdır. Tunç Boğa, henüz başkalarının üzerine kapanmadan önce mucidinin sesini yutar.

Phalaris, iktidarın keyfî şiddetini temsil eder. Perilaos ise bu şiddete hizmet etmek için aklını, elini ve hayal gücünü sunan kişidir. Biri emreder, diğeri araç üretir. Biri korku ister, diğeri korkuya biçim verir. Biri ateşi yakar, diğeri ateşin içinde nasıl ses çıkacağını hesaplar.

Boğanın Sonraki Hayatı

Tunç Boğa, sonraki yüzyıllarda yalnızca Phalaris’in sarayında kalmadı. Şairlerin, filozofların, ressamların ve ahlak anlatılarının içine girdi. Bazen tiranlığın simgesi oldu, bazen kötü mucidin hak ettiği ceza, bazen de acıdan sanat üretmenin en karanlık benzetmesi. Çünkü boğanın içindeki insan çığlık atarken, dışarıdakiler başka bir ses duyar. Dante, cehennem seslerini anlatırken bu boğayı hatırlatır. Kierkegaard, şairin acısının başkalarının kulağına güzellik gibi gelmesini anlatırken aynı karanlık benzetmeye yaklaşır. Ressamlar da Perilaos’un boğaya sokulduğu anı severek işler. Çünkü sahne tek bakışta anlaşılır: Kötülüğü icat eden adam, kendi icadının içine gönderilir.

Bir usta, zalimliğe hizmet etmek ister. Bir tiran, bu hizmeti sahibine geri çevirir. Bir heykel, insan sesini yutar. Ve tarih, Perilaos’u sanatçı olarak değil, kendi dehşetinin içinde kaybolan adam olarak hatırlar.

Tunç Boğa’nın Kapanmayan Ağzı

Perilaos’un boğası, antik dünyanın karanlık bir hikâyesi gibi görünür; ama bugüne bu kadar kolay taşınmasının nedeni, çok tanıdık bir soruya dokunmasıdır: İnsan zekâsı kime hizmet ettiğinde canavara dönüşür?

Okuma Önerileri

Diodoros Sikeliotes, Bibliotheca Historica
Pindaros, Pythia Odesi I
Lukianos, Phalaris
Cicero, Verres’e Karşı
Dante Alighieri, İlahi Komedya: Cehennem
John T. Hamilton, The Bull of Phalaris: The Birth of Music out of Torture

Tagged