Bodrum sokaklarında gezerken, bir köşede karşınıza çıkan mütevazı açık hava müzesi alanı, bir zamanlar gökyüzüne meydan okuyan görkemli bir yapının Halikarnas Mozolesi’nin ruhunu barındırıyor. Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri sayılan bu anıt mezarın günümüzde geriye kalan az sayıda bölümü, ziyaretçilerin hayal gücüyle yeniden canlanmayı bekliyor. MÖ 4. yüzyılda inşa edilen Halikarnas Mozolesi, sadece devasa boyutlarıyla değil, arkasındaki dokunaklı hikâyeyle de dikkat çekiyor: Bir kral ve kraliçenin sıra dışı aşkı ve ölümsüzlük arayışı
Karya satrabı (valisi) Mausolos ve hem kız kardeşi hem eşi olan II. Artemisia, Halikarnassos (bugünün Bodrum’u) kentini 24 yıl boyunca birlikte yönetti. Pers İmparatorluğu’na bağlı bu yerel krallıkta Mausolos, Grek kültürünü seven bir hükümdardı; kıyı boyunca Yunan tarzı şehirler kurup halkını etkilediği anlatılır. İkili, Halikarnassos’u devasa surlar, mermer tapınaklar ve heykellerle donatarak muhteşem bir başkent yaratmaya girişti. Ne var ki MÖ 353 yılında Mausolos öldü ve geriye hem büyük bir hazine hem de büyük bir boşluk bıraktı. Artemisia için sadece bir hükümdar değil, aynı zamanda hayat arkadaşı olan Mausolos’un ölümü, onu herkesin konuşacağı benzersiz bir anıt yaptırmaya sevk etti.

Efsaneye göre kraliçe Artemisia, eşine duyduğu derin aşk ve kederle akıllara durgunluk veren bir şey de yaptı: Ölen kocası Mausolos’un yakılmış küllerini şarapla karıştırıp içti. Bu inanılmaz eylem, Artemisia’nın sevdiği adamı onurlandırmak için yapacaklarının sadece başlangıcıydı. Nitekim ardı ardına şatafatlı planlar devreye sokuldu ve Artemisia, Mausolos’un anısını ebedîleştirmek için antik dünyanın en görkemli mezar anıtını inşa ettirmeye koyuldu.
Artemisia, kocasının anısını ölümsüzleştirecek Mozole için hiçbir masraftan kaçınmadı. Dönemin yıldız mimar ve sanatçılarını Halikarnassos’a davet etti. Antik kaynaklara göre, yapının mimarları olarak Pytheos ve Satyros adında iki usta ismin adı geçer. Hatta Romalı mimar Vitruvius, bu ikilinin mozolenin inşası hakkında bir kitap bile yazdığını söyler (maalesef bu eser günümüze ulaşmamıştır) Dört bir yandan gelen heykeltıraşlar ise adeta bir sanat yarışına giriştiler: Vitruvius’un aktardığına göre dönemin en önemli dört heykeltıraşı Skopas, Leokhares, Bryaksis ve Timotheos mozolenin dört bir cephesini süslemek üzere görevlendirilmişti. Her biri kendi tarafında kabartmalar ve heykellerle mucizeler yaratırken, ortaya çıkan eser öylesine göz alıcıydı ki, daha o zaman dünyanın harikalarından biri olarak anılmaya başlamıştı. Artemisia ne yazık ki eşinin ölümünden sadece iki yıl sonra hayata gözlerini yumdu, ancak mozolenin inşası Mausolos’un diğer kardeşleri tarafından devam ettirildi. Büyük olasılıkla MÖ 340 civarında, bölgede çıkan siyasi karışıklıklar nedeniyle proje tam olarak bitirilemeden kaldı. Yine de ortaya çıkan anıt o kadar görkemliydi ki Mausolos’un adı “mozole” kelimesiyle özdeşleşerek tüm anıt mezarların ortak adı haline geldi.
Bu eşsiz yapıyı, elimize ulaşan kaynaklardan anlatmak istersek:
İlk olarak önümüzde yüksek bir podyum (kaide) üzerinde yükselen tapınak görünümlü bir bölüm var. Toplam 36 ince İyon sütunu, uzun kenarlarda 11, kısa kenarlarda 9 olmak üzere bu ikinci bölümü çepeçevre sarıyor; sütun aralarında ise dev heykeller sıralanıyor
Sütunların üzerindeki aralıksız frizlerde savaş sahneleri betimlenmiş: Yunanlılar ile Amazonların amansız mücadelesi (Amazonomachia) ve Lapithlerle kentaurosların çarpışmaları mermer üzerine işlenmiş durumda. Sütunların arkasında mezar odasını barındıran masif bir blok yükseliyor ve onun da üstünde 24 basamaklı piramit şeklinde bir çatı göğe doğru uzanıyor.
En tepede ise dört atın çektiği dev bir mermer savaş arabası – quadriga – içinde Mausolos ve Artemisia’nın heykelleri bulunuyor. Antik dünyanın hayal gücünü zorlayan bu tepe figürü yaklaşık 6 metre yüksekliğindeydi.

Mozolenin toplam yüksekliğini merak edenler için, Romalı yazar Plinius’un verdiği bilgiye kulak verelim: 180 İyon ayağı (feet), yani yaklaşık 55 metre, bugünün 20 katlı bir apartmanına denk bir yükseklik – öyle ki Halikarnassos limanına yaklaşan gemiler daha uzaktan bu şaheseri görüp hayran kalırlardı. Her ne kadar piramitler veya deniz feneri kadar boyutça en büyük olmasa da, Mozole işçiliğinin sanatsal güzelliği sayesinde harikalar listesine girmeyi başarmıştı. Nitekim MÖ 2. yüzyılda Sidonlu Antipater, Antik Dünyanın Yedi Harikası’nı sıralarken Halikarnas Mozolesi’ni de bu listeye dahil etmiş ve yapıyı estetik zaferin bir simgesi olarak övmüştü.
Halikarnas Mozolesi yaklaşık 1500 yıl boyunca ayakta kaldı ve ününü korudu. 12. yüzyılda yaşamış Piskopos Eustathios, mozolenin o dönemde hâlâ bir harika olarak var olduğunu yazmış, böylece yapının Orta Çağ’a dek sağlam kaldığını öğreniyoruz. Peki sonra ne oldu da bu eşsiz eser yıkıldı? Kesin olarak bilmiyoruz, ancak bilim insanları muhtemel bir deprem felaketinin mozolenin dev sütunlarını ve piramit çatısını yıktığını düşünüyor. Ege Bölgesi’nin sismik tarihini düşündüğümüzde, şiddetli depremlerin bu anıta zarar vermiş olması akla yatkın. İşte tam da bu yıkımın ardından, 15. yüzyılın başlarında Bodrum’a (o zamanki adıyla Petrium) gelen St. Jean Şövalyeleri kendilerini dev bir mermer hazinesinin ortasında buldular.
Halikarnas Mozolesi’nin günümüzde Bodrum’daki kalıntıları, açık hava müzesi şeklinde ziyaret edilebiliyor. Temel kısımları ve birkaç basamaklı platformu görülen anıtın taşları, Orta Çağ’da Bodrum Kalesi’ni inşa etmek için kullanılmış.
Şövalyeler, mozolenin yıkıntı halini görünce “Aman ne güzel taşlar bunlar” demiş olmalılar ki yapıyı bir taş ocağı gibi kullanarak mermer blokların neredeyse tamamını söküp yeni inşa ettikleri Bodrum Kalesi’nde malzeme olarak kullandılar. Kısacası, bir harika eser başka bir esere dönüşmüş oldu diyebiliriz. Halikarnas Mozolesi’nin taşları bugün bile Bodrum Kalesi’nin duvarlarında duruyor. Şövalyelerin 1494’te başlattığı bu talan, 1522’de Bodrum Kalesi’ni Osmanlı’ya karşı güçlendirmek istedikleri sırada devam etti ve geride sadece mozolenin temelleri ile büyük blok taşlar kaldı. Yine de talihin garip bir cilvesi: Şövalyeler, mozolenin yeraltındaki asıl mezar odasını bulamamışlardı. Bu sayede Mausolos ve Artemisia’nın altın işlemeli cenaze eşyaları bir süreliğine güvende kaldı. Ta ki merak ve ganimet hırsı galip gelene kadar…
Bizzat bir şövalyenin kaleme aldığı hatıratlar, yüzyıllar sonra bize o hazin sonun detaylarını sunuyor. De La Touret adlı şövalye, mozolenin yıkıntıları arasında bir keşif yaptıklarını yazar: Toprağın altında kiremitlerle örtülmüş 12 basamaklı bir merdiven bulmuşlar. Merdivenin iki yanında, mezar odasına doğru uzanan koridor boyunca heykeller ve kabartmalar diziliymiş. De La Touret bu büyüleyici manzarayı önce hayranlıkla seyredip sonra da parçaladıklarını itiraf ediyor. Evet, yanlış okumadınız – yüzyıllar boyunca gizli kalmış bu sanat eserlerini önce takdir edip sonra tuzla buz etmişler! Tam mezar odasına girmek üzereyken kaleye dönmeleri için boru çalınmış. Ertesi gün geri geldiklerinde ise manzara daha şok ediciydi: Mezar odası çoktan açılmış, içeride değerli kumaşlar ve altın takılar paramparça halde etrafa saçılmıştı. Anlaşılan o ki birileri (belki de o gece fırsatı ganimet bilen başka kişiler) defin hazinesine el atmış ve Mausolos ile Artemisia’nın ebedi istirahatgahı böylece yağmalanmıştı. Bu hüzünlü sonla birlikte Halikarnas Mozolesi tarih sahnesinden neredeyse tamamen silindi.
Yüzyıllar boyunca mozolenin kalıntıları toprak altında uyudu. Ta ki 19. yüzyılda arkeoloji meraklıları Bodrum’u mesken tutana kadar… 1846’da İngiliz elçi Lord Stratford Canning, Osmanlı Sultanı Abdülmecid’den özel izin alarak Bodrum Kalesi’nin duvarlarındaki bazı kabartmaları yerinden söktürdü; bunlar mozoleye ait rölyeflerdi ve elçi bunları gemilere yükletip Londra’ya, British Museum’a yolladı. Ardından 1856-57 yıllarında İngiliz arkeolog Charles Newton, mozolenin bulunduğu alanı sistematik olarak kazmaya girişti. Newton’ın kazıları masalsı keşiflerle doluydu: Toprağın altından dev boyutlu erkek ve kadın heykelleri (geleneksel olarak Mausolos ve Artemisia’ya ait sayılıyor), muhteşem kabartma blokları ve mozolenin tepesindeki dört atlı arabanın parçaları gün ışığına çıkarıldı. Newton bulduğu bu eserlerin neredeyse tamamını, dönemin Osmanlı hükümetinden aldığı resmi izinlerle, gemilerle Londra’ya taşıdı
Bugün British Museum’un antik dünya galerilerinde Halikarnas Mozolesi’nden geriye kalan en önemli parçalar sergileniyor: Kral Mausolos’un yaklaşık 3 metrelik mermer heykeli, Kraliçe Artemisia olduğu düşünülen kadın heykeli, savaş sahneli rölyef panolar ve atlı arabanın heykelsi öğeleri. Bunlar arasında özellikle dört atlı quadriga takımının heykelleri dikkat çeker – sonuçta bu atlar bir zamanlar mozolenin tepesinde gökyüzüne karşı şahlanıyordu!

Kazılar sayesinde mozolenin yapısı hakkında daha fazla bilgi edinildi. Örneğin, 20. yüzyılda Danimarkalı bir ekip mozole alanında araştırmalar yaparken, merdivenlerin dibinde boğa, koyun, keçi, horoz ve güvercin kemikleri buldu. Bu kemiklerin, Mausolos’un mezarı kapatılırken kurban edilen hayvanlara ait olduğu anlaşıldı – antik kaynakların bahsettiği o tuhaf ritüelin kanıtıydı bu: Mezar kapatılırken onlarca hayvanın bedenleri merdivenlere konulmuş, sonra merdivenler molozla doldurularak kurbanlar Mausolos’a ahiret hediyesi olarak verilmişti.
Aradan geçen yüzyıllar içinde Halikarnas Mozolesi’nin ünü hiç azalmadı. Günümüzde mozolenin orijinal yerinde bir açık hava müzesi bulunuyor. Bodrum şehir merkezinin hemen yakınında, çukur biçiminde bir alanda mozolenin temellerini, platform kalıntılarını ve dağınık birkaç sütun tamburunu görebilirsiniz. Alanda küçük bir kapalı sergi salonu da mevcut; burada mozolenin ölçekli bir maketi, çizimler ve orijinal kabartmaların alçı kopyaları sergileniyor. Ne yazık ki kabartmaların asılları 1840’larda yerlerinden alındığı için, Bodrum’da ancak kopyalarını görmek mümkün. Yine de, hafızanızı biraz zorlarsanız ve rehberlerin anlattıklarına kulak verirseniz, o çukurun bir zamanlar dünyanın en görkemli yapılarından birinin yükseldiğini zihninizde canlandırabilirsiniz. Her ne kadar bugün mozolenin taşlarıyla inşa edilmiş Bodrum Kalesi limana nazır dimdik dursa da, mozolenin kendisi ancak hayalet bir siluet olarak o boşlukta gezinmekte.
Halikarnas Mozolesi, tarihin tozlu sayfalarından günümüz Bodrum’unun canlı tartışma konularından birine dönüşmüş durumda. Özellikle son yıllarda, mozolenin yurt dışına götürülmüş eserlerinin anavatanına dönmesi için çeşitli girişimler başlatıldı. Ne var ki bu geri getirme meselesi hukuken ve pratikte oldukça çetrefilli. Bazı uzmanlar, British Museum’daki parçaların Osmanlı döneminde yasal izinle çıkarıldığını ve “çalındı” demenin doğru olmayacağını belirtiyor. Dahası, mozolenin esas gövdesini oluşturan taşların zaten Bodrum Kalesi’ne dönüşmüş olduğuna, yani ortada geri getirilecek bütün bir “anıt” bulunmadığına dikkat çekiyorlar. Yine de, sembolik de olsa Mausolos ile Artemisia’nın heykellerinin ve diğer eserlerin bir gün yuvalarına dönmesi fikri Bodrumluların yüreğini ısıtıyor. Şu an için Bodrum’daki açık hava müzesinde orijinal mozolenin sadece gölgesi yatıyor, ama halkın hayal gücünde onu yeniden ayağa kaldırma arzusu capcanlı duruyor.
