Che Guevara’nın 1959’da Gazze’ye yaptığı ziyaret, Siyonist kolonizasyonu yalnızca bölgesel bir çatışma olmaktan çıkarıp sömürgeciliğe karşı küresel bir mücadeleye dönüştüren ilk işaretlerden biri oldu. Bu dönüşümün fitilini 1955 Bandung Konferansı ve ardından ortaya çıkan Bağlantısızlar Hareketi ateşledi. Kısa süre önce yabancı tahakkümden kurtulmuş bu ülkeler, Mısır lideri Cemal Abdülnasır’ın sömürgecilik karşıtı dünya mücadelesindeki rolü sayesinde Filistin’deki etnik temizliğin yıkıcı sonuçlarını görmek üzere bölgeye yöneldiler. Gazze’deki mülteci kampları, bu trajedinin en somut göstergesiydi.
Gazze’nin Sembol Haline Gelmesi
Gazze Şeridi, 1945 yılının ardından yaşanan bir dizi olayın ardından Filistin’in sembolü oldu. O dönem Filistin topraklarının yalnızca %1,3’üne denk gelen bu dar bölge, Filistin bayrağını dalgalandıran tek yerdi. 1948’de “Yoav Operasyonu” kapsamında İsrail ordusunun uyguladığı etnik temizlik sonucu, güney Filistin’deki 247 köyden sürülen insanlar buraya sığındı. Al Dawayima, Bayt Daras, İsdud, Burayr gibi köylerde yaşanan katliamlar bu süreci hızlandırdı.
Ancak Gazze’ye sığınan mülteciler bile İsrail Devleti’nin saldırılarından muaf değildi. Kasım 1948’de Mejdül Hastanesi bombalandı; aynı dönemde antik Aşkelon’un bulunduğu al-Joura köyü de hedef oldu. Ocak 1949’da Deyr al-Balah ve Han Yunus’taki gıda dağıtım merkezleri bombalandı; yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Uluslararası Kızılhaç, bu saldırıları “dehşet manzarası” diye niteledi. (Bugüne kadar bölgede değişen bir şey yok)
Fedayin Hareketi ve İsrail’in Saldırıları
Topraklarından sürülen Filistinliler, fedayin adı verilen direniş hareketini başlattı. İşgale karşı sınır ötesi saldırılar düzenleyen bu gruplar, İsrail için büyük bir tehdit haline geldi. İsrail ise bu direnişi bastırmak için Gazze’deki kamplara sık sık saldırılar gerçekleştirdi. 1953’te Ariel Şaron’un yönettiği 101. Birlik Bureij kampına baskın yaparak 43 kişiyi öldürdü. 1955’te yine Şaron’un komutasında, Han Yunus karakolu havaya uçuruldu, 74 polis yaşamını yitirdi. Aynı yıl 65 Mısırlı asker öldürüldü. Bu saldırılar bölgenin seyrini değiştirdi.
Nasır, 1952’de iktidara geldikten sonra Sovyetler Birliği ile silah anlaşması imzaladı ve fedayin direnişini resmî olarak örgütledi. 1956 Süveyş Krizi sırasında İsrail, İngiltere ve Fransa ile iş birliği yaparak Sina’yı işgal etti. İsrail askerleri, Han Yunus’ta 15–50 yaş arasındaki erkekleri toplayıp sokak ortasında infaz etti. 520 kişinin isimleri bu katliamda kayda geçti. Bir hafta sonra Refah’ta da benzer bir katliam yaşandı. Batı dünyası bu sessizliği uzun süre korudu; ancak Joe Sacco’nun Footnotes in Gaza kitabı bu olayları ölümsüzleştirdi.
Che Guevara’nın Gazze Ziyareti
İşte böyle bir dönemde, Nasır’ın davetiyle Latin Amerikalı devrimci Che Guevara 1959’da Gazze’ye geldi. Bu ziyaret çok önemliydi; çünkü ilk kez dünyaca tanınan bir devrimci, Nakba’nın yarattığı yıkımı yerinde gördü.
Guevara, Filistinli mültecilere mücadeleye devam etmeleri gerektiğini söyledi. “Başka bir yol yok, işgale karşı direnmekten başka çare yok” dedi. Durumun karmaşık olduğunu kabul etse de “Hak eninde sonunda iade edilecektir” sözünü vurguladı. Yanında gerilla savaşı uzmanı General Caprera vardı ve o da topluluk liderlerine direniş yöntemleri konusunda öneriler sundu.
Sonraki yıllarda Küba, Filistinli öğrencilere burslar verdi, vatandaşlık tanıdı, konferanslar düzenledi. 2014’teki Gazze saldırısında tonlarca insani yardım gönderdi, yaralıları kabul etti. Latin Amerika’da birçok ülke İsrail’i protesto için büyükelçilerini geri çağırdı.
