Lev Tolstoy 82 yaşındaydı. Savaş ve Barış ile Anna Karenina’nın yazarı olmanın ötesinde, Çarlık Rusyası’nda olağanüstü bir ahlaki ve siyasal ağırlığa ulaşmıştı. Fakat 1910 sonbaharında kendi evinde yaşayamaz hale gelmişti. Eşi Sofya Andreyevna ile ilişkisi; özel mülkiyet, telif hakları, mirası, en yakın müridi Vladimir Çertkov ve Tolstoy’un savunduğu sade hayatla Yasnaya Polyana’daki aristokrat yaşam arasındaki uçurum yüzünden ağır bir krize dönüşmüştü.
Rusya o sırada Jülyen takvimini kullandığı için tarihler iki biçimde karşımıza çıkar. Tolstoy 28 Ekim 1910’da, Gregoryen takvimle 10 Kasım’da, Yasnaya Polyana’dan ayrıldı; 7 Kasım / 20 Kasım 1910 sabahı Astapovo’da öldü. Evden çıkışı ile ölümü arasında on gün vardı.
Kaçıştan Önce Biriken Kriz
Tolstoy’un kaçışı tek gecelik bir kavganın sonucu değildi. 1880’lerden itibaren özel mülkiyeti ve serveti ahlaken sorguluyor, eserlerinden kazanılan paradan rahatsız oluyor, köylü yaşamına yakın ve mümkün olduğunca sade bir hayat istiyordu. Yasnaya Polyana’daki büyük ev, hizmetkârlar ve aile ekonomisi giderek kendi öğretisiyle çelişen bir hayat gibi görünmeye başlamıştı.
Sofya açısından mesele farklıydı. O yalnızca Tolstoy’un eşi değil, yıllarca el yazmalarını temize çeken, yayın işlerini yürüten ve geniş ailenin ekonomik düzenini sağlayan kişiydi. Tolstoy’un telif haklarından vazgeçmesi aile açısından gerçek bir mali kayıp anlamına geliyordu. Üstelik Sofya, Çertkov’un Tolstoy üzerindeki etkisinden ve onun edebî mirasını aileden koparma çabasından kuşkulanıyordu. Modern araştırmalar bu nedenle eski biyografilerdeki histerik ve para düşkünü eş portresinin ciddi biçimde eksik olduğunu vurgular.
Gerilim 1910 yazında doruğa çıktı. Tolstoy, 22 Temmuz 1910’da bütün eserlerini, el yazmalarını, günlüklerini, mektuplarını ve edebî haklarını kızı Aleksandra’ya bırakan gizli vasiyetini hazırladı. Sofya belgenin ayrıntılarını bilmese de böyle bir vasiyet bulunduğundan şüpheleniyordu.
27 Ekim gecesi Sofya’nın çalışma odasına girip kâğıtlarını karıştırdığını görmesi bardağı taşıran son damla oldu. Bu sahnenin ayrıntıları özellikle Çertkov’un anlatısına dayandığı için taraflı olabilir; fakat Tolstoy kendi günlüğünde de 27–28 Ekim gecesi meydana gelen bir olayın kendisini harekete geçirdiğini yazdı.

28 Ekim: Gece Yarısı Çıkış
Sabaha karşı saat üçte Tolstoy kişisel doktoru Dušan Makovitski’yi uyandırdı. Makovitski’nin kaydına göre son derece gergin ama kararlıydı; doktoruna kendisiyle gelmesini söyledi ve Sofya’nın uyandırılmamasını istedi. Yaklaşık iki saat sonra Yasnaya Polyana’dan ayrıldılar.
Sofya’ya bıraktığı mektupta ayrılışının onu üzeceğini bildiğini, fakat başka türlü davranamayacağını söylüyor; artık içinde yaşadığı zenginlik koşullarını kaldıramadığını yazıyordu. Kendi yaşındaki insanların dünyevi hayattan çekilip son günlerini sessizlik içinde geçirmek istemesi gibi kendisinin de çekildiğini anlatıyordu.
İlk hedefi Optina Pustın Manastırı oldu. Yasnaya Polyana’dan Şçekino’ya, oradan Gorbaçovo ve Kozelsk üzerinden yol aldı; üçüncü sınıf vagonda seyahat etti ve akşam 20.30 civarında Optina’ya ulaştı. Telgraflarında dikkat çekmemek için zaman zaman Nikolayev takma adını kullandı.
29–30 Ekim: Optina Ve Şamordino
Tolstoy’un Optina’ya gitmesi daha sonra son anda Kilise’ye dönmek istediği biçiminde yorumlandı. Belgeler bunu kesinleştirmiyor. Starets İosif ile görüşmeyi düşündü fakat inziva bölgesine girip onunla konuşmadı. Ardından kız kardeşi Mariya Nikolayevna’nın rahibe olduğu Şamordino Manastırı’na geçti.
Mariya’ya Optina yakınlarında yaşamak, hatta en basit işleri yapmak isteyebileceğini, ancak kilise ayinlerine katılmaya zorlanmaması gerektiğini söyledi. Dolayısıyla buradaki arayışı Ortodoksluğa resmî dönüşten çok inziva ve sadeleşme isteğine benziyordu.
Bu sırada Yasnaya Polyana’dan ağır haberler geldi. Sofya ayrılık mektubunu okuyunca büyük bir kriz geçirmiş, gölete atlamaya kalkmış ve aile üyeleri tarafından çıkarılmıştı. Tolstoy bunu öğrenince günlüğüne durumun kendisi için çok ağır olduğunu yazdı.
30 Ekim’de Şamordino köyünde gerçekten yeni bir hayat aramaya başladı ve bir köylü kadının evinde ayda üç rubleye oda kiralamak üzere anlaştı. Aynı gün Aleksandra geldi ve ailenin Tolstoy’un yerini öğrendiği anlaşıldı. Bunun üzerine yeniden kaçış planı yapıldı: Novoçerkassk’a gidilecek, oradan pasaport çıkarılıp mümkünse Bulgaristan’a, bu olmazsa Kafkasya’ya geçilecekti.

31 Ekim: Astapovo’ya Mecburi İniş
31 Ekim sabahı Şamordino’dan ayrıldılar ve Kozelsk’ten güneye giden trene bindiler. Öğleden sonra Tolstoy titremeye başladı, ateşi yaklaşık 40 dereceye çıktı. Günlüğüne yolculuğun iyi başladığını, akşama doğru titrediğini ve Astapovo’da inmek zorunda kaldığını yazdı.
Astapovo küçük bir demiryolu istasyonuydu. İstasyon şefi İvan İvanoviç Ozolin, hasta yolcunun Tolstoy olduğunu öğrenince kendi lojmanında ona iki oda verdi. Planlanan Bulgaristan ya da Kafkasya yolculuğu burada sona erdi.
1–3 Kasım: Astapovo Dünya Sahnesine Dönüşüyor
Ertesi gün Tolstoy kısa süreliğine iyileştiğini düşündü fakat ateşi yeniden yükseldi. Makovitski ve demiryolu doktoru Stokovski zatürre teşhisi koydu. Tolstoy bir ara bunun ölüm olabileceğini ve ölümün basit, doğal bir şey olduğunu söyledi.
İlk isteği olayın duyulmamasıydı. Çertkov’a gönderdiği telgrafta yolcuların kendisini gördüğünü ve haberin yayılmasından korktuğunu belirtti. Fakat artık gizlenmesi imkânsızdı. Gazeteciler, devlet görevlileri, polis ve jandarma Astapovo’ya gelmeye başladı; kısa süre sonra istasyon modern bir medya kuşatmasına dönüştü.
Tolstoy özellikle Çertkov’un çağrılmasını istedi. Oğlu Sergey ve diğer çocukları da geldi. Sofya Astapovo’ya ulaştığında ise Tolstoy’un daha önceki isteği ve doktorların kaygıları gerekçe gösterilerek hasta odasına alınmadı. Bir tren vagonunda kaldı ve kocasının bulunduğu evin penceresini uzaktan izledi. Tolstoy, Sofya’yla görüşmenin kendisi için öldürücü olabileceğini söylemişti; bu yüzden kararı yalnızca Çertkov’un komplosu gibi görmek doğru değil.
3 Kasım, Tolstoy’un günlük tuttuğu son gün oldu. Fransızca “Yapman gerekeni yap…” anlamına gelen bir deyişin başlangıcını yazdı; cümleyi tamamlayamadı.

4–6 Kasım: Kilise, Aile Ve Ölüm Bekleyişi
4 Kasım’dan itibaren durumu hızla ağırlaştı. Ateş, nefes darlığı ve kalp düzensizlikleri arttı. Petersburg Metropoliti Antoni ona Kilise ile barışması çağrısında bulunan bir telgraf gönderdi. Optina’dan starets Varsonofi de Astapovo’ya geldi; fakat hasta odasına alınmadı ve Tolstoy’a onun geldiği söylenmedi. Kilise çevreleri bunu son bir tövbe ihtimalinin engellenmesi olarak yorumladı; Tolstoycu çevre ise ağır hasta bir adamın dinî baskıdan korunması gerektiğini savundu. Tolstoy’un gerçekten Ortodoks Kilisesi’ne dönmek istediğini gösteren kesin bir belge yok.
5 Kasım gecesi Tolstoy uyuyamadı, sayıklamaya başladı ve zaman zaman kalkıp gitmeye çalıştı. Aleksandra onu güçlükle tuttu. Resmî raporlarda nabzının 120’ye çıktığı, solunumunun dakikada 40 civarında olduğu ve kalbinin ciddi biçimde zorlandığı kaydedildi.
6 Kasım’da asıl tehlike artık zatürreden çok kalp yetmezliğiydi. Son sözleri konusunda tanıklar farklı şeyler aktardı; dolayısıyla ona kusursuz bir edebî son cümle yakıştıran anlatılara ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Dönemin gazetelerinde, çevresindeki doktorlara dünyada acı çeken milyonlarca insan varken neden herkesin tek bir hasta adamın başında toplandığını sorduğu aktarılır.
7 Kasım: Saat 06.05
Gece boyunca birkaç ağır kalp krizi geçirdi. Sabah saat beş civarında artık kurtuluş umudu kalmadığı anlaşılınca Sofya’nın içeri girmesine izin verildi. Fakat Tolstoy bilincini kaybetmişti ve eşini tanımadı.
7 Kasım 1910 sabahı saat 06.05’te Lev Tolstoy, Astapovo istasyon şefinin evinde hayatını kaybetti.
Tolstoy’un nereye ulaşmak istediği aslında hiçbir zaman tam kesinleşmedi. Optina’ya gitti, Şamordino’da birkaç rublelik bir köy odası kiralamayı düşündü, ardından Bulgaristan ve Kafkasya planları yaptı. Değişmeyen tek şey Yasnaya Polyana’ya dönmek istememesiydi.
Bu yüzden kaçışı yalnızca Sofya’dan uzaklaşma girişimi değildi. Tolstoy aynı zamanda servetinden, aristokrat kimliğinden, edebî mülkiyetinden ve “Kont Tolstoy” olarak üzerine çöken hayattan kurtulmaya çalışıyordu. Hayatının sonunda aradığı şey sessizlik ve görünmezlikti; bulduğu şey ise gazeteciler, polis, doktorlar, din adamları ve kameralarla kuşatılmış bir tren istasyonuydu.
