Spirited Away: 25 Yıldır Aşılamayan Çıta

Görüntünün Akışı

20 Temmuz 2001’de Japonya’da gösterime giren Spirited Away, yirmi beş yıl sonra artık yalnızca çok sevilen bir animasyon değil. Hayao Miyazaki’nin sinema dilinin, Studio Ghibli’nin üretim kültürünün ve el çizimi animasyon sanatının ulaşabildiği en yüksek noktalardan biri olarak duruyor.

Film, Japonya’da gişe rekorlarını kırdı, ülkenin en çok izlenen filmi unvanını on dokuz yıl boyunca korudu, Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı’yı kazandı ve 2003’te En İyi Animasyon Filmi Oscar’ına ulaştı. Ancak kültürel etkisini yalnızca bu başarılar açıklamıyor. Spirited Away, animasyonun neler yapabileceğine ilişkin beklentiyi değiştirdi; çocuklara anlatılan bir masalın aynı anda ekonomik düzen, çevresel yıkım, kimlik kaybı, yalnızlık, emek ve büyümek üzerine konuşabileceğini gösterdi.

Bir filmden çok, kendisinden sonra gelen herkesin önüne bırakılmış son derece yüksek bir çıtaydı.

-Yazının bundan sonrası filmle ilgili ayrıntıları ve sürprizleri içerir-

Bir Çocuğun Kahraman Olmadan Büyümesi

Chihiro hikâyenin başında cesur, becerikli ya da maceraya hazır değildir. Arabada somurtur, yeni evine taşınmak istemez, çevresindeki değişimden korkar. Miyazaki onu özel güçlerle, gizli bir soyla ya da büyük bir kaderle donatmaz. Chihiro’nun tek olağanüstü yanı, yaşadığı korkuya rağmen hareket etmeyi sürdürmesidir. Ruhlar dünyasına girdiğinde onu bekleyen bir kahramanlık eğitimi değil, çalışma hayatıdır. Kazan dairesine iner, iş ister, emir alır, yorulur, hata yapar, ağır kokuların ve kızgın müşterilerin arasında ayakta kalmaya çalışır. Anne ve babasını kurtarmanın yolu bir kılıç bulmaktan ya da düşmanı yenmekten değil; sorumluluk almaktan, başkalarını dikkatle dinlemekten ve kendisine verilen ismi unutmamaktan geçer.

Chihiro’nun dönüşümü de gösterişli değildir. Filmin sonunda bambaşka bir insan olmaz; sadece artık korkusunun içinde kaybolmaz. Miyazaki büyümeyi kişiliğin tamamen değişmesi olarak değil, insanın kendi merkezini bulması olarak ele alır. Çocuk sinemasında sık rastlanan seçilmiş kişi düşüncesini reddeden bu yaklaşım, filmin en büyük kültürel miraslarından birine dönüştü. Chihiro bir dünyayı kurtarmaz. Kendi adını, ailesini ve başkalarına karşı duyduğu merhameti korumaya çalışır.

Açıklanmayan Bir Dünyanın Gücü

Spirited Away izleyicisine ruhlar dünyasının kurallarını anlatan uzun açıklamalar sunmaz. Yubaba’nın hamamının tarihini, çalışanların nereden geldiğini, ruhların hangi sınıflara ayrıldığını öğrenmeyiz. Koridorlardan geçen yaratıkların çoğunun adı bile söylenmez.

Yine de bu dünya hiçbir zaman rastgele görünmez.

Hamamın kendi ekonomisi, hiyerarşisi, çalışma düzeni, mutfağı, kazan dairesi, hizmet kültürü ve sınıfsal ayrımları vardır. İşçiler birbirleriyle rekabet eder, bahşiş için müşterilerin etrafında toplanır, güçlü olanın yanında durur, tehlike ortaya çıktığında geri çekilir. Fantastik mekân, yaşayan bir organizma gibi işler. Miyazaki’nin sanatının zirvesi tam da burada belirir. Hayal gücü yalnızca yeni yaratıklar tasarlamak için kullanılmaz; eksiksiz bir toplumsal düzen kurmak için çalışır. Hamam ne tamamen büyülü bir cennet ne de yalnızca baskıcı bir fabrikadır. Güzel, yorucu, komik, acımasız ve büyüleyicidir.

Filmin dünyası açıklanmadığı için küçülmez. Tersine, kadrajın dışında da yaşamaya devam ettiği hissini verir. İzleyici, gördüğü her şeyin arkasında anlatılmamış başka hikâyeler bulunduğuna inanır. Günümüzde pek çok fantastik yapım, yarattığı evreni karakterlerin konuşmalarıyla sürekli tarif ediyor. Spirited Away ise dünyasını açıklamak yerine yaşatıyor. Çıtanın ilk yükseldiği yer burasıdır.

Güzelliğin İçindeki Kirlilik

Miyazaki’nin dünyasında doğa masum, insan ise mutlak kötü değildir. İki taraf arasındaki ilişki, suçlu ile kurbanın kolayca ayrılabildiği bir çatışmadan daha karmaşıktır. Hamama gelen kötü kokulu ruh başlangıçta çalışanların uzak durmak istediği iğrenç bir yaratık gibi görünür. Chihiro onun bedenine saplanan yabancı parçayı fark ettiğinde gerçek ortaya çıkar. Çamurun içinden bisikletler, borular, metal parçaları ve insan atıkları çıkar. Pis kokulu müşteri aslında kirletilmiş bir nehir ruhudur.

Sahne çevre felaketini duygusal bir konuşmayla açıklamaz. Kirliliği fiziksel bir ağırlığa dönüştürür. İnsanların doğaya bıraktığı her şey, ruhun bedenine saplanmış bir yara olarak geri gelir. Arınma tamamlandığında nehir ruhu yeniden görkemli hâline kavuşur; fakat sahne yalnızca çevreci bir mesajla sınırlı kalmaz. Hamam çalışanlarının müşteriye karşı tavrı da aniden değişir. Birkaç dakika önce tiksintiyle baktıkları varlık, ardında altın bıraktığında saygı duyulan bir konuğa dönüşür.

Doğa, emek ve para aynı sahnenin içinde birleşir. Miyazaki hiçbirini diğerinden koparmaz.

Açlığın Yarattığı Yüzsüzlük

No-Face, filmin kültürel hafızada en fazla yer eden figürlerinden biri oldu. Siyah bedeni, beyaz maskesi ve neredeyse tamamen sessiz varlığıyla hem ürkütücü hem de savunmasız görünür. Onu tanımlamak kolay olmadığı için her kuşak No-Face’in içinde başka bir anlam bulur. Hamama ilk geldiğinde kötücül değildir. Chihiro’nun kendisine gösterdiği küçük nezakete tutunur. Fakat çevresindeki insanların arzularını taklit etmeye başladıkça değişir. Altın üretir, çalışanların ilgisini satın alır, yedikçe büyür ve kendisine yaklaşanları yutar.

No-Face’in belirli bir kişiliği yoktur; içine girdiği düzenin kişiliğini edinir. Açgözlü bir ortamda açgözlü, şiddet içeren bir ortamda saldırgan, sakin bir evde ise sessiz ve yardımcı olur. Bu yüzden No-Face yalnızlığın olduğu kadar tüketim kültürünün de simgesidir. Ne istediğini bilmeyen, başkalarının arzularını kendi arzusu zanneden modern bireyin boşluğunu taşır. Aldığı hiçbir şey onu doyurmaz; çünkü açlığı bedensel değil, kimliksizliğinden doğar. Yirmi beş yıl içinde No-Face oyuncaklara, kostümlere, dövmelere, internet imgelerine ve sayısız sanat çalışmasına dönüştü. Kültürel dolaşıma girerken sevimli bir ikona indirgenme tehlikesi yaşasa da maskesinin altındaki rahatsızlık kaybolmadı. Hâlâ bakıldığında insana kendisi hakkında huzursuz edici bir şey hatırlatıyor.

İsmini Kaybeden İnsan

Yubaba, hamamda çalışanların isimlerini ellerinden alır. Chihiro, sözleşmeyi imzaladıktan sonra Sen’e dönüşür. Haku ise gerçek adını çoktan unutmuştur. İsimlerin kaybı, filmin en güçlü fikirlerinden biridir. Burada isim yalnızca insanlara seslenmek için kullanılan bir kelime değildir; geçmişle, hafızayla ve kişinin kim olduğuna dair içsel bilgisiyle kurduğu bağdır. Kendi adını unutan kişi, içinde bulunduğu düzenin ona verdiği role dönüşür.

Chihiro çalışmaya başladığında yeni görevine uyum sağlamak zorundadır, ancak Sen adına bütünüyle teslim olmaz. Eski adını saklar. Haku’nun gerçek adını hatırlamasına yardım ettiğinde onu yalnızca Yubaba’nın büyüsünden değil, kimliksiz bir hizmetkâr olmaktan da kurtarır. Filmin çalışma hayatına bakışı bu nedenle tek taraflı değildir. Emek, Chihiro’yu güçlendirir; sorumluluk duygusunu ve başkalarıyla dayanışmasını geliştirir. Fakat insanı yalnızca yaptığı işe indirgeyen düzen, aynı anda onun adını çalmaya çalışır. Çeyrek yüzyıl sonra bu çatışma daha da tanıdık geliyor. İnsanların kimliklerini meslekleri, verimlilikleri, ekonomik değerleri ve görünür başarıları üzerinden kurmaya zorlandığı bir dünyada Chihiro’nun adını koruma çabası, fantastik bir ayrıntı olmaktan çıkıyor.

Sessizliğin Sineması

Filmin sanatsal gücü yalnızca ayrıntılı çizimlerinden gelmez. Miyazaki’nin asıl ustalığı, ne zaman durması gerektiğini bilmesinde yatar. Chihiro’nun Haku’yla birlikte çiçek bahçesinden geçtiği anlar, kazan dairesindeki küçük hareketler, boş koridorlar, suyun üzerindeki yansımalar ve özellikle tren yolculuğu hikâyeyi ileri taşımak için acele etmez. Karakterlerin yaşadıklarının izleyicide yerleşmesine izin verir.

Tren sahnesinde büyük bir çatışma, açıklama ya da sürpriz yoktur. Chihiro ve No-Face yan yana oturur; tren suların üzerinde ilerler, yarı saydam yolcular sessiz istasyonlarda iner. Uzakta evler görünür. Kim olduklarını bilmediğimiz ruhlar, bir daha karşılaşmayacağımız hayatlara doğru yürür. Ana akım animasyonun sürekli hareket, espri ve duygusal yönlendirme aradığı bir dönemde Miyazaki boşluğa güveniyordu. Seyircinin sıkılmasından korkmadan bekliyor, görüntünün kendi duygusunu üretmesine izin veriyordu.

Joe Hisaishi’nin müziği de sahneleri yönetmek yerine onların içindeki hüznü duyulur hâle getirir. Müzik, çizgi, hareket, renk ve sessizlik birbirini bastırmaz. Filmin her unsuru aynı duygusal iklimin parçası olur. Sanatsal üretimin zirvesi, ayrıntıların çokluğundan önce aralarındaki uyumda ortaya çıkar.

Japon Kalarak Evrenselleşmek

Spirited Away, küresel başarı elde etmek için kültürel özelliklerini azaltmadı. Şinto inançlarından, Japon halk anlatılarından, hamam kültüründen, tapınak mimarisinden ve yerel ruh kavrayışlarından beslenen dünyasını Batılı izleyiciler için açıklamaya çalışmadı.

Filmin evrenselliği, herkese tanıdık gelecek nötr bir dünya kurmasından değil; son derece özgül bir kültürel dünyanın içindeki insani duygulara güvenmesinden doğdu. İzleyici bütün ruhların kökenini bilmeyebilir, fakat Chihiro’nun korkusunu, anne ve babasını kaybetme endişesini, yeni bir çevrede yalnız kalmasını ve kendi adını koruma çabasını anlayabilir. Bu yaklaşım, Japon animasyonunun küresel algısında önemli bir kırılma yarattı. Film yalnızca anime izleyicilerine ulaşmadı; festivallerin, eleştirmenlerin ve ana akım sinema seyircisinin karşısına büyük bir sinema eseri olarak çıktı. Animasyonun çocuklara ait ikincil bir tür olduğu yönündeki Batı merkezli kabulleri ciddi biçimde sarstı.

2016’da 177 eleştirmenin katıldığı BBC seçkisinde yirmi birinci yüzyılın en iyi dördüncü filmi seçildi. 2022’de ise Sight and Sound eleştirmenler anketinde tüm zamanların en iyi filmleri arasında 75. sıraya yerleşti. Böylece yalnızca animasyon tarihinin değil, genel sinema kanonunun da kalıcı parçalarından biri hâline geldi.

Kusursuzluktan Daha Büyük Bir Şey

Spirited Away teknik anlamda kusursuz olduğu için yaşamıyor. Filmde çözümlenmeyen ilişkiler, açıklanmayan yaratıklar ve izleyiciye bırakılan geniş boşluklar var. Tam da bu belirsizlikler eserin tekrar tekrar izlenebilmesini sağlıyor. Çocukken seyreden biri Chihiro’nun korkusunu ve macerasını görüyor. Yetişkinlikte aynı film, çalışma düzeni, tüketim, çevresel yıkım ve kimlik üzerine daha karanlık bir anlatıya dönüşüyor. Yaş ilerledikçe Yubaba, Kamaji, Lin, Haku ve hatta Chihiro’nun anne babası başka anlamlar kazanmaya başlıyor.

Film tek bir yoruma kapanmadığı için eskimiyor. İzleyicisini belirli bir sonuca götürmek yerine onunla birlikte değişiyor.

Miyazaki’nin sanatsal üretiminin zirvesi sayılmasının nedeni de yalnızca en görkemli dünyasını yaratması değil. Daha önceki filmlerinde geliştirdiği bütün düşünceler burada ortak bir ritme kavuşuyor: doğaya duyduğu hassasiyet, modernleşmeye karşı kuşkusu, çalışan insanlara gösterdiği saygı, çocukların gücüne olan inancı, iyi ile kötüyü kolayca ayırmayı reddetmesi ve uçsuz bucaksız görsel hayal gücü.

Hiçbiri diğerinin önüne geçmiyor.

Yirmi Beş Yıl Sonra

Spirited Away’den sonra çok daha pahalı, daha hızlı, daha gerçekçi ve teknolojik açıdan daha gelişmiş animasyonlar üretildi. Fakat çok azı onun kadar bütünlüklü bir dünya kurabildi. Filmin yükselttiği çıta çizim kalitesiyle sınırlı değildi. Görsel ihtişamla sessizliği, çocuklukla karanlığı, yerel kültürle evrensel duyguları, emekle büyüyü ve eğlenceyle düşünsel derinliği aynı eserde birleştirme çıtasıydı.

Miyazaki izleyicinin anlaması için her şeyi açıklamadı, duygulanması için her anı zorlamadı, çocukların ilgisini korumak için dünyasını basitleştirmedi. Seyircisine güvendi. Çocukların karmaşıklıkla başa çıkabileceğine, yetişkinlerin ise bir masalın içinde kendi korkularını görebileceğine inandı. Yirmi beş yıl sonra Chihiro hâlâ karanlık bir tünelin önünde duruyor. Arkasında bildiği dünya, karşısında adını kaybetme ihtimali var. O tünelden geçerken yanında hiçbir silah, kehanet ya da süper güç taşımıyor.

Yalnızca kendi adını unutmamaya çalışıyor.

Spirited Away’in hâlâ aşılamayan büyüklüğü de burada saklı: Sinemanın en görkemli hayal dünyalarından birini kurarken, insanın hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu en temel şeyi anlatıyor.

Kim olduğunu hatırlamak.

Tagged

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *