Viola: Kadın Bedeni Üzerine Sert Bir Ninni

Manşet Notaların Akışı

Najoua Belyzel’in sesi pencereden içeri giren soğuk bir rüzgâr gibi… Sıcak tınıları olmasına rağmen o ürperten ve sizi kendine getiren soğukluğu birçok şarkısında hissetmeniz mümkün: Yumuşak, neredeyse masum, ama keskin. 2009’da yayımlanan Au féminin albümündeki Viola, ilk dinleyişte nazik bir pop melodisi gibi akar; oysa her notasında kadın bedeniyle ilgili bastırılmış bir çığlık gizlidir. Viola bir kadın ismidir ama Fransızca kökü viol — şiddet ve tecavüz — kelimesine (violence) dayanır. Şarkı daha ilk anda güzellik ve şiddeti, inanç ve teslimiyeti aynı satıra yerleştirir.

Najoua şarkının yazıldığı dönemde hem sanatsal hem kişisel bir dönüşüm geçiriyordu. İlk albümünün mistik temalarından çıkıp kadın olmanın ağırlığını anlatmak istedi. “Kadınların hikâyelerini bazen fısıldamak gerekir,” dedi bir röportajda. “Çünkü bağırırsan histerik, susarsan suçlu sayılırsın.” Viola bu ikilemin tam ortasından konuşur: Fısıltıyla anlatılmış bir isyan.

Yaratım Dönemi Ve Kırılma Noktası

2008-2009 Fransa’sı, kadın bedeni üzerine bitmeyen tartışmalarla doluydu: kürtaj yasaları, cinsel eğitim reformları, aile içi şiddet vakaları… Najoua ise sahneye çıktığında “fazla saf” ya da fazla provokatif bulunuyordu. Bu çelişki onun müziğini daha bilinçli, daha sivri bir yere taşıdı. Viola’nın bestesini uzun süredir birlikte çalıştığı Jean-François Morys’le yaptı. Kayıtlar sırasında iki versiyon ortaya çıktı: biri yalnız vokalli, diğeri Marc Lavoine’le düet. Lavoine’in katılımı tesadüf değildi; Najoua onu “Kadın kalbine yakın, duymaktan korkmayan bir erkek” olarak tanımlıyordu. Şarkı yayımlandığında büyük bir hit olmadı ama zamana direndi. Kadına şiddeti “pop” formunda dile getiren az sayıdaki Fransızca eserden biri olarak kaldı.

Gözlerdeki Kötülük

Şarkı bütün kadınların tarihsel yorgunluğunu anlatan tanıklık ve teşhis içeren cümlelerle açılır:
Dans les yeux de Viola / On peut lire les maux qu’elle a — Viola’nın gözlerinde, taşıdığı acıları okumak mümkün.

Ardından acının biçimi belirir. Bugünlerde toksik erkeklik olarak anılan olguyu çok net cümlelerle anlatır:
Sur son chemin de croix / Y a des hommes qui n’en sont pas — Çile dolu yolda, erkek bile denemeyecek adamlar var.
Qui viennent à la chaîne / Semer leur peine dans ses bras — Zincir halinde gelirler, acılarını onun kollarına bırakırlar.
De porcelaine, qu’elle tend quand même / Car elle croit — Yine de uzattığı porselen kollarıyla inanır.

Kırık Porselen Kollar

Şarkının en çarpıcı imgesi burada belirir: Porselen kollar.
Bu benzetme, hem zarafeti hem kırılganlığı taşır. Kadın bedeninin nasıl narinleştirilerek denetim altına alındığını anlatır. Aşk adı altında kadınlara nasıl yükler bırakılmak istendiği aktarılır. Najoua’nın sesi burada neredeyse mekanikleşir, duygudan çok tanıklık kalır. Bir ağıt değil, durumu net anlatan bir rapor dinleriz.

Nakaratta Belyzel’in sesi bir uyarıya dönüşür:
Mais ne crois pas, non ne crois pas, non ne crois pas / Que c’est l’amour qui veut ça — Ama inanma, hayır, inanma; bu aşk değil.
Viola, regarde-toi  — Viola, kendine bak.

Tekrarlanan cümle bir yemin gibi yankılanır. Kadınlara “aşk” adıyla dayatılan itaat biçimleri bu sözlerle reddedilir. Belyzel melodiyi ninni gibi yumuşatır.

Şiddetin Estetiği

Armoni majör tondadır; ritim parlak, melodiler akıcı. Fakat bu “güzellik”, şiddetin üzerini örten bir kumaş gibidir. Dinleyici melodinin içinde gezinirken, sözler yavaşça kanamaya başlar:

Tu souris encore, mais ton âme saigne — Hâlâ gülümsüyorsun, ama ruhun kanıyor.

Bu noktada müzik bir an durur. Sessizlik, şiddetin yankısı olur.

Kadın Bedeninin Politik Sahnesi

İkinci bölüm, toplumsal eleştiriyi daha açık hale getirir. Belyzel burada anlatıcı rolünden çıkar, sanki bir gazeteci gibi toplumsal manzara çizer. Müzik hâlâ nazik, ama içerik serttir.
Dans les vies de Viola / Aux enfants on ne songe pas — Viola’nın yaşamlarında çocuklar akla bile gelmez.
 C’est l’IVG qui est roi, et la reine fille de joie — Kürtaj kral, fahişelik kraliçe olmuş.
Ou bien marquise que l’on excise entre deux parties exquises — Ya da iki ziyafet arasında sünnet edilen bir markiz.

Ve son kıtada hikâye kişisel bir trajediye dönüşür:
On t’a retrouvée Viola / Dans la Seine près de chez moi — Viola, seni Seine Nehri’nde, evimin yakınında buldular.
Je t’ai reconnue Viola / Il y a des yeux qu’on oublie pas — Seni tanıdım Viola; bazı gözler vardır, asla unutulmaz.

Şarkı burada sessizliğe gömülür. Bu ölüm sahnesi melodik değil, neredeyse belgesel gibidir. Belyzel, Viola’yı bir kurban olarak değil, bir tanıklık olarak bırakır.

Marc Lavoine’in katıldığı versiyonda aynı dizeleri iki farklı ses söyler. Lavoine’in bariton tonu, Najoua’nın kristal sesine gölge düşürür. Bu gölge, erkekliğin sistemdeki ağırlığını temsil eder. Belyzel bu işbirliği için “Marc’la söylemek bana cesaret verdi; çünkü o, kadınların acısına dokunmaktan korkmayan bir sanatçı” der.
Şarkı böylece tekil bir ağıt olmaktan çıkar, iki cinsin yüzleşmesine dönüşür.

Kültürel Yankılar

Viola yayımlandığında Fransız radyolarında fazla çalınmadı. Ama yıllar içinde bloglarda, bağımsız müzik sitelerinde “kadınların sessiz çığlığı” olarak anıldı. Eleştirmen Fabrice Planchon, “Parfüm kokulu bir protesto” ifadesini kullandı; Lavoine ise “Najoua bana sessizliğin de bir çığlık olabileceğini öğretti” dedi.

On beş yıl sonra bile Viola güncelliğini yitirmedi. Kadın bedeni hâlâ politik bir tartışma, şiddet hâlâ istatistiksel bir haber.

Tagged