Sinema tarihi bize pek çok ders verdi. Mesela köpekbalıklarından uzak durmamız gerektiğini Jaws öğretti, gerçek aşkın bile batabileceğini Titanic gösterdi, Ama en önemli derslerden biri şuydu: Başarılı bir film yaptıysanız, sakın devamını çekmeye kalkmayın… ya da çok iyi düşünün! Tarihin En Kötü Devam Filmleri dosyamızda kısa bir liste derledik.
Hollywood’un (ve dünyanın) “kasa doldururuz” diye başladığı bu maceralar, çoğu zaman “boş koltuk dolduramadık” noktasında bitiyor. Listemiz, “Keşke burada dursaydınız” dedirten en hayal kırıklığı yaratan devam filmlerinin anıt mezarlığıdır.
Grease 2 (1982, ABD)
Yönetmen: Patricia Birch
Oyuncular: Michelle Pfeiffer, Maxwell Caulfield
İlk film: Grease (1978), Travolta ve Newton-John’un enerjisiyle müzikali kültleştirdi. Şarkılar, danslar ve 50’ler nostaljisiyle hâlâ popülerliğini koruyor.
Çöküş: Grease 2, “biz aynı formülü tekrar yaparız” mantığıyla sahneye çıktı ama seyirciler ortada formül değil, çökmüş bir denklem buldu. Şarkılar unutulmaya mahkûmdu, danslar enerjisizdi ve yeni karakterler “büyük kardeşlerinin gölgesinde ezilen liseliler” gibiydi. Pfeiffer’ın yıldızı bu filmle parladı ama yapımın kendisi kara delik gibi tüm enerjiyi emdi. Sinema tarihine “müzikal devam filmi nasıl çekilmez” dersi olarak geçti. Seyirciler salondan “bu Grease değil, margarin versiyonu” esprisiyle çıktı.
Exorcist II: The Heretic (1977, ABD)
Yönetmen: John Boorman
Oyuncular: Linda Blair, Richard Burton
İlk film: The Exorcist (1973), şeytan çıkarma sahneleriyle, müziğiyle, görüntü yönetimiyle korku sinemasını altüst etti, gişe ve ödül rekorları kırdı.
Çöküş: Devam filmi, korku yerine anlamsız spiritüel vizyonlara ve komik kaçan bilimsel açıklamalara yaslandı. Seyirciler şeytandan değil, sıkıntıdan titredi. Linda Blair’in dönüşü bekleneni vermedi; karakteri bu kez korkutucu değil, melankolik bir lise öğrencisi gibiydi. Burton’ın rolü ise “kariyerim neden bu sahnede eriyor” bakışlarıyla hatırlandı. Film o kadar kötüydü ki birçok sinemasever “şeytan bile bu filme girmek istemez” yorumunu yaptı.
Highlander II: The Quickening (1991, ABD/İngiltere)
Yönetmen: Russell Mulcahy
Oyuncular: Christopher Lambert, Sean Connery
İlk film: Highlander (1986), ölümsüz savaşçıların hikâyesini destansı bir dille anlattı, kültleşti.
Çöküş: İkinci film, “ölümsüzlerin aslında uzaylı olduğu” fikriyle seyircileri şoka uğrattı ama bu şok korkudan değil kahkahadandı. Serinin mistik atmosferi, ucuz bilim kurguya dönüştü. Görsel efektler kötüydü, senaryo mantıksızdı ve Connery bile rolünde “buraya nasıl geldim” der gibiydi. İzleyiciler için Highlander II, “There can be only one” sloganının neden var olduğunu kanıtladı. Çünkü gerçekten de tek film yeterliydi.
Basic Instinct 2 (2006, ABD/İngiltere)
Yönetmen: Michael Caton-Jones
Oyuncular: Sharon Stone, David Morrissey
İlk film: Basic Instinct (1992), erotik gerilim türünü baştan yazdı, Sharon Stone’u ikonlaştırdı.
Çöküş: Devam filminde Sharon Stone hâlâ merkezdeydi ama bu kez hikâye ortada yoktu. Senaryo, klişelerle dolu bir polisiye roman gibi ilerliyordu; gerilimden çok sabır testi gibiydi. Taş gibi kalması gereken atmosfer pamuk gibi yumuşadı. İzleyiciler nefeslerini tutmak yerine esnedi. Eleştirmenler filmi “gerilimin değil, gereksizliğin anatomisi” diye tanımladı.
Dumb and Dumber To (2014, ABD)
Yönetmen: Farrelly Kardeşler
Oyuncular: Jim Carrey, Jeff Daniels
İlk film: Dumb and Dumber (1994), absürt mizahı sinema tarihine kazıdı.
Çöküş: 20 yıl sonra gelen devam filminde karakterler aynıydı ama espriler yaşlanmıştı. Eski şakaların tekrarı, seyirciye “nostalji güzel ama gülmek nerede?” dedirtti. Kahkahadan çok acıma duygusu uyandırdı. Carrey ve Daniels hâlâ enerjikti ama senaryo bir çöplük gibiydi.
The Matrix Revolutions (2003, ABD)
Yönetmen: Wachowski Kardeşler
Oyuncular: Keanu Reeves, Carrie-Anne Moss, Hugo Weaving
İlk film: The Matrix (1999), felsefe ve aksiyonu birleştirerek modern sinemanın kilometre taşı oldu.
Çöküş: Üçüncü film, felsefi alt metinlerden uzaklaşıp bitmek bilmeyen patlamalara saplandı. Final sahnesi, seyircilerin kafasını açmak yerine daha da karıştırdı. Neo ve Trinity’nin kaderi hüzünlüydü ama anlatım o kadar ağır ve gösterişliydi ki izleyiciler “bunu anlamak için felsefe yüksek lisansı mı lazım” diye sordu. Matrix efsanesi, kendi ağırlığı altında çöktü.
The Hangover Part III (2013, ABD)
Yönetmen: Todd Phillips
Oyuncular: Bradley Cooper, Zach Galifianakis, Ed Helms
İlk film: The Hangover (2009), Las Vegas çılgınlığını unutulmaz bir komediye dönüştürdü.
Çöküş: Üçüncü film komediyi bırakıp suç draması yoluna girdi. Seyirciler kahkaha beklerken mafya hesaplaşması izledi. Karakterler artık eğlenceli değil, bitkin görünüyordu. Mizah yerini karanlık bir ton aldı, film adeta “komedisiz komedi” oldu. Eleştirmenler bu filmi “The Hangover değil, The Headache” diye nitelendirdi.
Bridget Jones: The Edge of Reason (2004, İngiltere)
Yönetmen: Beeban Kidron
Oyuncular: Renée Zellweger, Hugh Grant, Colin Firth
İlk film: Bridget Jones’s Diary (2001), romantik komedilerde bir fenomen oldu.
Çöküş: İkinci film aynı şakaları tekrar eden, hikâyeyi gereksiz uzatan bir devam oldu. Bridget’in sevimliliği yerini sıkıcılığa bıraktı. Grant ve Firth bile eski cazibesini kaybetmiş gibiydi. Seyirciler için film “tatlı bir hatıranın üzerine fazla sos dökmek” gibiydi. Gülümsetmek yerine sıkıntı verdi.
Blues Brothers 2000 (1998, ABD)
Yönetmen: John Landis
Oyuncular: Dan Aykroyd, John Goodman
İlk film: The Blues Brothers (1980), müzik ve mizahın unutulmaz birleşimiydi.
Çöküş: Belushi’siz bir Blues Brothers düşünülemezdi ama yine de denendi. Goodman iyi niyetliydi ama kimse Belushi’nin boşluğunu dolduramazdı. Film, enerjisini kaybetmiş bir tribute konserine benzedi. Müzikler vardı ama ruh yoktu. Seyirciler “Blues Brothers değil, Blues Kuzenler” esprisini diline doladı.
Les Visiteurs II: Les Couloirs du temps (1998, Fransa)
Yönetmen: Jean-Marie Poiré
Oyuncular: Jean Reno, Christian Clavier
İlk film: Les Visiteurs (1993), zamanda yolculuk yapan şövalye hikâyesiyle Avrupa gişesinde büyük başarı sağladı.
Çöküş: İkinci film aynı şakaları yeniden sundu, ama bu kez kahkaha yerine iç çekişler aldı. Mizahın tazeliği gitmişti, hikâye gereksiz uzuyordu. Seyirciler “keşke zamanda yolculuk edip bu filmi engelleseydik” yorumunu yaptı. Reno bile ilk filmdeki enerjisini kaybetmiş gibiydi.
A Better Tomorrow III (1989, Hong Kong)
Yönetmen: Tsui Hark
Oyuncular: Chow Yun-Fat, Tony Leung Ka-Fai
İlk film: A Better Tomorrow (1986), John Woo’nun stilini dünyaya tanıtan, Hong Kong aksiyonunun altın çağıydı.
Çöküş: Üçüncü film John Woo’suzdu ve bu eksiklik çok hissedildi. Romantik alt hikâyeler gereksiz yere öne çıktı, aksiyon geri planda kaldı. Chow Yun-Fat yine karizmatikti ama film “yanlış yönetmenin elinde yanlış tını”ya dönüştü. Hayranlar için bu yapım seriye yakışmayan bir ek oldu.
Zatoichi Meets Yojimbo (1970, Japonya)
Yönetmen: Kihachi Okamoto
Oyuncular: Shintaro Katsu, Toshiro Mifune
İlk film: Zatoichi (1962) ve Yojimbo (1961), Japon sinemasının iki efsane karakterini yarattı.
Çöküş: Bu buluşma destansı bir şölen olmalıydı ama ortaya çıkan şey temposuz ve dağınık bir film oldu. Karakterlerin büyüsü törpülendi, dövüş sahneleri sıradanlaştı. Seyirciler büyük beklentiyle girdi, hayal kırıklığıyla çıktı. “İki efsane girdi, sıfır efsane çıktı” yorumu çok duyuldu.
Staying Alive (1983, ABD)
Yönetmen: Sylvester Stallone
Oyuncular: John Travolta, Cynthia Rhodes, Finola Hughes
İlk film: Saturday Night Fever (1977), Travolta’nın dans pistindeki enerjisiyle 70’leri özetledi. Bee Gees’in müzikleri ve Brooklyn’in sert gerçekleriyle bir dönemin ruhunu yakaladı.
Çöküş: Staying Alive, dansı Broadway’e taşıdı ama ruhunu kabinde unuttu. Travolta’nın Tony Manero’su bu kez Broadway hayali kuran bir garsondu ve film boyunca sanki “yanlış yöne gitmiş karakter” sendromu yaşattı. Bee Gees yerine Frank Stallone şarkıları vardı, ve “Stayin’ Alive” yerine “Barely Alive” tadı bıraktı. Broadway sahneleri ise o kadar yapaydı ki sanki Flock of Seagulls konseriyle kabus görmüşsünüz gibi hissettiriyordu. New York Times eleştirmeninin dediği gibi, ilk filmin enerjisi gitmiş, geriye klostrofobik, kasıntı bir müzikal kalmıştı.
The Lost World: Jurassic Park (1997, ABD)
Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Jeff Goldblum, Julianne Moore, Vince Vaughn
İlk film: Jurassic Park (1993), sinema tarihinin en görkemli canavar filmlerinden biri oldu. Spielberg, görsel efektleri ve dinozorları yeniden canlandırarak milyonları büyüledi.
Çöküş: The Lost World ise “aynı ada, başka dinozorlar” formülüyle yola çıktı ama şaşkınlık yerini sıkıntıya bıraktı. Michael Crichton’un bile gönülsüz yazdığı bir romana dayanan film, dinozorları San Diego’ya salıp Godzilla parodisine dönüştü. İlk filmde dinozorlar ağzımızı açık bırakırken, bu kez “eh işte, yine biri yenecek” diye izledik. Spielberg bile sonradan pişmanlığını gizlemedi. Evet gişede dev kazandı ama seyirciye sorduğunuzda çoğu “ben sadece ilkini hatırlıyorum” cevabını verir.
Live Free or Die Hard (2007, ABD)
Yönetmen: Len Wiseman
Oyuncular: Bruce Willis, Justin Long, Timothy Olyphant
İlk film: Die Hard (1988), “sıradan New York polisi” John McClane’i aksiyon kahramanına dönüştürdü. Sert mizahı, yaraları ve ayakları kesilen McClane, gerçekçi bir kahramandı.
Çöküş: Dördüncü filmde McClane artık “ölümsüz süper kahraman” seviyesine çıkmıştı. Helikoptere araba fırlatıyor, motosikletle havada akrobatik numaralar yapıyordu. İlk filmde “acı çeken adam” vardı, burada ise “saçma efektler arasında gezen Terminator taklidi”. Michael Scott bile The Office’te dalgasını geçti: “Birinci filmde sıradan adamdı, şimdi Superman oldu.” Hayranlar için bu film, Die Hard ruhunun bittiği nokta oldu.
More American Graffiti (1979, ABD)
Yönetmen: Bill L. Norton
Oyuncular: Ron Howard, Cindy Williams, Paul Le Mat
İlk film: American Graffiti (1973), George Lucas’ın nostalji dolu gençlik filmiyle sinema tarihine geçti. Rock’n roll ve araba tutkusu, dönemi mükemmel yansıttı.
Çöküş: Devam filmi ise nostalji sularında boğulan bir deney gibiydi. Hikâye dört yılın farklı Yeni Yıl gecelerine bölündü, split screen tekniğiyle izleyiciye “gözlerinle puzzle çöz” dedirtti. Eğlenceli bir gece yerine karışık ve yorucu bir zaman atlaması vardı. Richard Dreyfuss yoktu, Harrison Ford ise sadece cameo ile uğradı. Sonuç: seyircinin kafası karıştı, gişede çuvalladı. Ron Howard’ın oyunculuk kariyerini bitiren film olarak hatırlandı.
Space Jam: A New Legacy (2021, ABD)
Yönetmen: Malcolm D. Lee
Oyuncular: LeBron James, Don Cheadle, Cedric Joe
İlk film: Space Jam (1996), Michael Jordan ve Looney Tunes karakterleriyle eğlenceli bir kült film oldu. Hem çocuklara hem yetişkinlere hitap etti.
Çöküş: A New Legacy ise basketbol filmi değil, Warner Bros.’un kurumsal PowerPoint sunumu gibiydi. Rick and Morty’den Harry Potter’a kadar stüdyo IP’si gözümüze sokuldu ama hikâye yoktu. LeBron James sahada süperdi, ama beyazperdede donuktu. Film, streaming çağında markaları pazarlamanın en kötü örneği olarak tarihe geçti.
Rocky V (1990, ABD)
Yönetmen: John G. Avildsen
Oyuncular: Sylvester Stallone, Sage Stallone, Tommy Morrison
İlk film: Rocky (1976), Oscar ödüllü, yoksul bir boksörün umut ve azim hikâyesiyle kültleşti.
Çöküş: Beşinci film, ringin dışına çıkıp sokakta kavga eden bir Rocky sundu. Beyin hasarı yüzünden kariyeri biten Balboa, Tommy Gunn adında genç bir dövüşçüyü eğitmeye başladı ama hikâye duygusuzdu. Sokak kavgası finali ise “Rocky destanı burada mı bitecekti” sorusunu sordurdu. Seyirciler ringin görkemini ararken, buldukları köhne bir Philadelphia sokağı oldu. Gişede hayal kırıklığı yarattı ve Stallone bile yıllar sonra filmi “yanlış karar” olarak anladı. 16 yıl boyunca Rocky geri dönmedi, ta ki daha iyi bir film olan Rocky Balboa (2006) çıkana kadar.
