Biological Psychology dergisinde yayımlanan yeni bir çalışma, psikopatlar ve psikopatik özellikleri yüksek bireylerin korkuyu sanıldığından çok daha farklı yaşadığını öne sürüyor. Uzun yıllar boyunca psikoloji literatüründe baskın görüş, psikopatinin korku eksikliğiyle ilişkili olduğu yönündeydi. Bu yaklaşımın en bilinen dayanaklarından biri, David Lykken’ın 1957’de ortaya koyduğu low fear quotient theory olmuştu. Bu çerçeveye göre psikopatik özellikler taşıyan kişiler tehdit karşısında daha düşük fizyolojik tepki veriyor, bu yüzden cezadan yeterince ders çıkarmıyor ve antisosyal davranışlara daha açık hale geliyordu. Ancak zaman içinde yapılan araştırmalar bu tabloyu tam olarak doğrulamadı. Bazı çalışmalar gerçekten düşük tepki bulurken, bazıları normal hatta artmış düzeyde kardiyovasküler tepki saptadı. Bu da psikopatide asıl meselenin korkunun yokluğu değil, korkunun nasıl yorumlandığı olabileceği fikrini güçlendirdi.
Yeni Hipotez: Korku Yok Değil, Yorumu Farklı
Yeni çalışmanın çıkış noktası da tam burada yer alıyor. Fear Enjoyment Hypothesis adı verilen yaklaşıma göre psikopatik özellikleri yüksek bireyler korkuyu yaşamıyor değil; korkuya eşlik eden bedensel uyarılmayı başkalarından farklı biçimde anlamlandırıyor. Yani hızlı kalp atışı, gerilim ve bedensel alarm hali onlar için rahatsız edici bir deneyim olmaktan çıkıp heyecan, haz ya da olumlu bir yoğunluk hissine dönüşebiliyor. Araştırmacılar Miriam J. Hofmann, Andreas Mokros ve Sabrina Schneider bu fikri sınamak için yaş ortalaması 35 olan, yüzde 69’u kadın toplam 119 yetişkinle çalıştı. Katılımcılar psikopatik özellik düzeyleri bakımından farklı profiller taşıyordu.
Deneyde katılımcılara birinci şahıs bakış açısından hazırlanmış korku, heyecan ve nötr duygu yaratmayı amaçlayan video klipler izletildi. İzleme sırasında kalp atışları elektrokardiyogram ile sürekli ölçüldü. Her videonun ardından katılımcılar ne hissettiklerini değerlendirdi ve korkunun kendilerinde nasıl bir deneyim yarattığını tarif etti. Böylece hem fizyolojik tepki hem de öznel duygu değerlendirmesi birlikte incelendi.
Kalp Aynı Attı, Anlamı Değişti
Sonuçlar dikkat çekiciydi. Psikopatinin özellikle duygusal soğukluk, empati eksikliği, manipülatif eğilimler ve vicdan yoksunluğu gibi unsurlarını içeren core psychopathy düzeyi yükseldikçe, korku uyandıran videolar daha az olumsuz ve daha fazla olumlu olarak değerlendirildi. Aynı kişiler, korkunun nasıl hissettirdiğini anlatırken de daha pozitif kelimeler kullandı. Bu bulgu, korkunun bu bireylerde tamamen kaybolmadığını, fakat öznel olarak başka bir duygusal çerçevede yaşandığını düşündürüyor.
Daha da ilginç olan, fizyolojik verilerin eski düşük korku modelini zayıflatması oldu. Korku videoları sırasında psikopatik özellikleri yüksek katılımcıların kalp atışları artıyordu. Üstelik otonom sinir sistemi tepkileri, bazı durumlarda heyecan videolarına verdikleri tepkiden bile daha güçlüydü. Yani beden düzeyinde belirgin bir uyarılma vardı. Farkı yaratan şey, bu uyarılmanın kendisi değil, bu uyarılmaya yüklenen anlamdı. Özellikle primary psychopathy düzeyi yüksek kişilerde artan kalp atışı, korkutucu videoların daha olumlu değerlendirilmesini öngörüyordu. Buna karşılık psikopatik özellikleri düşük kişilerde aynı bedensel hızlanma daha olumsuz, daha sıkıntı verici bir deneyimle ilişkiliydi. Kısacası aynı çarpıntı bir grup için keyif, diğer grup için rahatsızlık anlamına geliyordu.
Psikopatide Duygu Eksikliği Mi, Duygu Yorumu Mu?
Bu tablo, psikopatinin basitçe bir duygu eksikliği ya da korku yoksunluğu olmadığını; daha çok duygusal işaretlerin alışılmadık biçimde yorumlanmasıyla ilgili olabileceğini gösteriyor. Araştırmacılara göre bu farklı yorumlama biçimi, tehlikeden kaçınmama, risk arayışı ve yüksek uyarılma peşinde koşma gibi davranışları da açıklayabilir.
Yine de çalışmanın sınırları var. Örneklem büyük ölçüde kadınlardan ve klinik olmayan bireylerden oluşuyordu; bu yüzden sonuçları hapishane ya da adli popülasyonlara doğrudan genellemek kolay değil. Ayrıca kalp atışı bize uyarılma düzeyini gösterse de bu uyarılmanın tam olarak hangi duyguyla yaşandığını tek başına söylemiyor; bu nedenle öz-bildirimler önemli bir rol oynuyor. Buna rağmen çalışma, psikopatinin duygusal dünyasına dair önemli bir kayma öneriyor: Sorun korkunun hiç hissedilmemesi değil, korkunun bazı kişiler için tuhaf biçimde hoş bir deneyime dönüşebilmesi.
