1978 yılında Los Angeles’ta bir Fleetwood Mac konserinin kulisinde başlayan karşılaşma, rock tarihinin en çok fısıldanan dostluklarından birine dönüştü. George Harrison, o akşam VIP bölümüne sessizce girdi. Gözlerinde koyu camlı bir güneş gözlüğü vardı; kalabalığın gürültüsünden çok bahçelerin ve gitarların huzurunu seven bir müzisyendi. Sahnedeki isim ise yükselişinin zirvesindeki Stevie Nicks idi. Dumanlı ışıkların arasından birbirlerini fark ettikleri o an, sektörde anlatılagelen bir dostluğa dönüştü.
Fırtınalı Yılların Ardından
Harrison o dönemde Beatlemania’nın yıpratıcı mirasını, Hindistan’daki spiritüel arayışlarını ve The Beatles’ın dağılmasının yarattığı kırılmayı geride bırakmaya çalışıyordu. 1970 tarihli All Things Must Pass ile solo kariyerinde zirveye çıkmış, ardından şöhretten bilinçli biçimde uzaklaşarak daha içe dönük bir hayat kurmuştu. Özel hayatında ise Pattie Boyd ile ayrılığı hâlâ konuşuluyordu.
Nicks cephesinde tablo farklıydı. Fleetwood Mac’in 1977 tarihli Rumours albümü dünya çapında patlama yapmıştı. Grup içi ilişkiler çalkantılıydı; buna rağmen Nicks kendi solo kimliğini inşa etmeye hazırlanıyordu. Henüz Edge of Seventeen yayımlanmamıştı ama defterleri şarkı sözleriyle doluydu. Mistisizme ve şiire ilgisi biliniyordu; Harrison’ın sakin, felsefi ve mesafeli duruşu onun dünyasına yabancı değildi.
Friar Park’taki Sessizlik
Dostlukları göz önünde değil, sessizlik içinde gelişti. Harrison’ın İngiltere’deki evi Friar Park birkaç kez buluşma noktası oldu. Paparazzilerden uzak, yağmurlu İngiliz aylarında yapılan ziyaretlerde saatlerce reenkarnasyon, müzik teorisi ve Bob Dylan üzerine konuştukları anlatıldı. Nicks için Harrison dengeleyici bir bilgelik kaynağıydı; Harrison için Nicks, 1960’ların başındaki hafifliği hatırlatan bir enerji taşıyordu.
Magazin basını bu dostluğu romantik bir ilişkiye dönüştürmekte gecikmedi. Geç saatlere uzayan stüdyo seansları, gizemli sözler ve el yazısıyla yazıldığı iddia edilen notlar dolaşıma girdi. 1983’te bir radyo programında Nicks’e bu iddialar sorulduğunda verdiği yanıt kısa ve kapalıydı: George benim kozmik ikizimdi.
Surrey’de Eric Clapton’ın evindeki bir partide bahçeye birlikte kayboldukları, Harrison’ın ağaçların altında sitar çaldığı ve Nicks’in şalına kır çiçekleri takıldığı anlatıldı. Bu anekdotlar hiçbir zaman doğrulanmadı; ama söylentiler hiç dinmedi.
Nicks’in arşivlerinde yer alan yayımlanmamış If I Were You taslaklarında geçen dua ipleri taşıyan adam betimlemesi, Harrison’a atfedildi. Harrison’ın ölümünden sonra ortaya çıkan bazı demo kayıtlarında ise Silver Witch başlıklı bir akustik melodi bulunduğu konuşuldu.
Sessiz Bir Vedanın Ardından
George Harrison 2001 yılında hayatını kaybettiğinde, Nicks’in Friar Park’taki özel törene katıldığı biliniyor. Kamuoyuna açıklama yapmadı. Bu hikâye, doğrulanmış bir aşk anlatısından çok, şöhretin yükünü taşıyan iki sanatçının birbirinde bulduğu anlayışa işaret ediyor. Harrison ve Nicks arasındaki bağ, magazin manşetlerinden çok, gitar tınılarında ve yarım kalmış dizelerde yaşamayı sürdürüyor.
