Deli Bal Tarihi: Bir Kaşıkta Kaos

Manşet Tarihin Akışı

Eğer ölümcül silahlar dendiğinde aklınıza kılıç, ok ya da atom bombası geliyorsa, henüz bir Karadeniz arısının neler yapabildiğini bilmiyorsunuz demektir. Çünkü bundan 2400 yıl önce bir grup Yunan askeri, savaş meydanında değil, bir kaşık deli bal yüzünden yere serilmişti. Ve bu, tarihin en tatlı ama en tuhaf biyolojik saldırılarından sadece ilkiydi.

Xenophon’un Tatlı Felaketi

MÖ 401… Pers topraklarından geri dönen, On Binler diye bilinen Yunan paralı asker ordusu, Karadeniz kıyılarına ulaşmış. Yorgun, aç ve memleket hasretiyle yanıyorlar. Trabzon civarındaki köylülerden birkaç kovan bal çalıyorlar; “Biraz baldan kimse ölmez” diye düşünüyorlar büyük bir ihtimalle. Ne var ki o kovanlar, Pontus’un ünlü Rhododendron ponticum (Mor Orman Gülü) çiçeklerinden beslenen arılara ait. Yani o bal deli bal.

Xenophon anlatıyor: “Askerler baldan yediler; az yiyenler sarhoş oldu, çok yiyenler delirdi. Kamp bir anda hastane koğuşuna döndü. Kusmalar, ishal, bayılmalar… Herkes yerdeydi. Hiç kimse ayakta duramıyordu.”

Savaşın ortasında ordunun yarısı saykodelik parti yapmış gibi. Neyse ki birkaç saat sonra etkisi geçti. Ertesi gün hepsi toparlandı, ama bu olay tarihe geçti: Bir orduyu mızrak değil, Karadeniz balı yere sermişti.

Deli balın hikâyesi yalnızca savaş meydanlarında değil, mitolojinin sisli vadilerinde de başlıyor. Antik kaynaklar, balın deli edici gücünden söz etmeye MÖ 6. yüzyıldan itibaren başlar. Homer’in Hermes ilahilerinden biri, Delphi Dağı Parnassos’ta yaşayan melissai, yani arı-kâhinlerden söz eder. Bu kadın kâhinler yalnızca meli chloron, yani “yeşil bal” tükettikten sonra kehanetlerini açıklıyordu.

Antik Tıp ve Akıl Hastalığına Çare Olarak Deli Bal

Antik Yunan ve Roma otoriteleri, deli balın yalnızca tehlikeli değil, aynı zamanda iyileştirici özellikleri olduğuna inanıyordu. Bazı metinlerde bu balın deliliği tedavi edebileceği yazılıdır. Aristoteles, Trapezus’ta yani bugünkü Trabzon çevresinde üretilen balın ağır kokulu olduğunu, sağlıklı insanların bu balı yedikten sonra delirdiğini, fakat epileptiklerin anında iyileştiğini belirtir.

Roma doğa tarihçisi Plinius ise deli baldan meli maenomenon adıyla söz eder. Toksisitenin kaynağını da ilk kez açık biçimde tanımlar: Oleander, azalea ve Rhododendron türleri. Yani doğanın çiçekleri, hem şifa hem zehir taşır.

Dönemin hekimleri balın etkisinin sabit olmadığını da fark etmişti. Plinius, bu balın özellikle yağışlı bahar mevsimlerinden sonra tehlikeli hâle geldiğini yazar. Yunan hekimi Pedanius Dioscorides ise yalnızca belirli mevsimlerde toksik özellik gösterdiğini belirtir. Bu gözlemler, antik dünyanın doğa döngülerine dayalı ilk toksikoloji fikirlerinden biri sayılır.

Pompey’in Tatlı Kabusu

Yıl MÖ 67… Roma ordusunun başında daha sonraları Ceasar ile kapışmalarını da göreceğimiz büyük komutan Pompey var. Karadeniz’de Pontus Kralı VI. Mithridates’i kovalıyor. Mithridates ise savaşta hileye bayılan biri; üstelik zehir konusunda antik dünyanın ustası.

Kralın adamları bu kez daha profesyonel davranıyor. Ordunun geçeceği yola kasalar dolusu deli bal bırakıyorlar. Romalılar bunları ganimet sanıyor: “Bu Pontuslular da ne misafirpervermiş.” Kaşık kaşık yiyorlar. Yarım saat sonra kamp alanı Roma ordusundan çok, sahra reviri gibi.

Romalılar sersem, mideleri altüst, kalkanlar bir yana, mızraklar bir yana… Ve Mithridates ordusuyla saldırıyor. Kaynaklara göre üç bin Romalı asker, neredeyse hiç savaşmadan öldürülüyor. Tarihin ilk biyokimyasal operasyonu böylece gerçekleşmiş oluyor. Pompey öfkesinden kuduruyor ama yapacak bir şey yok; düşman arı kullanmış.

Olga’nın İntikam Şöleni

946 yılı… Kiev Prensesi Olga, kocası Igor’un ölümünden sonra intikam yemini etmiş. Düşmanı, Drevlyanlar adlı Slav kabilesi. Onları güç kullanmadan yok etmesi gerek. Olga zekâsını kullanıyor: “Barış yapalım, size ziyafet vereyim,” diyor. Drevlyanlar kabul ediyor. Ziyafet başlıyor, şaraplar akıyor, ama kimsenin bilmediği şey şu: Olga şaraba deli bal karıştırmış.

Kroniklerde anlatıldığına göre binlerce Drevlyan askeri kısa sürede kendini çok iyi hissediyor — yani ölümcül ölçüde zehirleniyor. Olga’nın askerleri o sırada içeri giriyor ve 5000 kişiyi biçiyor. Ukrayna tarihinin en meşhur tatlı tuzaklarından biri böylece gerçekleşiyor. Olga daha sonra azize ilan ediliyor; azizelikle zehircilik, tarihte nadir görülen bir birleşim.

Ivan’ın Kopya Çekmesi

Beş yüz yıl sonra Rus Çarı III. Ivan (Ivan the Great), Tatar ordusuna karşı aynı numarayı yapıyor. Tatarlar bir Rus köyünü ele geçiriyor, her yerde variller dolusu içki buluyorlar. Kutlama vakti! Kim dayanabilir ki? Ne de olsa zafer içkisi. Ama içki, deli balla karıştırılmış.

Kısa süre içinde Tatarlar halüsinasyon görmeye, birbirlerine saldırmaya başlıyor. O sırada pusuda bekleyen Ruslar, kapılardan dalıyor ve tek bir kılıç darbesi yemeden savaşı kazanıyor. Böylece deli bal, Rus strateji tarihinde de yerini alıyor.

Avrupa’da Sarhoşluk ve “Miel Fou”

Orta Çağ’da deli bal, kıtanın batısına da sıçrıyor. Fransızlar buna miel fou, yani “çılgın bal” diyor. 16. ve 17. yüzyılda bazı içkilere ekleniyor: Daha hızlı kafa yapmak için. Paris barlarında “İki damla miel fou, beş dakika sonra Dante görürsün” türü espriler dolaşıyor. Elbette ölüm vakaları da eksik değil.

18. yüzyılda bu merak Amerika’ya bile ulaşıyor. New Jersey’deki bazı arıcılar, dağ defnesinden zehirli bal yapmaya çalışıyorlar. Ancak Rhododendron çiçeğinin grayanotoksin dozuna ulaşamayınca sadece mide bulantısı etkisiyle kalıyor. Yani Amerika bu konuda bile light versiyon üretmeyi başarıyor.

Bilim, Libido ve Modern Zamanlar

Bugün deli bal hâlâ üretiliyor, özellikle Türkiye’nin Karadeniz bölgesi ve Nepal Himalayaları’nda. Nepal’de dev Apis laboriosa arıları, 4000 metre yüksekte uçurumlardan bal topluyor. Bal avcıları halatla sarkarak bu petekleri topluyor; National Geographic’in en tehlikeli meslekler listesinde ilk 10’da.

Tıpta ise deli bal iki uçta: Doğru dozda kullanılırsa tansiyon düşürücü, ağrı kesici, afrodizyak etkisi olabiliyor. Ama fazla olursa acil servise bilet kesilmiş demek. Türkiye’de doktorlar her yıl birkaç “mad honey intoxication” vakasıyla uğraşıyor.

Yine de bu risk, özellikle erkekler arasında doğal Viagra efsanesine dönüşmüş durumda. Orta yaşlı Karadenizlilerin “Bir kaşıkla dünyayı değiştiririm” özgüveni, yerel doktorların kabusu. Üstelik fiyatı da rekor: Kilosu 1500 dolar civarında. Yani lüks, tehlikeli ve bir o kadar da efsanevi.

Tatlı Sonuç: Bal, Arı ve İnsan Aptallığı

Deli balın tarihi, insanlığın doğaya karşı ne kadar kibirli olabileceğinin özeti gibi. Bir ordu bal yedi diye yok olmuş, bir kraliçe intikamını tatlı içkiyle almış, bir çar kopya çekmiş. Hepsinde ortak nokta şu: Doğanın küçük bir tadı, büyük bir imparatorluğu devirebiliyor. Deli bal, insanlık tarihinin bize bıraktığı komik bir uyarı: Her tatlı şey masum değildir. Ve bazen bir kaşık bal, bin askerden güçlüdür.

Karadeniz yaylalarında hâlâ üretiliyor. Turistlere tadımlık sunuluyor ama her kavanozun üzerinde kocaman bir uyarı var: “Az ye, çok görürsün.” Bu, hem sağlık hem tarih açısından gayet yerinde bir tavsiye.

 

Tagged