Üçüncü Vlad, Vlad Tepeş, Kazıklı Voyvoda, Vlad Drăculea ve yüzyıllar sonra popüler kültürün ona yapıştırdığı isimle Dracula. Tarihin en karanlık hükümdarlarından biri olarak hafızaya kazınan bu figür, yalnızca siyasi şiddetiyle değil, çevresinde oluşan dehşet halesiyle de yaşamaya devam ediyor. On binlerce insanın ölüm emrini vermesi, düşmanlarını kazığa oturtarak korku siyaseti yürütmesi ve Bram Stoker’ın ünlü Dracula romanına ilham veren tarihsel kaynaklardan biri haline gelmesi, onun adını çoktan efsane ile tarihin arasına yerleştirdi. Şimdi ise bu karanlık portreye beklenmedik bir ayrıntı ekleniyor: Bilim insanlarına göre Vlad, kanlı gözyaşlarına yol açabilecek ciddi bir sağlık sorunundan muzdaripti.
Yeni araştırma, Vlad III’ün Eflak voyvodası olduğu dönemde yazdığı üç mektup üzerinden yürütüldü. Araştırmacılar, bu belgelerin yüzeyinde kalan biyolojik izleri inceleyerek, yalnızca tarihsel değil tıbbi bir portre de kurmaya çalıştı. Sonuçlar 8 Ağustos’ta Analytical Chemistry dergisinde yayımlandı. Çalışmada kullanılan yöntem kütle spektrometrisiydi. Bu teknik sayesinde, yüzyıllar önce mektuplara temas eden kişinin bıraktığı protein ve peptid kalıntıları saptandı. Başka bir deyişle araştırmacılar, bir metnin içeriğinden değil, onu tutan bedenin bıraktığı görünmez izlerden yola çıktı.
Analizler, Vlad’ın sağlık durumu hakkında dikkat çekici bulgular sundu. Araştırma ekibi, onun siliopati adı verilen genetik bir rahatsızlığa sahip olabileceğini öne sürüyor. Siliopatiler, hücrelerin işleyişinde önemli rol oynayan yapılardaki bozukluklarla bağlantılı bir hastalık grubu ve vücutta çok farklı sorunlara yol açabiliyor. Buna ek olarak Vlad’ın bir solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğine işaret eden izler de bulundu. Ancak çalışmanın en çarpıcı kısmı, 1475 tarihli mektupta saptanan bazı proteinler oldu. Bu bulgular, göz yaralanması ya da bakteriyel enfeksiyon kaynaklı hemolakriya denilen duruma, yani kanlı gözyaşlarına işaret ediyor olabilir.
Bu ihtimal, Vlad’ın zaten korkutucu olan tarihsel imgesine neredeyse gotik bir ayrıntı daha ekliyor. Elbette araştırmacılar temkinli davranıyor. Belgelerin yüzyıllar boyunca başka eller tarafından da tutulmuş olabileceğini kabul ediyorlar. Ancak mektuplarda bulunan en güçlü biyolojik izlerin doğrudan Vlad’a ait olduğunu düşünüyorlar. Çalışmanın asıl önemi de burada yatıyor: İlk kez bir ortaçağ hükümdarının sağlık durumuna, onun bıraktığı fiziksel kalıntılar üzerinden bu kadar yakından bakılabiliyor.
Vlad Tepeş’in adı uzun zamandır vahşet, korku ve ceza ile birlikte anılıyor. Bu yeni bulgu ise o sert siyasi figürün bedeninin de kendi içinde sessiz bir savaş verdiğini düşündürüyor. Tarihin en ürkütücü yüzlerinden biri, şimdi biraz daha somut, biraz daha kırılgan ve belki biraz daha tuhaf görünüyor.
