Martin Scorsese, GQ’ya verdiği uzun söyleşide Marvel filmleri üzerinden başlayan tartışmayı bir kez daha yalnızca süper kahraman sineması düzeyinde değil, daha geniş bir franchise kültürü meselesi olarak ele aldı. Usta yönetmen, yıllardır savunduğu noktayı yeniden vurguladı: sorun tek tek filmlerden çok, endüstrinin sinemayı giderek seri üretim mantığına teslim etmesi. Scorsese’ye göre asıl tehlike, bu yapımların gişede ne kadar büyük olduğu değil, kültürel algıyı nasıl dönüştürdüğü. Çünkü yeni kuşaklar, sinemanın yalnızca bu ölçekte kurulmuş, tekrar eden, önceden paketlenmiş filmlerden ibaret olduğunu düşünmeye başlarsa, bir filmin insan üzerinde yaratabileceği daha derin ve kişisel etki giderek silikleşecek.
Scorsese’nin dikkat çekici çıkışı tam da burada sertleşiyor. Ona göre sinemacılar bu baskın endüstri modeline yalnızca şikâyet ederek değil, karşı üretimle cevap vermeli. Christopher Nolan ve Safdie Kardeşler gibi isimleri örnek göstermesi de bu yüzden önemliydi. Scorsese, tepkinin yukarıdan değil, doğrudan film yapanlardan gelmesi gerektiğini söylüyor. Daha güçlü, daha özgün, daha kişisel filmlerle alan açılması gerektiğini savunuyor. Onun kullandığı dil neredeyse bir çağrı metni gibi: yeniden keşfedin, ortaya ne koyabildiğinizi gösterin, pes etmeyin. Bu çıkış, Marvel tartışmasının ötesinde, bugünkü Amerikan sinemasında auteur sinemanın alan kaybına karşı açık bir savunma olarak okunuyor.
Scorsese aynı söyleşide sinemayı neden manufactured content dediği şeyden ayrı tuttuğunu da daha açık tarif etti. Ona göre bu tür içerikler bazen yetenekli yönetmenlerin, tasarımcıların ve efekt ekiplerinin elinden çıkmış görsel olarak etkileyici işler olabilir; yine de bu onları otomatik olarak sinema yapmıyor. Çünkü mesele yalnızca teknik başarı değil, filmin seyircide bıraktığı düşünsel ve duygusal iz. Scorsese’nin yapay zekâ benzetmesi de buradan geliyor: önceden hesaplanmış, algoritmik, güvenli ve standartlaştırılmış yapıların sanatsal riskten uzaklaşması. Bu yüzden yönetmenin itirazı popüler olana değil, tek biçimli olana yöneliyor. Scorsese için sinema hâlâ sarsan, dönüştüren, kişisel bir bakış taşıyan ve seyircinin zihninde yaşamayı sürdüren bir sanat alanı. GQ röportajı da bu yüzden sadece Marvel üstünden çıkan bir polemik değil, sinemanın geleceği üzerine sert bir manifesto gibi duruyor.
