Sırbistan’da Öğrenci Listesi ve Sosyolojik Kökenleri (1)

Manşet Temel Bilgi Akışı

1 Kasım 2024’te Sırbistan’ın Novi Sad kentindeki tren istasyonunda beton bir sundurmanın çökmesi, 16 kişinin hayatına mal oldu. Yenileme çalışmaları kısa süre önce tamamlanmış bir kamu binasında yaşanan facia, ülkede büyük bir öfke yarattı. Ancak Sırbistan’da başlayan protestoların neden kısa sürede üniversiteleri, ardından şehirleri, kasabaları ve farklı toplumsal kesimleri içine alan Öğrenci Listesi isimli tarihsel bir harekete dönüştüğünü yalnızca bu felaketle açıklamak mümkün değil.

Asıl mesele, 2024 sonbaharında Sırbistan’da nasıl bir gençlik kuşağının yetişmiş olduğuydu. Yugoslavya’nın dağılmasını, 1990’ların savaşlarını ve Slobodan Milošević’in devrilmesini yaşamamış; fakat bütün bu olayların siyasi, ekonomik ve kültürel sonuçlarıyla büyümüş bir kuşak, ülkenin geleceğine ilişkin bambaşka sorular sormaya başlamıştı. Bu gençler, kendilerinden önceki kuşakların demokratikleşme umutlarının neden gerçekleşmediğini de sorguluyordu.

Aleksandar Vučić’in uzun iktidarı boyunca siyasete ilgisiz olmakla suçlanan, geleceğini çoğu zaman Avrupa ülkelerinde arayan ve toplumsal mücadeleden uzak görülen gençlerin bir bölümü, Sırbistan’ın en güçlü muhalif hareketinin öncüsü oldu. Bu dönüşümün arkasında ekonomik güvensizlik, siyasi yabancılaşma, kuşaklar arası hafıza ve giderek büyüyen bir adalet talebi bulunuyordu.

Yugoslavya Sonrası Doğan Kuşak

Sırbistan’ın öğrenci hareketini anlamak için önce bu öğrencilerin hangi ülkede dünyaya geldiğine bakmak gerekiyor. Hareketin ön saflarındaki gençlerin büyük bölümü, 1990’ların etnik savaşlarını ve Yugoslavya’nın çözülüşünü doğrudan yaşamamış bir kuşağa mensuptu. Ancak ebeveynlerinin deneyimleri aracılığıyla ekonomik yıkımın, uluslararası izolasyonun, savaşın ve siyasi baskının izlerini devralmışlardı.

2000 yılında Milošević’in devrilmesi, Sırbistan için demokratikleşme ve Avrupa’yla bütünleşme umutlarının başlangıcı olarak görülmüştü. Ne var ki sonraki yıllarda ekonomik dönüşümün yarattığı eşitsizlikler, yolsuzluk iddiaları, siyasi krizler ve kurumsal istikrarsızlık bu beklentileri aşındırdı. Genç kuşak açısından demokrasi, bir zamanlar kazanılmış ve artık güvence altına alınmış bir değer değildi.

Özellikle 2012’de Sırp İlerleme Partisinin iktidara gelmesinin ardından yetişen gençlerin siyasi deneyimi, büyük ölçüde Vučić’in giderek merkezileşen yönetimi altında şekillendi. Devlet kurumlarıyla iktidar partisi arasındaki sınırların belirsizleştiği, medyanın yoğun siyasi kutuplaşmaya sahne olduğu ve kamu yönetiminde parti bağlantılarının önemli bir avantaj sağlayabildiği bir düzen, bu kuşağın gündelik hayatının parçasıydı.

Böylece 1990’ların gençliği ile 2020’lerin gençliği arasında önemli bir fark ortaya çıktı. Önceki kuşak, otoriter bir liderin devrilmesiyle demokratik bir geleceğe ulaşılabileceğine inanmıştı. Yeni kuşak ise yalnızca liderin değişmesinin yeterli olmadığını, devletin işleyiş biçiminin de değişmesi gerektiğini düşünmeye başladı.

Parti Devletinin Gölgesinde Büyümek

Sırbistan’da gençlerin siyasi sisteme yabancılaşmasının arkasındaki temel etkenlerden biri, devletle iktidar partisi arasında gelişen çıkar ilişkileriydi. Kamu istihdamı, yerel yönetimler, devlet şirketleri ve kamu kaynaklarının dağıtımı üzerindeki siyasi etki, vatandaşların devletle kurduğu ilişkinin niteliğini belirliyordu.

Bu sistemde genç bir insan için yalnızca iyi eğitim almak, başarılı olmak veya mesleki yetkinlik kazanmak her zaman yeterli görülmüyordu. Siyasi bağlantıların istihdam ve kariyer olanaklarında avantaj sağlayabildiği bir düzende, bireysel yetenekle toplumsal yükselme arasındaki bağ zayıflıyordu. Üniversite eğitiminin gelecekte daha iyi bir yaşam sağlayacağına ilişkin beklenti de bu nedenle aşınıyordu.

Sorun yalnızca ekonomik değildi. Siyasi sadakatin ve kişisel bağlantıların liyakatin önüne geçmesi, gençlerde adalet duygusunu zedeleyen bir deneyime dönüşüyordu. Öğrenci hareketinin daha sonra ısrarla vurgulayacağı bağımsız kurumlar, liyakat ve hukuk devleti talepleri, bu gündelik deneyimlerden besleniyordu.

Sırbistan’da 2025 yılında gençlik kuruluşları ağı KOMS tarafından hazırlanan araştırma, bu yabancılaşmanın boyutunu ortaya koydu. Gençlerin kurumlara güveninin beş üzerinden ölçüldüğü araştırmada cumhurbaşkanlığına güven 1,12, hükümete güven 1,17, parlamentoya güven ise 1,29 düzeyindeydi. Buna karşılık öğrencilere duyulan güven 4,25’e, bilim insanlarına duyulan güven ise 3,85’e ulaşıyordu.

Araştırmanın protestolar başladıktan sonra yapılmış olması önemliydi. Ancak sonuçlar yine de Sırbistan’daki siyasi meşruiyet krizinin ne kadar derinleştiğini gösteriyordu. Gençler, ülkenin seçilmiş yöneticilerinden çok kendi kuşaklarının örgütlü temsilcilerine güveniyordu.

Göç Etmek ile Kalıp Mücadele Etmek Arasında

Sırbistan gençliğinin sosyolojik yapısında göç düşüncesinin özel bir yeri bulunuyor. Batı Avrupa ülkelerine yerleşme, daha iyi ücretlerle çalışma ve mesleki kariyer kurma arzusu, uzun yıllardır gençlerin gelecek planlarını şekillendiriyor.

Bu eğilim yalnızca Sırbistan’a özgü değil. Friedrich Ebert Vakfının 2024 yılında Güneydoğu Avrupa’daki 12 ülke ve bölgeyi kapsayan, 8.943 gençle gerçekleştirdiği araştırma, katılımcıların neredeyse yarısının ülkelerinden ayrılmayı güçlü biçimde arzuladığını ortaya koydu. Ekonomik gerekçeler, bu isteğin başlıca nedenleri arasındaydı.

Sırbistan’da da genç işsizliği ve güvencesiz çalışma önemli sorunlardı. Avrupa Komisyonunun verilerine göre 2024’te 15–24 yaş grubundaki işsizlik oranı yüzde 23 düzeyindeydi. Ancak eğitimli gençlerin karşı karşıya bulunduğu sorun yalnızca iş bulabilmek değildi. Düşük ücretler, mesleki gelişim olanakları, bağımsız bir yaşam kurmanın maliyeti ve kurumlara duyulan güvensizlik, geleceğe ilişkin daha kapsamlı bir kaygı yaratıyordu.

Bu koşullar, gençler arasında iki farklı toplumsal tepkiyi besledi. Birincisi ülkeyi terk ederek bireysel geleceğini güvence altına alma düşüncesiydi. İkincisi ise ülkede kalarak bu koşulları değiştirme arzusuydu.

Öğrenci hareketinin tarihsel önemi, ikinci seçeneği güçlü ve kolektif bir olasılığa dönüştürmesinde yatıyordu. Birçok genç için siyasal mücadele, soyut bir ideolojik tercih olmanın ötesine geçerek kendi ülkesinde yaşayabilme ve gelecek kurabilme meselesine dönüştü.

Siyasete İlgisiz Değil, Siyasi Partilerden Uzak

Sırp gençliği uzun süre siyasete ilgisiz, bireysel hayatına odaklanmış ve toplumsal sorumluluklardan uzak bir kuşak olarak tanımlandı. Dijital teknolojilerle büyüyen Z kuşağının toplumsal mücadeleye yeterince ilgi göstermediği düşüncesi, Sırbistan’da da yaygındı.

Oysa siyasal partilere ilgi duymamak ile siyasetin toplumsal sonuçlarına kayıtsız kalmak aynı şey değildi. Gençler arasında siyasi kurumlara yönelik güvensizlik, zamanla geleneksel parti siyasetinin dışında örgütlenme arayışlarına zemin hazırladı.

Bu durumun bir başka nedeni de muhalefet partilerinin parçalı yapısıydı. Sırbistan’da liberal, milliyetçi, Avrupa yanlısı ve muhafazakâr muhalefet grupları arasında uzun süredir ciddi görüş ayrılıkları bulunuyordu. İktidar karşıtı olmak, bu partilere güvenmek anlamına gelmiyordu.

Öğrenci hareketinin başlangıçta siyasi partilerden bağımsız kalmakta ısrar etmesi, bu nedenle güçlü bir toplumsal karşılık buldu. Gençler kendilerini mevcut muhalefetin gençlik örgütleri olarak değil, siyasetin işleyişini değiştirmek isteyen bağımsız yurttaşlar olarak tanımlıyordu.

Burada dikkate değer bir çelişki bulunuyordu. Öğrenciler parti siyasetinden uzak durduklarını söylerken, aslında son derece siyasi talepler dile getiriyordu. Bağımsız yargı, hesap verebilirlik, kamu kaynaklarının denetlenmesi ve ifade özgürlüğü gibi talepler, doğrudan devletin yapısıyla ilgiliydi. Hareketin siyasetten uzak durma söylemi, siyasetsizlikten çok mevcut siyasi aktörleri reddetmenin bir ifadesiydi.

Sırbistan’ın Unutulmayan Protesto Geleneği

Sırbistan’daki öğrenci hareketi tarihsel bakımdan bütünüyle yeni bir olgu değildi. Üniversiteler, Yugoslavya döneminden itibaren farklı dönemlerde siyasi muhalefetin önemli merkezleri arasında yer almıştı.

1968’de Belgrad’da başlayan öğrenci protestoları, sosyalist Yugoslavya’daki ekonomik eşitsizlikleri ve toplumsal adaletsizlikleri hedef almıştı. 1996–1997 yıllarındaki öğrenci gösterileri ise Milošević yönetiminin yerel seçim sonuçlarını tanımamasına karşı büyümüş, aylar süren bir demokratik direnişe dönüşmüştü. Ardından Otpor hareketi, gençlerin örgütlenme kapasitesinin 2000 yılında siyasi değişimin gerçekleşmesinde ne kadar belirleyici olabileceğini göstermişti.

Bu tarihsel miras, günümüz öğrencileri için hem bir ilham kaynağı hem de eleştirel bir karşılaştırma zemini oluşturdu. 2000 yılında elde edilen siyasi değişimin neden kalıcı ve güçlü demokratik kurumlara dönüşmediği sorusu, yeni hareketin düşünsel arka planında yer aldı.

Üstelik 2024 öncesinde de Sırbistan toplumu uzun bir protesto döneminden geçmişti. 2018’de başlayan Beş Milyonda Bir gösterileri, 2021’den itibaren güçlenen çevre mücadeleleri, lityum madenciliğine karşı gelişen hareketler ve 2023’teki Şiddete Karşı Sırbistan protestoları, birbirinden farklı toplumsal kesimlerde önemli bir muhalefet birikimi oluşturdu.

2023 seçimlerindeki usulsüzlük iddiaları üzerine düzenlenen protestolarda gençlerin görünürlüğü artmıştı. 2024’ün ilk yarısında Novi Sad’daki bazı üniversite birimlerinde siyasi müdahalelere karşı gelişen tepkiler de öğrencilerin hareketlenmeye başladığını gösteriyordu.

Dolayısıyla Novi Sad faciasından önce Sırbistan’da toplumsal muhalefet yok değildi. Eksik olan, farklı rahatsızlıkları kalıcı bir ortak mücadeleye dönüştürebilecek, geniş kesimler tarafından güvenilir bulunan ve siyasi partilerin sınırlarını aşabilen bir örgütlenmeydi.

Novi Sad: Bir Kazadan Daha Fazlası

1 Kasım 2024’te Novi Sad tren istasyonundaki sundurmanın çökmesi, bu birikimin açığa çıkmasını sağlayan olay oldu. Felaketin hemen ardından kamu yatırımlarındaki denetim eksiklikleri, ihale uygulamaları ve siyasi sorumluluklar tartışılmaya başlandı.

Kazanın toplumsal etkisini yalnızca hayatını kaybedenlerin sayısı belirlemiyordu. Yenilenmiş bir kamu yapısının çökmesi, devletin vatandaşlarına karşı en temel yükümlülüklerinden biri olan güvenli yaşam koşullarını sağlama sorumluluğunu gündeme getirdi. İnsanların günlük yaşamlarında kullandıkları bir istasyon, siyasi ve ekonomik düzenin güvenilirliğine ilişkin soruların merkezine yerleşti.

Sosyolojik açıdan bu tür olaylar, uzun süredir var olan ancak bireysel düzeyde yaşanan hoşnutsuzlukları ortak bir ahlaki tepkiye dönüştürebilir. Toplumsal hareketler araştırmalarında kullanılan ahlaki şok kavramı, insanların daha önce siyasete katılmamış olsalar bile büyük bir adaletsizlik karşısında harekete geçebilmelerini açıklar.

Novi Sad faciası böyle bir kırılma yarattı. Yolsuzluk, şeffaflık eksikliği ve siyasi sorumsuzluk artık yalnızca ekonomik kaynakların kötü kullanılması olarak tartışılmıyordu. İnsan hayatını kaybettiren bir yönetim sorunu olarak görülüyordu.

Gösterilerde öne çıkan kırmızı el izleri ve Elleriniz Kanlı sloganı, bu nedenle güçlü bir simgesel anlam kazandı. Öğrenciler felaketi unutulabilecek bir kaza olarak değil, sorumluların hesap vermesi gereken kamusal bir adaletsizlik olarak ele alıyordu.

Yasın Protestoya, Protestonun Üniversite İşgaline Dönüşmesi

Facianın ardından Novi Sad ve Belgrad’da anma gösterileri düzenlenmeye başladı. Protestocular, sundurmanın çöktüğü saat olan 11.52’de sessiz kalarak hayatını kaybedenleri anıyordu. Başlangıçta 15 dakika süren bu eylem, ölü sayısının 16’ya yükselmesiyle 16 dakikalık bir anma ritüeline dönüştü.

22 Kasım 2024, hareketin örgütlü üniversite direnişine dönüşmesinde belirleyici tarih oldu. Belgrad’daki Dramatik Sanatlar Fakültesinin öğrencileri ve öğretim elemanları, hayatını kaybedenler için düzenledikleri anma sırasında saldırıya uğradı. Bu olay, gençlerin gözünde yaşananların yalnızca bir inşaat faciasından ibaret olmadığını, barışçıl biçimde hesap sorulmasının da baskıyla karşılaşabildiğini gösterdi.

Fakülte öğrencileri saldırıya tepki olarak üniversite binasını işgal etme kararı aldı. 25 Kasım’da başlayan işgal, kısa süre içinde diğer üniversite birimlerine yayıldı. Belgrad’ın ardından Novi Sad, Niš, Kragujevac ve Novi Pazar gibi kentlerde öğrenciler dersleri durdurarak üniversite binalarını ortak mücadele alanlarına dönüştürdü. Öğrenci hareketi böylece yalnızca sokak gösterilerine dayanan bir protesto biçiminin ötesine geçti. Üniversiteler, barınma, dayanışma, tartışma, karar alma ve kolektif çalışma mekânları haline geldi.

Başlangıçtaki talepler oldukça somuttu: Novi Sad istasyonunun yenilenmesine ilişkin belgelerin açıklanması, sorumluların yargılanması, öğrencilere ve öğretim üyelerine saldıranların cezalandırılması, protestolar nedeniyle açılan davaların sona erdirilmesi ve yükseköğretime daha fazla kamu kaynağı ayrılması.

Ancak öğrencilerin ortaya koyduğu bu talepler, zamanla daha büyük bir soruyu gündeme getirdi: Devlet kurumlarının bağımsız biçimde çalışmadığı bir düzende, bu talepleri yerine getirmesi beklenen mekanizmalar nasıl işleyecekti?

Gençlerin Kendi Demokrasisini Kurması

Hareketin sosyolojik açıdan en ilginç özelliklerinden biri, örgütlenme biçimiydi. Öğrenciler geleneksel bir liderlik hiyerarşisi kurmak yerine, her fakültede katılımcı toplantılar düzenlemeyi tercih etti. Plenum adı verilen bu toplantılarda öğrenciler doğrudan söz alıyor, öneriler üzerinde tartışıyor ve ortak kararlar oluşturuyordu.

Bu yöntemin tarihsel kökleri Yugoslavya’nın özyönetim deneyimine ve öğrenci hareketlerinin geleneklerine kadar uzanıyordu. Ancak 2024’ten itibaren ortaya çıkan uygulama, dijital iletişim araçlarıyla büyümüş genç bir kuşağın katılımcılık anlayışıyla yeniden biçimlendi. Sosyal medya hızlı iletişim ve koordinasyon sağlarken, üniversite toplantıları kararların meşruiyetini oluşturuyordu. Böylece dijital örgütlenme ile yüz yüze kolektif karar alma arasında dikkat çekici bir ilişki gelişti. Öğrenciler yalnızca taleplerini demokratik yöntemlerle dile getirmiyor, kendi hareketlerinin içinde farklı bir demokratik işleyişi de uygulamaya çalışıyordu.

Bu uygulamanın önemli bir sonucu, bireysel siyasi katılım duygusunu güçlendirmesiydi. Uzun süredir ülkenin siyasi geleceği üzerinde etkili olamayacağına inanan gençler, bir fakülte toplantısında alınan kararın binlerce insanı harekete geçirebildiğini gördü. Siyasi kurumlara duyulan güvensizlik, bu durumda toplumsal kayıtsızlık yerine yeni bir katılım biçimini doğurdu. Hareketin başarısını açıklayan temel özelliklerden biri, gençlerin yalnızca neye karşı olduklarını değil, birlikte nasıl hareket edebileceklerini de öğrenmeleriydi.

Milliyetçi, Liberal, Solcu: Nasıl Bir Gençlik Hareketi?

Sırbistan’daki protestoları Batı Avrupa’daki öğrenci hareketlerinin ideolojik kalıplarıyla değerlendirmek yanıltıcı olabilir. Hareketin katılımcıları arasında liberal demokratlar, sosyal adalet taleplerini öne çıkaran sol eğilimli gençler, muhafazakârlar ve milliyetçi görüşlere sahip öğrenciler bulunuyordu.

Bu çeşitlilik, ülkenin siyasal ve kültürel yapısının bir yansımasıydı. Sırbistan’da Kosova meselesi, Ortodoks kimliği, ulusal egemenlik ve Avrupa Birliği’yle ilişkiler, farklı kuşakların siyasi tutumlarını biçimlendirmeyi sürdürüyor. Vučić yönetimine karşı çıkmak, bu konuların hepsinde aynı görüşü paylaşmak anlamına gelmiyordu.

Öğrencilerin parti bayraklarını ve belirli ideolojik sembolleri protestolardan uzak tutmaya çalışmasının önemli bir nedeni de buydu. Hareket, ortak bir milliyetçilik veya Avrupa yanlısı liberalizm etrafında değil, adalet ve hesap verebilirlik talepleri üzerinde birleşmeye çalışıyordu. Ancak bu yaklaşım tamamen çelişkisiz değildi. Protestolarda Sırp bayrakları, Ortodoks sembolleri ve Kosova’ya ilişkin milliyetçi sloganlar görünürlük kazanırken, Avrupa Birliği yanlısı bazı sembollerin dışlandığı olaylar da yaşandı. Bu durum, hareketin tarafsızlık anlayışının bütün siyasi eğilimlere aynı mesafede durmadığı yönünde eleştirilmesine neden oldu.

Yine de hareketin farklı görüşleri bir araya getirebilmesi önemli bir sosyolojik yenilikti. Sırbistan siyasetinde yıllardır birbirinden uzak duran toplumsal kesimler, kendi siyasi kimliklerinden tamamen vazgeçmeden ortak bir hedef etrafında buluşabildi. Bu nedenle öğrenci hareketini yalnızca ilerici, milliyetçi veya liberal bir gençlik ayaklanması olarak tanımlamak yeterli değil. Hareketin başlangıçtaki gücü, ideolojik farklılıkları ortadan kaldırmasında değil, onları belirli bir süreliğine daha kapsayıcı bir yurttaşlık talebinin gerisine itebilmesindeydi.

Üniversiteden Topluma Yayılan Güven

Öğrenci hareketinin geniş toplumda karşılık bulmasının bir başka nedeni, üniversitelerin Sırbistan’daki toplumsal konumuydu. Siyasi partilere güvenin son derece düşük olduğu bir ülkede öğrenciler, geleneksel iktidar mücadelelerinin dışında duran bir toplumsal aktör olarak algılandı.

Gençlerin bağımsızlığına duyulan güven, giderek ailelerin, öğretmenlerin, çiftçilerin, işçilerin ve farklı meslek gruplarının harekete destek vermesini kolaylaştırdı. Öğrencilere yemek taşıyan aileler, yürüyüşlerde traktörleriyle güvenlik sağlayan çiftçiler ve eylemlere katılan öğretmenler, protestoların toplumsal karakterini değiştirdi.

Bu destek, gençlerin toplumdan kopuk ve yalnızca büyük kentlerde yaşayan eğitimli bir azınlık olduğu düşüncesini de zayıflattı. Öğrencilerin küçük şehirlere ve kırsal bölgelere düzenlediği yürüyüşler, farklı kuşakların doğrudan iletişim kurmasını sağladı. Gündelik hayatında ülkenin siyasi sorunlarını farklı biçimlerde deneyimleyen insanlar, ortak bir kamusal talep etrafında karşılaşmaya başladı.

Öğrenci hareketi böylece kuşaklar arasında yeni bir dayanışma ilişkisi kurdu. 1990’larda Milošević’e karşı protestolara katılmış ebeveynlerle onların çocukları, farklı tarihsel deneyimlerden gelseler bile benzer adalet ve özgürlük taleplerinde buluşuyordu.

Bu ilişkinin en önemli sonucu, siyasal mücadelenin yalnızca üniversiteli gençlerin sorunu olmaktan çıkmasıydı. Başlangıçta gençlerin kendi gelecekleri için yürüttükleri mücadele, toplumun geniş kesimlerinin kendi yaşam koşullarını değiştirme arzusuyla birleşti.

Sırbistan’da Değişen Bir Kuşağın Hikâyesi

2024 sonunda ortaya çıkan hareketin en önemli toplumsal özelliği, gençlerin daha önce dağınık biçimde deneyimledikleri sorunları ortak bir siyasi talebe dönüştürmesiydi. Ekonomik belirsizlik, göç düşüncesi, liyakatsizlik, siyasi kurumlara güvensizlik ve demokratik temsil eksikliği, artık birbirinden bağımsız sorunlar olarak görülmüyordu.

Üstelik bu hareket, bütün Sırp gençliğinin aynı siyasi düşünceleri benimsediği anlamına gelmiyordu. Üniversite öğrencileri, genç nüfusun yalnızca bir bölümünü temsil ediyordu. Eğitim düzeyi, sınıfsal konum, yaşanılan bölge ve kültürel kimlik, gençler arasındaki farklılıkları belirlemeyi sürdürüyordu. Öğrenci hareketinin başarısı, bu farklılıkları yok etmesinden değil, üniversite sınırlarını aşan bir toplumsal güven ilişkisi kurmasından kaynaklandı.

Novi Sad’daki felaket, yıllardır birikmekte olan toplumsal hoşnutsuzluğun görünür hale geldiği an oldu. Ancak gösterilerin büyümesini sağlayan, yalnızca bu trajedinin yarattığı öfke değildi. Gençlerin mevcut kurumlara alternatif bir örgütlenme biçimi geliştirmesi ve farklı toplumsal kesimlerin bu örgütlenmede kendi taleplerine yer bulabilmesiydi.

25 Ekim 2026 seçimlerinde Öğrenci Listesi’nin oyların yaklaşık yüzde 52,7’sini alarak iktidara uzanması, bu dönüşümün siyasi boyutunu ortaya koydu. Fakat seçim zaferinin toplumsal temelleri, sandık başına gidilen gün değil, çok daha önce, üniversitelerde ve sokaklarda oluşmuştu.

Sırbistan’da bir kuşak yalnızca siyasi iktidarın değişmesini talep etmedi. Kamu kurumlarının vatandaşlarla ilişkisini, siyasete katılımın anlamını ve toplumun kendi geleceği üzerinde söz sahibi olma biçimini yeniden tartışmaya açtı.

Hareketin belki de en önemli sosyolojik sonucu buydu: Uzun yıllar geleceğini başka ülkelerde araması beklenen gençlerin bir bölümü, kendi ülkelerinin geleceğini değiştirebileceklerine inanmaya başladı.

Okuma Önerileri

  • Friedrich Ebert Stiftung — Youth Study Southeast Europe 2024/2025
  • KOMS — Alternative Report on the Position and Needs of Youth in Serbia 2025
  • Marta Szpala — Students vs the System: Protest Strategies in Serbia, OSW, 2025
  • Branislav Jakovljević ve Danica Pajović — Performing the Political Unknown, 2026
  • Jovana Čikić ve Ana Bilinović Rajačić — Blokiram zato što…, 2026
  • Anna Seliverstova — Absent Europe: Civic Protest and the Erosion of EU Symbolism in Serbia, 2026
  • Bojan Vranić ve Aleksandar Vranješ — Banners for the Age, Actions for the Young, 2026
Tagged

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *