1960’ların sonunda İngiliz rock müziğinin en parlak gitaristlerinden biri, dünyanın en büyük yıldızlarından birine dönüşmenin eşiğindeydi. Eric Clapton’ın yerini alacak kadar yetenekliydi, kurduğu grupla listelerin zirvesine çıkmıştı ve B.B. King gibi blues ustalarının hayranlığını kazanmıştı. Ancak Peter Green için başarı, zamanla taşınması güç bir yüke dönüşecekti. Fleetwood Mac’in kurucusunun hikâyesi, rock tarihinin en sıra dışı yükseliş ve kayboluş öykülerinden biriydi.
Eric Clapton’ın Yerini Alan Genç Gitarist
Peter Allen Greenbaum, 29 Ekim 1946’da Londra’da doğdu. Çocukluğunda blues müziğine duyduğu ilgi, ağabeyinin kendisine verdiği gitarla başladı. Özellikle B.B. King ve Freddie King gibi Amerikalı müzisyenlerden etkilendi. Kısa sürede kendine özgü, duygusal yoğunluğu yüksek bir gitar tekniği geliştirdi.
1966 yılında John Mayall’s Bluesbreakers grubunda Eric Clapton’ın yerini alması kariyerinin dönüm noktası oldu. Clapton, İngiltere’nin en çok hayranlık duyulan gitaristlerinden biriydi ve onun ardından sahneye çıkmak kolay değildi. Ancak Green, güçlü vibratosu, uzun süre titreşen notaları ve blues müziğine getirdiği kişisel yorumla kısa sürede kabul gördü.
B.B. King, Green’in gitar tonundan öylesine etkilenmişti ki onu dinlerken ürperdiğini söylemişti. Green’in farkı yalnızca teknik becerisi değildi. Bazen birkaç notayla başka gitaristlerin uzun sololarda yaratamadığı duyguyu aktarabiliyordu.
Fleetwood Mac’in Gerçek Kurucusu
1967 yılında Peter Green, kendi grubunu kurmaya karar verdi. Davulcu Mick Fleetwood ve gitarist Jeremy Spencer ile bir araya geldi. İlk kadroda bas gitarı Bob Brunning çalıyordu; kısa süre sonra onun yerini John McVie aldı. Green, grubuna kendi adını vermek yerine Fleetwood ve McVie’nin soyadlarından oluşan Fleetwood Mac ismini seçti. Bu karar, onun yıldız olma konusundaki alışılmadık yaklaşımının erken işaretlerinden biriydi.
1968’de yayımlanan ilk albüm Fleetwood Mac, İngiltere’de büyük başarı kazandı. Grup başlangıçta Chicago blues geleneğine bağlıydı fakat Green’in besteleri müziğin sınırlarını genişletiyordu. 1968 tarihli Albatross, İngiltere listelerinde bir numaraya yükseldi. Sözsüz, sakin ve neredeyse hipnotik yapısıyla dönemin rock müziğinden ayrılıyordu. Green’in bestelediği Black Magic Woman ise 1970 yılında Santana tarafından yeniden yorumlanarak dünya çapında üne kavuşacaktı.
Ardından Oh Well, Man of the World ve The Green Manalishi (With the Two Prong Crown) geldi. Fleetwood Mac, İngiltere’nin en başarılı gruplarından birine dönüşmüştü.
Başarı Neden Bir Yüke Dönüştü?
1969 yılına gelindiğinde Peter Green’in müzik dünyasında elde edebileceği hemen her şey önünde duruyordu. Ancak şöhretin kendisine sunduğu hayatı sorgulamaya başlamıştı. Kazandığı büyük paralar onu rahatsız ediyordu. Rock yıldızlarının servet biriktirmesini ahlaki açıdan sorunlu buluyor, kazançlarının önemli bölümünü ihtiyaç sahiplerine bağışlamak istiyordu. Grup arkadaşlarını da aynı yolu izlemeye çağırdı.
Bu dönemde manevi arayışları yoğunlaştı. Sahneye beyaz kıyafetlerle ve boynunda haçla çıkmaya başladı. Hristiyanlıkla ilişkili düşünceleri ve maddi dünyadan uzaklaşma isteği, müzik endüstrisinin beklentileriyle çatışıyordu.1969’da yayımlanan Man of the World, bu değişimin müziğine yansıyan en çarpıcı örneklerinden biriydi. Şarkı, dünyada arzu edilebilecek her şeye sahip görünen fakat mutluluğu bulamayan bir insanın yalnızlığını taşıyordu.
Münih’te Yaşanan Üç Gün
Mart 1970’te Fleetwood Mac, Avrupa turnesi sırasında Münih’e geldi. Peter Green, burada tanıştığı bir grup insanla şehir dışındaki bir eve gitti. Gitarist Danny Kirwan’ın da bulunduğu ortamda uzun müzik seansları düzenleniyor, LSD gibi halüsinojen maddeler kullanılıyordu. Green’in bu çevrede geçirdiği yaklaşık üç gün, hayatının en çok konuşulan dönemlerinden biri oldu. Mick Fleetwood ve grubun yakın çevresindeki isimler, gitaristin Münih’ten döndükten sonra belirgin biçimde değiştiğini anlattı.
Ancak Green’in yaşadığı sorunlar bu yolculuktan önce başlamıştı. Uzun süredir artan uyuşturucu kullanımı, şöhretten duyduğu rahatsızlık ve ruhsal sıkıntıları birbirine karışıyordu. Münih deneyimi, zaten zorlu bir süreçten geçen müzisyenin hayatındaki en sarsıcı dönüm noktalarından biri haline geldi.

23 Yaşında Her Şeyi Geride Bırakmak
Peter Green, Mayıs 1970’te Fleetwood Mac’ten ayrıldı. Henüz 23 yaşındaydı ve üç yıl önce kurduğu grup uluslararası başarının eşiğindeydi.
Ayrılışına yakın yayımlanan The Green Manalishi (With the Two Prong Crown), Green’in iç dünyasının karanlıklaştığını hissettiren güçlü bir parçaydı. Gitarist, şarkının merkezindeki tehditkâr figürü daha sonra parayla ilişkilendirecekti. Green artık rock yıldızı olmak istemiyordu. Daha özgür ve maddi kaygılardan uzak bir hayat arzuluyordu. Fakat müzik endüstrisinden uzaklaşması, beklediği huzuru beraberinde getirmedi.
1970’ler boyunca ciddi ruh sağlığı sorunları yaşadı. Şizofreni tanısı aldı, psikiyatri kliniklerinde tedavi gördü ve elektroşok tedavisi uygulandı. Bir dönem İsrail’de yaşadı; İngiltere’ye döndüğünde hastane görevliliği ve mezarlık işçiliği gibi işlerde çalıştı. Bu yıllarda Fleetwood Mac yoluna devam etti. Stevie Nicks ve Lindsey Buckingham’ın katılımıyla grup, 1977 tarihli Rumours sayesinde rock tarihinin en büyük ticari başarılarından birine ulaşacaktı. Green ise kurduğu grubun bu döneminin dışında kalmıştı.
Gitarına Geri Dönen Müzisyen
Peter Green müziği tamamen bırakmadı. 1970’te The End of the Game adlı solo albümünü yayımladı. Daha sonraki yıllarda zaman zaman kayıtlar yaptı ve 1979’da In the Skies ile daha belirgin bir dönüş gerçekleştirdi.1990’ların ikinci yarısında Peter Green Splinter Group’u kurarak yeniden konserlere çıkmaya başladı. Eski dönemindeki müzikal gücünü sürekli olarak sergileyemese de sahneye dönmesi, onu yıllardır dinlemeyi bekleyen blues hayranları için önemliydi.
1998 yılında Fleetwood Mac ile birlikte Rock & Roll Hall of Fame’e kabul edildi. Törende, kendi bestesi Black Magic Woman’ı Carlos Santana ile birlikte çaldı. Şubat 2020’de Mick Fleetwood’un düzenlediği özel konserde David Gilmour, Pete Townshend ve Billy Gibbons gibi müzisyenler onun eserlerini seslendirdi. Peter Green, 25 Temmuz 2020’de 73 yaşında hayatını kaybetti.
Peter Green Neden Unutulmadı?
Peter Green’in Fleetwood Mac’teki varlığı üç yıldan kısa sürdü. Buna rağmen blues-rock gitarının gelişiminde kalıcı bir iz bıraktı. Özellikle duyguyu teknik gösterişin önüne koyan yaklaşımı, sonraki kuşaklardan pek çok gitarist için ilham kaynağı oldu. Onun hayatında müzikle şöhret hiçbir zaman aynı anlama gelmedi. Gitar çalmayı seviyordu ama rock yıldızlığının beraberinde getirdiği para, baskı ve yaşam biçimiyle uzlaşamadı. Yaşadığı ruhsal sorunlar da bu çatışmayı çok daha ağır bir hale getirdi.
Fleetwood Mac, Peter Green olmadan dünyanın en büyük gruplarından biri oldu. Fakat Albatross’un huzurlu melodisinde, Man of the World’ün hüznünde ve Oh Well’in sert gitarında hâlâ grubun ilk kurucusunun sesi duyuluyor. Peter Green’in hikâyesindeki en çarpıcı çelişki de buydu: Sahip olmak istemediği şöhret, müziği sayesinde onu hiç terk etmedi.
