Antik Mısır Kedileri: Dokuz Canlı Dokunulmazlık

Manşet Tarihin Akışı

Nil çekildiğinde geride bereketli toprak bırakıyor, tarlalar ürünle, ambarlar tahılla doluyordu. Bereketin kokusunu alan yalnızca Mısırlılar değildi. Fareler ve sıçanlar da bu büyük ziyafete davetli olduklarını düşünüyorlardı. Onların peşinden Antik Mısır Kedileri geldi.

Başlangıçta kedinin görevi oldukça açıktı: Ambarı kemirgenlerden korumak, eve giren yılanları avlamak ve insanların yiyeceklerini, mümkünse insanların kendilerinden daha dikkatli biçimde gözetmek. Fakat kediler hiçbir toplumda kendilerine verilen görev tanımıyla yetinmez. Antik Mısır’da da yetinmediler. Tahıl ambarlarının çevresinde başlayan kariyerleri evlerin içine, aile sofralarının altına, mezar resimlerine, tapınaklara ve sonunda tanrıçaların yanına kadar uzandı.

İnsanlık tarihinin en parlak terfilerinden biriydi. Üstelik tek bir mülakata bile girmeden.

Ambar Memurluğundan Ev Sahipliğine

Mısır’ın gücü büyük ölçüde tahıla dayanıyordu. Nil’in düzenli taşkınları tarımı besliyor, tarım sarayı, tapınakları, orduları ve şehirleri ayakta tutuyordu. Böyle bir düzende fare yalnızca can sıkıcı bir misafir değildi; ekonomiye yönelik küçük, tüylü ve son derece iştahlı bir tehditti.

Kedi ise bu tehdidin doğal cevabıydı. Sessiz hareket ediyor, gece görebiliyor, uzun süre bekleyebiliyor ve gerektiğinde tek bir sıçrayışla sorunu çözüyordu. Mısır bürokrasisinin geri kalanıyla karşılaştırıldığında hızlı, etkili ve evrak istemeyen bir kamu görevlisiydi.

Kedilerin evcilleşme hikâyesi tek bir yerde ve tek bir anda başlamadı. Ancak Mısır, insanlarla kediler arasındaki ilişkinin görünür, kalıcı ve kültürel açıdan güçlü hâle geldiği merkezlerden biri oldu. Zaman içinde yalnızca işe yarayan hayvanlar olarak değil, ev halkının parçası olarak da görülmeye başladılar. Mezar resimlerinde kedileri sahiplerinin sandalyelerinin altında otururken, av sahnelerinde kuşların peşinden giderken ya da aile hayatının içine yerleşmiş hâlde görürüz. Sandalyenin altındaki yer ilk bakışta mütevazı görünebilir. Fakat kediler konusunda deneyimli herkes bilir: Bu yalnızca tahta çıkmadan önce kullanılan geçici bir karargâhtır.

Mısırlı Kedilerin Adı da Miyavlıyordu

Eski Mısır dilinde erkek kedi için kullanılan sözcük yaklaşık olarak miu ya da miw biçiminde okunuyordu. Dişi kedi için de buna yakın bir kelime vardı. Adın, kedinin çıkardığı sesi taklit ettiği düşünülür.

Başka bir deyişle Mısırlılar kediye isim verirken konuyu fazla uzatmamıştı:

“Bu hayvan ne diyor?”

“Miu.”

“Tamam, adı da o olsun.”

Kedilerin kişisel isimleri her zaman kaydedilmedi. Çoğu zaman yalnızca “kedi” anlamındaki sözcükle anıldılar. Bu da kediler açısından son derece uygun bir düzen sayılır. Zira kedilerin önemli bir bölümü bugün de kendilerine verilen ismi ancak mama kabı dolarken kabul eder.

Her Kedi Tanrı Değildi, Ama Bağlantıları Güçlüydü

Antik Mısır denince en sık tekrarlanan cümlelerden biri, Mısırlıların kedilere taptığıdır. Gerçekte ilişki biraz daha incelikliydi. Evde yaşayan her kedi doğrudan bir tanrı sayılmıyordu. Fakat kediler belirli tanrısal güçlerin yeryüzündeki görüntüsü, temsilcisi veya kutsal hayvanı olarak kabul edilebiliyordu. Bu bağlantının merkezinde Bastet vardı.

Bastet başlangıçta daha vahşi, aslanı andıran özellikler taşıyan güçlü bir tanrıçaydı. Zaman içinde özellikle evin korunması, annelik, doğurganlık, kadınlar, çocuklar, müzik, sevinç ve esenlikle ilişkilendirildi. Görünümü de giderek evcil kediyle özdeşleşti. Bu değişim Bastet’i zararsız bir ev tanrıçasına dönüştürmedi. Mısır düşüncesinde koruyuculuk yalnızca yumuşaklık anlamına gelmiyordu. Evi koruyan güç, gerektiğinde pençesini de gösteriyordu. Burada kedinin karakteri tanrıçaya son derece uygundu: Bir an minderin üzerinde huzurla uyuyan hayvan, birkaç saniye sonra görünmez bir tehditle ölüm kalım savaşına girebilirdi.

Kediler belki tanrı değildi ama tanrıçanın çevresindeydiler. Günümüzde buna “üst düzey bağlantıları var” denebilirdi.

Bastet’in Şehri Bubastis

Nil Deltası’ndaki Bubastis, Bastet kültünün en önemli merkeziydi. Şehirdeki büyük tapınak ve düzenlenen şenlikler, kedinin dinî konumunu bütün Mısır’a taşıdı. İnsanlar Bastet’e dua etmek, adak sunmak ve korumasını istemek için buraya geliyordu. Bastet’e sunulan bronz kedi heykelcikleri zamanla çok yaygınlaştı. Bunların bir kısmı zarif, uzun gövdeli ve küpeli kediler biçimindeydi. Bazılarında boyunluklar, kutsal işaretler veya yavru kediler bulunuyordu. İnsanlar bu heykelcikleri tapınağa bırakarak tanrıçayla aralarında bir bağ kurmayı amaçlıyordu.

Kısacası Bubastis, hac merkezi, festival şehri ve büyük bir kedi kültü başkentiydi. Muhtemelen şehirde bir yere oturup etrafınızda hiç kedi görmeden beş dakika geçirmek de mümkün değildi. Bugün interneti kedilerin yönettiği söylenir. Antik Mısır’da biraz daha ileri gitmişler, doğrudan bir şehir edinmişlerdi.

Bastet ve Çalınan Göz

Seth’in başına buyruk davranıp ortalığı birbirine kattığı Mısır efsanelerinden birinde hedefi, Horus’un kutsal gözüydü. Seth gözü ele geçirip Bubastis’e kadar taşıdı. Fakat şehrin sahibiyle karşılaşmayı hesaba katmamıştı.

Bubastis, Bastet’in şehriydi.

Yerel efsaneye göre Bastet, Seth’in çaldığı Horus’un Gözünü ondan geri aldı. Böylece yalnızca kayıp bir kutsal parçayı kurtarmadı; bozulan düzeni yeniden kurdu. Horus’un Gözü bütünlüğü, iyileşmeyi ve krallığın gücünü temsil ediyordu. Onu geri getiren Bastet de evin köşesinde usulca oturan bir kedi tanrıçasından çok daha fazlasıydı: Ra’nın kızı, firavunun koruyucusu ve gerektiğinde Seth’in boğazına yapışabilecek kadar tehlikeli bir güçtü.

Bastet’in zaferinden sonra tanrıçanın kutsal kayığı, tapınağını çevreleyen kanallarda dolaştırıldı. Kalabalıklar kıyılarda toplanıyor, müzik çalıyor ve tanrıçanın düşmana karşı kazandığı zafer kutlanıyordu. Bubastis’teki nehir alayları yalnızca şenlik değildi; Bastet’in Horus’un Gözünü kurtararak Mısır’ın düzenini yeniden sağlamasının tekrar canlandırılmasıydı.

Bir kedinin evde kaybolan eşyayı geri getirmesi pek alışılmış değildir. Bastet bu konuda da türünün geri kalanından ayrılmış, kayıp bir gözü bulup sahibine teslim etmişti. Elbette önce Seth’i pençelemesi gerekmişti.

Yılanı öldüren Büyük Kedi

Bazı dinî sahnelerde kedi, evcil Bastet kedisinden daha farklı bir anlam taşır. Ölüler Kitabı’nın 17. bölümünde Büyük Kedi, güneş tanrısı Ra ile özdeşleştirilir ve kozmik düzenin düşmanlarını yok eden koruyucu güç olarak görünür. Yılan biçimindeki kaos güçlerine saldıran kedi bu nedenle yalnızca fare avlayan bir ev hayvanı değil, güneşi ve dünyanın düzenini savunan kutsal savaşçıdır.

Ancak mezar resminde sahibinin sandalyesinin altında duran veya av sırasında kuş yakalayan her kediyi Bastet diye yorumlamak doğru olmaz. Bazıları gerçekten aileye ait bir hayvanı, av yardımcısını veya ev hayatını gösteriyordu. Mısır sanatında kedi hem gerçek kedi hem de tanrısal kedi olabiliyordu; hangisi olduğunu sahnenin bütünü belirlerdi.

Hiyeroglifte kedi ne anlama geliyordu?

Kedi hiyeroglifi şöyledir:

𓃠

Modern sınıflandırmada Gardiner E13 olarak adlandırılan bu işaret, oturan bir kediyi gösterir. Genellikle “kedi” anlamındaki miw veya mỉw sözcüğünün sonunda belirleyici işaret olarak kullanılırdı. Dişi kedi için kullanılan biçim de yaklaşık miit veya mỉwt olarak aktarılır. Sözcüğün kedinin miyavlamasını taklit ettiği düşünülür; yani Mısırlılar kediyi aşağı yukarı “miyavlayan” diye adlandırmıştı.

Buradaki önemli nokta şu: 𓃠 işareti tek başına otomatik olarak “koruma”, “bereket”, “kadınlık” veya “Bastet” anlamına gelmezdi. Hiyeroglif yazısında çoğunlukla kedi sözcüğünü belirtir veya yazılan kelimenin kedigillerle ilgili olduğunu açıklayan sessiz bir belirleyici görevi görürdü. Koruyuculuk ve Bastet bağlantısı, işaretin sözlük anlamından değil, kedinin dinî ve sanatsal bağlamından doğuyordu. Kısacası heykeldeki kedi koruyucu tanrıça, annelik, bereket veya güneşin savaşçısı olabilirken; hiyeroglifteki oturan kedi çoğu zaman çok daha doğrudan konuşuyordu:

Kedi. Miyavlayan şey. 𓃠

Kediye Zarar Vermek

Kedinin ekonomik yararı ile kutsal konumu birleşince ona zarar vermek yalnızca bir hayvana karşı işlenmiş sıradan bir kabahat gibi görülmedi. Böyle bir davranış evin bereketine, tanrıçanın temsilcisine ve toplumun kutsal kabul ettiği düzene yönelmiş bir saldırı sayılabiliyordu. Geç Ptolemaios döneminden aktarılan çarpıcı bir olayda, Romalı bir adam yanlışlıkla bir kediyi öldürür. Halk, yönetimin müdahalesine rağmen adamın bulunduğu yere saldırır ve onu öldürür. Olayın kazara gerçekleşmiş olması öfkeyi azaltmaz. Bu sahne, kedilerin dokunulmazlığının bir mahkeme salonundan çok toplumun ortak tepkisiyle korunduğunu gösterir. Kediye dokunan kişi karşısında yalnızca hayvanın sahibini değil, mahalleyi, rahipleri, tanrıçayı ve muhtemelen olayın başından beri hiçbir şey yapmadan izleyen diğer kedileri bulabilirdi.

Antik Mısır’ın bütün dönemlerinde geçerli, cezası maddelerle belirlenmiş tek bir kedi yasasından söz edemeyiz. Fakat bazı zamanlarda bir kediyi öldürmenin insanın kendi hayatını tehlikeye atacak kadar ağır kabul edildiği açıktır. Yani kural basitti: Kediye zarar verme.

Gerekçesini sonra konuşurdunuz. Tabii konuşabilecek kadar uzun yaşarsanız.

Yangında Önce Kedi

Antik bir anlatı, Mısır’da bir evde yangın çıktığında insanların yalnızca alevlerle mücadele etmediğini, kedilerin kendilerini ateşe atmasını engellemek için de büyük çaba gösterdiğini söyler. Kedilerden biri ölürse büyük yas tutulurdu.

Bir kedinin yangın sırasında neden özellikle alevlere doğru koştuğu sorusu ise kedilerin davranışlarını mantıkla açıklamaya çalışan insanlığın binlerce yıllık başarısızlıkları arasındadır. Büyük ihtimalle orada önemli bir iş olduğuna karar vermişti. Kedinin önemli işlerinin ne olduğu yalnızca kediye açıklanır. Bu anlatının asıl gösterdiği, kedinin ev içindeki yeridir. İnsanlar onu yalnızca ambarı koruyan bir araç olarak görseydi ölümü karşısında bu ölçüde sarsılmazdı. Kedi artık ev halkından biriydi; biraz mesafeli, zaman zaman nankör, fakat tartışmasız biçimde aileden.

Kedi Ölünce Kaşlar Gidiyordu

Bir ev kedisi doğal nedenlerle öldüğünde ev halkının yas göstergesi olarak kaşlarını tıraş ettiği aktarılır. Saçın veya beden kıllarının kesilmesi, Antik Mısır’da yasın dışarıdan görülebilen ifadelerinden biriydi. Kedinin ardından özellikle kaşların tıraş edilmesi, kaybın yalnızca evin içinde yaşanmadığını; herkesin görebileceği biçimde taşındığını gösteriyordu. Bir mahallede kaşları tıraş edilmiş bir aile gördüğünüzde uzun açıklamalara gerek kalmıyordu. Evin kedisi ölmüştü.

Ölen kedinin bedeni bazı durumlarda mumyalanıyor, keten bezlere sarılıyor ve insan mezarlarında kullanılan koruyucu uygulamalara benzer biçimde hazırlanıyordu. Varlıklı bir aileye ait sevilen bir kedi, öteki dünyaya sıradan bir hayvan gibi gönderilmiyordu. Çünkü Antik Mısır’da ölüm bir vedadan çok yolculuktu. Yolculuğa çıkan herkes gibi kedinin de hazırlıklı olması gerekiyordu. Mamasını yanına alıp almadığını kontrol eden kişi muhtemelen yine insandı.

Ta-Miu: Bir Prensin Kedisi

Kedilere duyulan kişisel sevginin en güzel örneklerinden biri, III. Amenhotep’in oğlu Prens Thutmose’un kedisi Ta-Miu için yaptırdığı taş lahittir. Ta-Miu sıradan bir çukura gömülmedi. Onun için insan mezarlarını andıran, kabartmalarla ve koruyucu yazılarla süslenmiş özel bir lahit hazırlandı. Kedi, öteki dünyada yaşamını sürdürecek bir varlık olarak gösterildi.

Ta-Miu’nun adı da büyük bir yaratıcılık taşımıyordu; yaklaşık olarak “dişi kedi” anlamına geliyordu. Bu durum prensin onu daha az sevdiği anlamına gelmez. İnsanların evdeki kedilerine “Kedi”, “Minik” veya “Sarı” adını vermesi üç bin yıl sonra da devam ettiğine göre, gelenek oldukça güçlüydü. Bir kraliyet ailesi üyesinin kedisi için böylesine özenli bir mezar yaptırması, hayvanın aile içindeki duygusal yerini açıkça ortaya koyar. Ta-Miu tahıl ambarında çalışan bir avcı değil, bir prensin kaybettiği dostuydu.

Ayrıca kendi lahdi vardı. Pek çok insanın hâlâ yok.

Kedi Mumyaları ve Büyük Adak Düzeni

Kedilerin mumyalanması yalnızca sevilen ev hayvanlarıyla sınırlı değildi. Özellikle Mısır’ın geç dönemlerinde Bastet’e sunulmak üzere çok sayıda kedi mumyası hazırlandı. Bubastis ve Saqqara gibi merkezlerde binlerce kedi gömüsü, bronz heykelcik ve hayvan mumyası bulundu.

İnsanlar tapınağa geliyor, bir kedi mumyası satın alıyor ve bunu Bastet’e adak olarak sunuyordu. Bu adak, tanrıçaya ulaştırılan bir dua, teşekkür veya yardım talebiydi.

Kedi Mısır’ı Savaşta da Kurtardı mı?

Perslerin Pelusion Savaşı sırasında Mısırlıların kutsal hayvanlara zarar vermeyeceğini bildiği, bu nedenle kedileri askerlerin önünde veya kalkanların üzerinde kullandığı anlatılır. Renkli bir hikâyedir; efsane payı büyüktür.

Yine de böyle bir anlatının doğabilmesi bile kedilerin Mısır’la ne kadar güçlü biçimde özdeşleştiğini gösterir. Antik dünyada Mısırlıların kedilere düşkünlüğü o kadar iyi biliniyordu ki, bu bağlılık askerî bir hileye dönüştürülebilecek kadar meşhur kabul edildi. Kedinin kendisi savaşı kazanmış olmayabilir. Fakat halkla ilişkiler konusunda yine ordulardan daha başarılıydı.

Kediler Masallara Girince

Antik Mısır’da kedi yalnızca evin fare avcısı, Bastet’in kutsal hayvanı ya da özenle mumyalanan bir aile üyesi değildi. Halkın anlattığı masallara, fabllara ve mizahi resimlere de girmişti. Burada tapınaklardaki ağırbaşlılığını bir kenara bırakıyor; akbabalarla anlaşma yapıyor, farelere hizmet ediyor, fare ordularına karşı kale savunuyordu.

Bu hikâyelerin tamamı baştan sona yazılmış masal kitapları hâlinde günümüze ulaşmadı. Bazıları papirüslerdeki metinlerden, bazıları ise çömlek ve kireç taşı parçaları üzerine çizilmiş sahnelerden biliniyor. Resimler, dönemin insanlarının tanıdığı sözlü öykülere ve yaygın şakalara gönderme yapıyor olmalıydı. Ayrıntıların bir kısmı kaybolmuş olsa da kedinin masallardaki karakteri gayet açıktır: Kimi zaman kurnaz, kimi zaman mağrur, kimi zaman da farelerin karşısında fena hâlde küçük düşürülmüş.

Kedi ile Akbaba

Uzak Tanrıça anlatısında öfkeli tanrıçayı Mısır’a geri getirmeye çalışan Thoth, yol boyunca ona çeşitli hayvan masalları anlatır. Bunlardan biri kedi ile akbabanın hikâyesidir.

Kedi ile akbaba aynı ağacın çevresinde yaşar. Akbaba yuvasını dalların arasına kurar, kedi ise yavrularını ağacın dibinde büyütür. İkisi de diğerinin yavruları için tehlikedir. Bu nedenle birbirlerinin yokluğundan yararlanmayacaklarına ve yavrulara zarar vermeyeceklerine dair söz verirler.

Ancak verilen söz bozulur ve doğal düşmanlar arasında kurulan kırılgan barış sona erer. Hikâye; güven, açgözlülük, ihanet ve intikam etrafında gelişir. Thoth’un bu masalı öfkeli tanrıçaya anlatması tesadüf değildir. Büyük bir tanrısal krizi doğrudan öğüt vermek yerine küçük bir hayvan hikâyesiyle yatıştırmaya çalışır.

Öfkeli bir kediye mantık anlatmanın zor olduğunu Thoth da erken fark etmişti. Bu yüzden önüne masal koydu.

Fare Ordusu ile Kedi Kalesi

Başka bir ünlü sahnede fareler silahlanıp onlara karşı savaşa girişir.

Fare hükümdar savaş arabasına binmiş, askerleri kalkanlar ve mızraklarla ilerlemiştir. Birlikler merdivenlerle kedilerin savunduğu kaleye saldırırken kediler surların arkasında direnmeye çalışır. Firavunların düşman şehirlerine düzenlediği seferleri anlatan görkemli savaş tasvirleri burada bütünüyle tersine çevrilmiştir. Savaş arabasındaki kudretli firavunun yerini bir fare, mağlup edilen yabancı orduların yerini ise kediler alır. Büyük kraliyet propagandası, birkaç kemirgen ve şaşkın kedi aracılığıyla parodiye dönüşür.

Sahnenin kaybolmuş bir kedi-fare savaşı öyküsüne bağlı olması mümkündür. Hikâyenin tamamını bilmiyoruz; fakat sonucun kediler açısından pek parlak görünmediği açıktır. Fareler düzenli ordu kurmuş, kuşatma teknolojisini öğrenmiş ve kedileri kaleye hapsetmiştir.

Tom ile Jerry arasındaki çatışmanın geçmişi sandığımızdan çok daha eskiydi. Üstelik bu kez Jerry’nin savaş arabası, piyadeleri ve kuşatma merdivenleri vardı.

Tapınakta Kutsal, Masalda Komik

Antik Mısır’ın masal ve mizah dünyasında kedi, tapınaklardaki dokunulmaz konumundan geçici olarak indiriliyordu. Bastet’in çevresinde kutsal kabul edilen, mezarlarda özenle mumyalanan ve evlerde koruyucu sayılan hayvan; halk hikâyelerinde farelere içki taşıyor, kuşları gütmeye çalışıyor ve fare orduları karşısında kaleye sığınıyordu.

Bu, Mısırlıların kedilere duyduğu saygıyla çelişmiyordu. Tam tersine, kedinin gündelik hayatın ne kadar içine girdiğini gösteriyordu. İnsanlar yalnızca uzak ve korkutucu varlıklarla değil, yakından tanıdıkları hayvanlarla şakalaşır. Kedinin kibri, avcılığı, sabırsızlığı ve insanlardan hizmet bekleyen tavrı, onu mizah için kusursuz bir karaktere dönüştürüyordu.

Tapınakta kutsaldı, evde koruyucuydu, masalda ise bazen kurnaz kahraman, bazen beceriksiz hizmetkâr, bazen de farelerin karşısında mağlup olmuş bir askerdi.

Mısırlılar kedileri yüceltmişti; ama onlarla dalga geçme fırsatını da kaçırmamıştı.

Gerçek sevginin biraz da böyle bir şey olduğu söylenebilir.

Kanunlardan Güçlü Bir Dokunulmazlık

Antik Mısır’da kediyi koruyan şey yalnızca korku veya din değildi. Kedi aynı anda birçok dünyanın içindeydi. Evin avcısıydı, ambarın koruyucusuydu, çocuğun yanındaki hayvandı, mezar sahibinin sandalyesinin altında oturan dosttu, Bastet’in kutsal temsilcisiydi ve ölümden sonra bile yolculuğunu sürdüren bir canlıydı.

Bu nedenle kediye zarar vermek tek bir kişiye ait mala zarar vermek anlamına gelmiyordu. Evin huzuruna, yiyeceğin güvenliğine, tanrıçanın korumasına ve toplumun ortak değerlerine dokunmak demekti. Kedilerin özel konumu Mısır’ın binlerce yıllık tarihi boyunca aynı biçimde kalmadı. Bastet kültü dönemlere göre güçlendi, kutsal hayvan uygulamaları büyüdü, tapınak ekonomileri değişti. Fakat kedinin temel başarısı kalıcı oldu: İnsanların yanına yalnızca yararlı bir avcı olarak sokuldu, kısa süre içinde evin sahibi gibi davranmaya başladı.

Mısırlılar piramitler inşa etti, dev tapınaklar kurdu, ölümden sonraki hayatı ayrıntılı biçimde düzenledi ve tanrılarını gökyüzüyle yeryüzü arasında dolaştırdı. Bütün bu büyük düzenin içinde kedilere de özel bir yer açtılar.

Kediler ise kendilerine ayrılan yerle yetinmeyip muhtemelen tam ortasına yattılar.

Tagged

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *