Guillermo del Toro, yapay zekanın sinema üzerindeki etkilerine dair kaygılarını bir kez daha sert sözlerle dile getirdi. Hellboy, Pan’s Labyrinth, The Shape of Water, Nightmare Alley ve Pinocchio gibi filmlerle tanınan Meksikalı yönetmen, 15 Haziran Pazartesi akşamı düzenlenen BFI America etkinliğinde yaptığı konuşmada, görüntüyle kurulan insanî ilişkinin tehlikeli bir eşiğe geldiğini söyledi. Del Toro konuşmasında, “İmge okuryazarlığını kaybetmenin eşiğindeyiz. Sinema okuryazarlığını kaybetmenin eşiğindeyiz” ifadelerini kullandı.
Yönetmene göre mesele yalnızca teknolojinin yeni görüntüler üretmesi değil; insanın görüntüyle kurduğu bağın zayıflaması. Del Toro, sinemanın mekanik bir üretim alanından ibaret olmadığını, imgenin insanı duyguya, güzelliğe ve ortak hafızaya bağlayan bir şey olduğunu savunuyor. Bu nedenle konuşmasında, “İnsan ile imge arasındaki anlaşma kutsaldır, ama bunun tehlikede olduğu bir zamandayız. Bize imgelerin yapay yollarla üretilebileceği söyleniyor. Bir imgenin varlığı yalnızca orada durmak değildir. Bizi birbirimize bağlamak, bize güzelliği hissettirmek içindir” dedi.
Del Toro’nun yapay zekaya karşı tavrı yeni değil. Yönetmen, geçtiğimiz yıl verdiği bir röportajda üretken yapay zekayı filmlerinde kullanmak istemediğini son derece açık bir dille anlatmıştı. “Yapay zeka, özellikle üretken yapay zeka; ilgilenmiyorum, hiçbir zaman da ilgilenmeyeceğim. 61 yaşındayım ve geberene kadar onu kullanmakla hiç ilgilenmemeyi sürdürebilmeyi umuyorum” diyen del Toro, kendisine yapay zeka hakkındaki tutumu sorulduğunda verdiği yanıtı da “Ölmeyi tercih ederim” sözleriyle aktarmıştı.
Buna rağmen del Toro, yapay zeka tartışmasıyla Frankenstein arasında belli bir bağ kuruyor. Oscar Isaac’in Victor Frankenstein’ı canlandırdığı 2025 yapımı filminde, yapay zekanın projeyi etkileyip etkilemediği sorulduğunda “Etkiledi de, etkilemedi de” yanıtını verdi. Ardından, “Etkilemedi; çünkü benim derdim yapay zeka değil, doğal aptallık. Bence dünyanın en kötü öğretmenlerinin çoğunu yönlendiren şey bu” sözleriyle asıl meselenin teknolojiden çok onu kullanan insan zihni olduğunu vurguladı.
Del Toro, Victor Frankenstein’ın kibrini bugünün teknoloji dünyasındaki bazı figürlerle ilişkilendirdiğini de saklamadı. “Ama Victor’un kibrinin bazı açılardan tech bro’lara benzemesini istedim, biliyor musunuz? Bir bakıma kör; sonuçları düşünmeden bir şey yaratıyor, biliyor musunuz? Ve bence durup nereye gittiğimizi düşünmemiz gerekiyor” sözleri, yönetmenin Frankenstein’ı yalnızca klasik bir korku hikâyesi olarak değil, çağdaş teknoloji kültürüne bakan bir uyarı olarak da ele aldığını gösteriyor.
Yönetmen, hayatının artık geri verme dönemine girdiğini ve BFI gibi kurumlarla çalışarak Alfred Hitchcock gibi sinema tarihinin büyük isimleri üzerine dersler verdiğini de anlattı. Del Toro bu yaklaşımını, “Biz kapı bekçileri değiliz. Biz kapıları tutanlarız; böylece daha fazla insan sinema kilisesine girip çıkabilir. Hayatımda imgeler tarafından defalarca kurtarıldım” sözleriyle özetledi.
Del Toro’nun çıkışı, yapay zekanın sinemadaki yerini yalnızca teknik bir üretim kolaylığı olarak görmüyor. Yönetmenin asıl korkusu, görüntülerin çoğaldığı bir çağda insanların görüntüleri okumayı, hissetmeyi ve onlarla gerçek bir bağ kurmayı unutması. Ona göre sinema, hâlâ insanın korkusunu, güzelliğini, merhametini ve kibrini taşıyacaksa, imgenin yalnızca üretilen değil, yaşanan bir şey olduğunu hatırlamak gerekiyor.
