Adıyamanlı Lucian Ve Bilimkurgunun İlk Büyük Uçuşu

Manşet Sözlerin Akışı

Bilimkurgu edebiyatının Türkiye’de yeterince güçlü bir damar oluşturamadığı sık sık söylenir. Ama bu yakınmanın hemen yanında, çok daha çarpıcı bir gerçek durur: Dünya edebiyatında bilimkurgunun ilk büyük romanı sayılan metinlerden biri, bugünkü Adıyaman sınırlarından çıkan Lucian tarafından yazıldı.

Adıyaman’ın Samsat ilçesi, antik çağda Samosata adıyla biliniyordu. Fırat kıyısındaki bu şehir, Roma İmparatorluğu’nun doğu dünyasına açılan kültürel geçitlerinden biriydi. İşte milattan sonra ikinci yüzyılda, bu topraklardan Lucian çıktı. Samosatalı, yani bugünün diliyle Adıyamanlı Lucian; Yunanca yazan, Akdeniz dünyasını dolaşan, çağının sahte bilgeliğini, palavracı tarihçilerini, gösterişli filozoflarını ve hurafelerini tiye alan olağanüstü zeki bir yazardı.

Yaklaşık MS 125 civarında doğan Lucian, yalnızca keskin dilli bir hicivci değildi. Onu dünya edebiyatı için benzersiz kılan şey, zekâsının hayal gücüyle birleştiği yerde ortaya çıktı. Çünkü Lucian, yalnızca kendi çağının insanlarıyla dalga geçmedi; dünyanın sınırlarını da küçümsedi. Denizlerden gökyüzüne, Ay’dan Güneş’e, dev balinanın karnından süt denizlerine, peynir adalarına ve ölüler ülkesine kadar uzanan bir anlatı evreni kurdu. Üstelik bunu, Jules Verne’den, H. G. Wells’ten, Mary Shelley’den, hatta modern romanın doğuşundan yüzyıllar önce yaptı.

Gerçek Bir Hikaye: Başlığı Bile Bir Tuzak

Lucian’ın bugün en çok konuşulan eseri, Türkçeye Gerçek Bir Hikaye diye çevrilebilecek Alēthē Diēgēmata oldu. Başlık ilk bakışta ciddi bir tarih ya da seyahat anlatısı vaat eder. Ama Lucian daha baştan okuruna göz kırpar. “Hakikati yalnızca yalan söylediğimi söylerken söyleyeceğim” diyerek bir oyun kurar. Başka yazarların akıl almaz olayları gerçekmiş gibi anlattığını, kendisininse yalan söylediğini açıkça kabul ettiğini sezdirir.

Bu tavır, Lucian’ı inanılmaz derecede modern kılar. Çünkü o, okuru kandırmaya çalışan bir anlatıcı değildir; okurla birlikte kandırma oyununu sahneye koyan bir yazardır. Metin daha ilk hamlede kendi kurgusunu açık eder, ama bu açıklık hikâyenin büyüsünü bozmaz. Tam tersine, anlatıyı daha özgür hale getirir. Lucian artık istediği kadar uçabilir, çünkü en başta ipi koparmıştır.

Gerçek Bir Hikaye, yalnızca “acayip olaylar dizisi” değildir. Antik dünyanın seyahat metinlerine, kahramanlık anlatılarına, abartılı tarih kitaplarına ve “Ben gördüm, ben duydum” diye konuşan bütün o güvenilmez anlatıcılara karşı kurulmuş parlak bir edebiyat oyunudur. Ama bu oyun, kuru bir parodi olarak kalmaz. Lucian’ın asıl gücü, alayın içine gerçek bir serüven duygusu koymasındadır. Okur, onun her şeyi tiye aldığını bilir; yine de yolculuğa kapılır.

Şarap Irmakları, Kadın Gövdeli Ağaçlar

Yolculuk, Herakles Sütunları’nın ötesine açılan klasik bir deniz macerası gibi başlar. Lucian’ın anlatıcısı, “okyanusun sonu neresidir, öte yakada kimler yaşar?” merakıyla yola çıkar. Bu soru bile tek başına çok önemlidir. Çünkü bilimkurgunun kökünde çoğu zaman aynı dürtü vardır: Bilinen dünyanın bittiği yerde ne var?

İlk duraklardan biri, Herakles ve Dionysos’un izlerini taşıyan tuhaf bir adadır. Kayalara kazınmış dev ayak izleri, bronz levhalar ve mitolojik göndermeler arasında Lucian birdenbire okuru şarap akan bir ırmağın başına getirir. Irmak yalnızca şarap gibi görünmez; gerçekten şaraptır. İçindeki balıklar bile şarap tadındadır. Onları yiyenler sarhoş olur. Nehir, üzüm salkımlarıyla dolu asmaların köklerinden doğar.

Sonra sahne daha da tuhaflaşır. Asmaların gövdeleri, belden yukarısı kadın olan canlılara dönüşür. Saçları yaprak ve salkım, parmakları dal, bedenleri insanla bitki arasında bir yerdedir. Yolcular onları öper; öpülen sarhoş olur. İki kişi bu büyüleyici tuzağa kapılır ve ağaçlarla bütünleşmeye başlar. Lucian burada yalnızca fantastik bir görüntü kurmaz; mitoloji, arzu, tehlike ve komediyi aynı anda çalıştırır. Antik bir metnin içinde, neredeyse sürrealist bir tablo açılır.

Ay’a Çıkan Adıyamanlı Hayal Gücü

Sonra bir hortum çıkar. Gemi havalanır. Deniz biter, gökyüzü başlar. Yedi gün yedi gece boyunca havada sürüklenen yolcular, sekizinci gün parlak, yuvarlak, ada gibi bir ülkeye ulaşır. Burası Ay’dır.

Lucian’ın Ay’a çıkışı, edebiyat tarihinin en şaşırtıcı anlarından biridir. Çünkü burada Ay yalnızca ışıklı bir gök cismi değildir. Üzerinde yaşayan halkları, kralları, siyasi meseleleri, savaşları, evlilik düzenleri, yemek alışkanlıkları, güzellik ölçüleri ve tuhaf biyolojileri olan bir dünyadır. Başka bir gökcismi, başka bir toplum olarak hayal edilir. Bugün bilimkurgu dediğimiz şeyin en temel reflekslerinden biri tam da budur: İnsanı başka bir dünyanın içine koymak ve oradan hem o dünyaya hem kendi dünyamıza bakmak.

Ay’ın kralı Endymion’dur. Güneş’in kralı Phaethon ile savaş halindedir. Kavganın nedeni, Sabah Yıldızı’na kurulacak bir koloni meselesidir. Yani Lucian, ikinci yüzyılda gökcisimleri arasında bir kolonileşme krizi anlatır. Ay halkı ve Güneş halkı, yalnızca mitolojik figürler gibi değil, toprak, güç, ittifak, vergi ve sınır kavgası yapan siyasi topluluklar gibi davranır.

Savaş sahneleri başlı başına bir görsel patlamadır. Üç başlı akbabaların sırtında uçan askerler, dev pirelere binen okçular, büyük sivrisinekler üzerinde savaşan birlikler, havada kurulan cepheler, bulutlardan örülmüş duvarlar, gökler arasında yapılan antlaşmalar… Lucian’ın hayal gücü burada neredeyse animasyon hızında çalışır. Ama bütün bu çılgınlığın içinde çok tanıdık bir siyaset dili vardır. Savaş çıkar, esir alınır, vergi konuşulur, barış yapılır, antlaşma yazılır.

Ay ile Güneş arasında yapılan barış, antik diplomasinin kozmik bir karikatürü gibidir. Güneş halkı Ay’a ördüğü bulut duvarını yıkacaktır. Ay halkı haraç ödeyecektir. Sabah Yıldızı’ndaki koloni ortaklaşa kurulacaktır. Antlaşma, iki gök cismi arasına asılacak bir levhaya yazılacaktır. Dünya edebiyatının bu kadar erken bir döneminde uzay savaşı, gezegenler arası diplomasi ve koloni fikrinin aynı metinde buluşması başlı başına büyüleyicidir.

Ay Halkının Tuhaf Düzeni

Lucian, Ay’a yalnızca savaş koymakla yetinmez. Oradaki gündelik hayatı da anlatır. Ay halkının yemekleri, bedenleri, güzellik anlayışları, doğum biçimleri, kıyafetleri ve alışkanlıkları vardır. Zenginlerin camdan giysiler giydiği, yoksulların bronzdan dokunmuş elbiseler kullandığı bir dünya düşünür. İnsanların gözleri çıkarılıp takılabilir; zenginlerin yedek gözleri vardır. Ay’da güzellik, saçsızlıkla ölçülür. Uzun saçlılar çirkin sayılır. Burunlarından bal akar, terlerinden süt çıkar, bu sütten peynir yapılır.

Bütün bunlar yalnızca tuhaflık olsun diye durmaz. Lucian, başka bir dünya kurarken, bizim normal dediğimiz şeylerin ne kadar keyfî olduğunu da sezdirir. Dünya’da güzel sayılan şey Ay’da çirkin olabilir. Burada doğal görülen düzen başka yerde gülünçleşebilir. İnsan kendi alışkanlıklarını evrensel zanneder; Lucian ise onu Ay’a çıkarıp bütün ciddiyetini elinden alır.

Bu yüzden Gerçek Bir Hikaye, sadece “uzaya gidilen eski bir metin” değildir. Başka bir toplum hayal etmenin edebî gücünü erken bir tarihte gösteren bir anlatıdır. Bugünkü bilimkurgu, uzak gezegenleri, yabancı uygarlıkları, tuhaf biyolojileri ve alternatif düzenleri ne kadar seviyorsa, Lucian da aynı oyunun çok eski ve çok neşeli bir biçimini kurar.

Dev Balinanın İçindeki Dünya

Ay’dan dönen yolcuların başına gelenler de en az gökyüzü macerası kadar şaşırtıcıdır. Denizlere inerler, ama bu kez karşılarına yüzlerce kilometre uzunluğunda dev bir balina çıkar. Canavar ağzını açar ve gemiyi bütün mürettebatıyla birlikte yutar.

Balinanın içi karanlık bir hapishane değildir. Lucian orada da ayrı bir dünya kurar. İçeride tepeler, ormanlar, kuşlar, balıklar, tarım alanları, yerleşimler ve başka insanlar vardır. Hatta balinanın içinde yıllardır yaşayan biriyle karşılaşırlar. Bu adam kendi düzenini kurmuş, sebze yetiştirmiş, balık tutmuş, ateş yakmış, içerideki başka topluluklarla ilişki geliştirmiştir. Balinanın karnı, bir yaratığın iç organı olmaktan çıkar; küçük bir kıtaya dönüşür.

Burada yaşayan halkların adları bile Lucian’ın mizahını taşır. Balık-insan karışımları, yengeç elliler, morina kafalılar, sole ayaklılar, kabuklu yaratıklar… Her biri sanki hem antik bestiary sayfalarından çıkmış hem de modern fantastik evrenlerin atası gibi durur. Lucian’ın balina içindeki dünyası, yalnızca Yunus peygamber anlatılarını ya da deniz canavarı korkusunu çağrıştırmaz; aynı zamanda “kapalı ekosistem” fikrini de doğurur. Bir bedenin içinde şehir kurulabilir, savaş yapılabilir, komşuluk ilişkileri gelişebilir, hatta deniz savaşları izlenebilir.

Lucian burada da durmaz. Balinanın ağzından dışarı bakıldığında bazen dağlar, bazen gökyüzü, bazen adalar görünür. Yani kahramanlar artık dünyayı bir canlının ağzından seyreder. Bu bakış açısı bile başlı başına büyük bir edebiyat buluşudur. İnsan, dünyanın merkezinden değil, bir canavarın içinden konuşur.

Süt Denizi, Peynir Adası Ve Sonsuz Masal

Balinadan kurtulduktan sonra yolculuk daha da tuhaf coğrafyalara açılır. Deniz bir noktada su olmaktan çıkar, süte dönüşür. Bu süt denizinin ortasında beyaz bir ada vardır. Ada peynirden oluşur. Üzerindeki asmalar üzüm değil, süt verir. Yolcular burada toprağı yemek, üzümden süt içmek gibi imkânsız bir gündelik hayatın içine girer.

Sonra mantar gibi çoğalan başka halklar, deniz üzerinde yürüyen mantar ayaklılar, ateş saçan adalar, kokularla dolu mutlu diyarlar ve nihayet kutsanmışların adası gelir. Lucian, ölü kahramanları, şairleri ve filozofları da anlatıya dahil eder. Homeros’la konuşur. Onun şiirleri hakkında soru sorar. Pythagoras’ı, Herodot’u, mitolojik figürleri ve eski dünyanın büyük adlarını aynı hayal sahnesine yerleştirir.

Burada metnin en keyifli damarlarından biri açılır. Lucian, antik dünyanın otoriteleriyle aynı masaya oturur ve onlara dokunur. Homeros artık uzaktan saygıyla bakılan bir heykel değildir; konuşulabilecek, soru sorulabilecek, hatta hafifçe dürtülebilecek bir karakterdir. Herodot ise Lucian’ın en sevdiği hedeflerden biri gibi görünür. Çünkü Gerçek Bir Hikaye’nin içinde sürekli olarak eski tarihçilerin inanılmaz anlatılarına laf atan bir damar akar.

Lucian’ın büyüklüğü biraz da buradadır. O, gelenekten kopmaz; geleneğin içine girer ve içeriden kahkaha atar. Homeros’u bilir, mitolojiyi bilir, felsefeyi bilir, tarihçileri bilir. Tam da bildiği için onlarla oynayabilir. Bu yüzden onun mizahı yüzeysel değildir. Arkasında büyük bir edebî hafıza vardır.

Lucian Neden Bu Kadar Önemli?

Lucian’ın önemi birkaç cümleye sıkışmayacak kadar geniştir. O, antik dünyanın en büyük düzyazı ustalarından biridir. Diyalog formunu felsefenin ağır havasından çıkarıp komediye, hicve ve zekâ oyununa taşır. Tanrıları konuşturur, ölüleri konuşturur, filozofları pazara çıkarır, sahte peygamberleri soyar, bilgelik taslayanları gülünç hale getirir. Onun kaleminde yüksek görünen şeyler yere iner; fazla ciddi konuşan herkesin dili çözülür.

Ama Gerçek Bir Hikaye ile yaptığı şey daha da büyüktür. Lucian burada yalnızca alay etmez, edebiyatın geleceğine doğru kapı açar. Uzay yolculuğu, dünya dışı toplumlar, gezegenler arası savaş, yabancı biyolojiler, alternatif yaşam biçimleri, dev yaratığın içinde kurulan ekosistem, coğrafyanın imkânsızlaşması, ölülerle konuşma, mitolojik ve tarihsel karakterlerin aynı evrende buluşması… Bütün bunlar, modern fantastik edebiyatın ve bilimkurgunun yüzyıllar sonra tekrar tekrar kullanacağı imkânlardır.

Onun metni Rabelais’ye, Swift’e, Thomas More’a, Voltaire’e ve daha sonra hayalî yolculuk geleneğini büyüten pek çok yazara giden hattın en erken duraklarından biri olarak okunur. Gulliver’in adalarında, Rabelais’nin devlerinde, Voltaire’in felsefi masallarında Lucian’ın gölgesi dolaşır. Çünkü Lucian, olağanüstü yolculuğu yalnızca eğlence için değil, dünyayı ters çevirmek için kullanmayı bilen ilk büyük ustalardan biridir.

Adıyaman’dan Ay’a Uzanan Çizgi

Bu hikâyenin bizim için en çarpıcı tarafı hâlâ baştaki yerde duruyor: Lucian, Samosatalıydı. Bugünün Adıyaman Samsat’ından çıkan bu yazar, dünya edebiyatının en erken ve en cüretkâr hayal makinelerinden birini kurdu. Antik dünyanın merkezlerinden uzakta görünen bir Fırat şehrinden çıkıp Yunanca edebiyatın en parlak zekâlarından biri haline geldi.

Adıyamanlı Lucian’ın önemi, yalnızca “bizden biri” diye sahiplenilecek bir isim olmasında değil. Asıl mesele, Anadolu ve Mezopotamya eşiğinde doğan bir yazarın, insan hayalinin sınırlarını bu kadar erken tarihte zorlamasıdır. O, coğrafyanın kenarında doğup edebiyatın merkezine yürüyenlerden biridir. Samosata’dan çıkan bu ses, Atina’nın, Mısır’ın, Roma dünyasının ve Akdeniz’in bütün entelektüel gürültüsünü duydu; sonra bu gürültünün içinden kendi kahkahasını çıkardı.

Bilimkurgu çoğu zaman gelecekle ilişkilendirilir. Oysa Lucian bize, geleceğin bazen çok eski bir yerden konuştuğunu hatırlatır. Ay’a giden ilk büyük edebî yolculuklardan biri, modern teleskopların, roketlerin, uzay programlarının değil; Adıyamanlı bir yazarın taşkın hayal gücünün ürünüdür. Lucian, dünyayı küçük bulanların atasıdır. Gemiye biner, denizi aşar, göğe çıkar, Ay’da savaş görür, Güneş’le antlaşma okur, balinanın karnında ülke bulur, süt denizinde peynir adasına yanaşır ve bütün bunları yaparken yüzünde hep aynı alaycı gülümseme durur.

Gerçek Bir Hikaye’nin sonunda anlatıcı, maceranın devam edeceğini söyler. Devamı elimizde yok. Ama belki de Lucian’ın en güzel şakalarından biri budur. Çünkü o devam hiç yazılmamış olsa bile, dünya edebiyatı iki bin yıldır onun açtığı kapıdan içeri girip çıkıyor.

Adıyamanlı Lucian, yalnızca antik çağın zeki bir hicivcisi değildi. O, insanlığın “ya dünyanın ötesinde başka dünyalar varsa?” sorusunu edebiyatın içine erken bir tarihte yerleştiren büyük hayal kuruculardan biriydi. Bu yüzden Gerçek Bir Hikaye, sadece eski bir metin değil; Ay’a, yıldızlara, canavarlara, başka toplumlara ve anlatının sınırsızlığına açılan ilk büyük edebî uçuşlardan biridir.

Okuma Önerileri

Lucian — Gerçek Bir Hikaye / A True Story
Lucian — Ölüler Diyalogları
Lucian — Tanrıların Diyalogları
Lucian — Alexander ya da Sahte Peygamber
Thomas More — Utopia
François Rabelais — Gargantua ve Pantagruel
Jonathan Swift — Gulliver’in Gezileri
Cyrano de Bergerac — Ay Devletleri ve İmparatorlukları
Johannes Kepler — Somnium

Tagged

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *