Bir ergen erkeğin insanların kendisine güldüklerini düşündüğü anda yapabilecekleriyle bir devlet başkanının aynı hissi yaşadığında yapabilecekleri arasında esas olarak bütçe farkı vardır. Birincisi masayı yumruklar, ikincisi donanmayı alarma geçirir; ikisi de ertesi sabah davranışını stratejik kararlılık olarak anlatabilir. Dünyanın bugünkü haline bakınca uluslararası siyasetin önemli bir bölümü, lise koridorunda omuz atarak yürüyen çocukların daha pahalı takım elbiseler giymiş versiyonları tarafından yönetiliyormuş gibi görünüyor. Kimin masada nereye oturduğu, kimin önce el uzattığı, kimin daha büyük kalabalık topladığı, kime gülündüğü, kimin karşısında geri adım atıldığı bazen milyonlarca insanın hayatından daha önemli hale gelebiliyor.
Yaralı ergen erkek egosu elbette klinik bir teşhis değil. Dünya liderlerini uzaktan psikiyatrik etiketlerle açıklamak kolaycılık olur; savaşların arkasında enerji, toprak, sınıf, sermaye, silah sanayisi, emperyal geçmiş ve devlet çıkarları bulunur. Fakat bu çıkarların hangi duygusal dille paketlendiğini, neden uzlaşmanın zayıflık, şiddetin cesaret ve geri adımın hadım edilme gibi yaşandığını anlamak için yaralı erkeklik son derece kullanışlı bir kavramdır. Buradaki ergenlik de biyolojik yaş değildir. Yetmiş yaşındaki bir insan pekâlâ dünyanın kendisine yeterince saygı göstermediğine inanabilir, rakibine çocukça lakaplar takabilir ve ülke sınırlarını emlak kataloğu gibi inceleyebilir. Nüfus cüzdanı yaşlanır, fakat benlik her zaman aynı hızla ilerlemeyebilir.
Ergen Erkek Neden İnsanlığın Varsayılan Ayarı Oldu
Simone de Beauvoir, erkekliğin tarih boyunca tarafsız insanlık normu gibi kurulduğunu, kadının ise erkeğe göre tanımlanan öteki konumuna itildiğini gösterdi. Erkek yalnızca bir cinsiyet değil, ölçü birimi haline geldi; kadın politikacı kadın lider, kadın yazar kadın yazar olarak anılırken erkek lider yalnızca lider, erkek yazar yalnızca yazar olarak anıldı. Bu varsayılanlık siyasal iktidarda daha da görünürdür. Lider denildiğinde zihinde kendiliğinden sert sesli, kararlı bakışlı, duygularını göstermeyen ve gerektiğinde öldürme emri verebilecek bir erkek bedeni belirir. Bir kadın aynı sertliği gösterdiğinde acımasız, göstermediğinde zayıf bulunabilir; erkek ise yalnızca liderlik yapıyor sayılır.
Judith Butler toplumsal cinsiyetin insanın içinde saklanan sabit bir öz değil, tekrar edilen ve toplumsal olarak denetlenen davranışlarla kurulan bir performans olduğunu anlatır. Erkeklik de yürüyüş, ses tonu, kıyafet, jest, hakaret, susma, bedensel gösteri ve şiddet karşısındaki tavır aracılığıyla sürekli yeniden üretilir. Dolayısıyla güçlü adam diye doğada hazır bulunan bir tür yoktur. Güçlü adam; fotoğrafçılar, danışmanlar, üniformalar, kürsüler, askerî törenler, spor salonları ve zaman zaman zavallı bir ata yarı çıplak binme zorunluluğu aracılığıyla imal edilir.
Raewyn Connell bu düzeni hegemonik erkeklik kavramıyla açıklar. Her erkek gerçekte sert, zengin, savaşçı, heteroseksüel ve hâkim değildir; fakat belirli bir erkeklik modeli en saygın ve en meşru biçim olarak yükseltilir, diğer erkekler de kendilerini bu ölçüye göre değerlendirmeye zorlanır. Bu nedenle erkeklik sistemi yalnızca kadınları aşağıya itmez. Normal duygulara, ergenlik travmalarına uğramadan büyüyen olgun olarak niteleyebileceğimiz erkekleri de aşağılar. Hasta, yaşlı, engelli, yoksul, eşcinsel insanların da hayatını cehenneme çevirir. Liderin sürekli güçlü görünme zorunluluğu, aslında sistemin tepesindeki kişinin bile erkekliğini bir kez kazanıp cebine koyamadığını gösterir.
bell hooks, patriyarkanın erkeklerden korku, üzüntü, ihtiyaç ve sevgi gibi duygularla bağlarını kesmelerini istediğini anlatıyordu. Erkek çocuğa kabul edilen tek kuvvetli duygu çoğu zaman öfkedir; yıllar sonra bu çocuk acı çektiğinde acı çekiyorum diyemez, fakat birilerini cezalandırmamız gerekiyor diyebilir. Böyle bir kültürde lider ağlayamaz, yas tutamaz, korktuğunu kabul edemez ve yanıldığını söyleyemez. Elinde geriye yalnızca öfke kalır; ne büyük tesadüf ki öfke aynı zamanda mitinglerde en kolay alkışlanan duygudur.

Ergenin En Büyük Korkusu: Kendisine Gülünmesi
Aristoteles öfkenin merkezinde yalnızca zarar görmenin değil, küçümsenmenin bulunduğunu düşünüyordu. İnsan bazen maddi bir kaybı bağışlayabilir, fakat kendisini önemsiz gösteren kişiyi çok daha uzun süre cezalandırmak isteyebilir. Thomas Hobbes da çatışmanın nedenleri arasında kazanç ve güvenliğin yanında şan arzusuna özel yer verir. İnsanlar yalnızca güç istemez; güçlerinin başkaları tarafından kabul edilmesini de ister. Ufak bir mimik, küçümseyici bir söz ya da yeterince eğilmeyen bir muhatap bu yüzden koca ordulardan daha tehlikeli olabilir. Dış politika tarihinin bir bölümü böylece iki tarafın da ilk göz kırpan olmamak için saatlerce birbirine baktığı tuhaf bir erkeklik yarışmasına dönüşür. Çocukken bu oyuna kim önce gülerse kaybeder denirdi; yetişkinler versiyonunda kaybeden bazen koca bir ülke olur.
Platon, ruhun onur, öfke ve tanınma isteyen bölümünü thymos kavramıyla açıklıyordu. Bu enerji cesaret ve adalet duygusunu besleyebilir; aklın denetiminden çıktığında ise insanı sürekli üstünlük kanıtlamaya çalışan, itirazı hakaret olarak yaşayan bir varlığa dönüştürür. Platon tiranı dışarıdan çok güçlü, içeriden ise arzuları ve korkuları tarafından yönetilen kişi olarak tarif eder. Tiran herkese emir verir ama kendisine hükmedemez; dostlarından şüphelenir, kendisinden daha yetenekli insanları uzaklaştırır ve sürekli yeni düşmanlar üretir. Modern siyasette bu kişiye ayrıca sosyal medya hesabı verilmiştir.
Makyavelli burada sık sık haksız yere çağrılan kişidir. Onun hükümdarı gerektiğinde sert olabilir, fakat sertliğin amacı vardır; öfke nöbeti devlet politikası sayılmaz. Her sabah yeni bir düşman bularak yönetmek Makyavelci zekâ değil, strateji ekibinin başına sınıfın kabadayısını getirmektir.
Utanç, Hak Sahipliği ve Erkek Mağduriyetinin Dev Fabrikası
Kate Manne erkek hak sahipliğinin yalnızca para ya da makamla ilgili olmadığını anlatır. Erkekler kadınlardan ilgi, bakım, hayranlık, teselli ve destek bekleyebilir; bu gelmediğinde kadını cezalandıran mekanizma devreye girer. Manne ayrıca kötü davranmış güçlü erkeklere gösterilen aşırı anlayışı himpathy kavramıyla açıklar; kurbanın acısından önce failin kariyeri, ailesi ve geleceği düşünülür. Aynı düzen siyasette de çalışır. Lider milyonlarca insanın hayatını altüst eder, fakat yorumcular onun ne kadar yalnız olduğunu, ne büyük baskı taşıdığını ve çocukluğunda yeterince sevilip sevilmediğini tartışmaya başlar. Bombalanan insanların çocukluğu ise program süresine sığmaz.
Wendy Brown yaraya bağlanan kimliklerin, yarayı aşmak yerine onu sürekli yeniden üretme tehlikesini inceler. Kişi ya da topluluk bütün anlamını uğradığı haksızlıktan çıkarırsa iyileşmek siyasal varlığını kaybetmek gibi hissedilebilir; bu durumda yara kapanması gereken bir şey değil, korunması gereken kutsal sermaye olur. Birçok güçlü adam hareketi tam olarak böyle işler. Ülke ne kadar güçlenirse güçlensin hâlâ aşağılanmıştır, ne kadar kazanırsa kazansın hâlâ kuşatılmıştır, lider ne kadar yetki toplarsa toplasın hâlâ mağdurdur. Mağduriyet hiç bitmez; çünkü biterse kurtarıcıya da ihtiyaç kalmayabilir.
Sara Ahmed duyguların yalnızca bireylerin içinde bulunmadığını, toplum içinde dolaştığını anlatır. Korku ve nefret belirli bedenlere yapışır; göçmen, kadın, azınlık, muhalif ya da yabancı sürekli tehlike taşıyan figüre dönüştürülürken ulusal beden masum ve yaralı olarak kurulur. Lider bu duyguların mucidi olmak zorunda değildir. Onları toplar, isimlendirir, hedefe yöneltir ve miting meydanında paketleyip tekrar halka satar. Siyasetin duygusal geri dönüşüm tesisi gibi çalışır; yalnız çıkan ürün çoğunlukla zehirlidir.
Nawal El Saadawi, ataerkil düzenin utancı ve namusu kadın bedeni üzerinden örgütlediğini anlatır. Kadının davranışı, arzusu ve bedeni ailenin ya da toplumun şerefinin taşıyıcısı haline getirilirken erkeğe bu şerefi koruma, denetleme ve gerektiğinde cezalandırma hakkı verilir. Böylece şiddet yalnızca öfke patlaması değil, kaybedildiği düşünülen hâkimiyeti geri alma yöntemi olarak meşrulaştırılır. Aynı mantık ulusal siyasette de çalışır: Lider kendi incinmişliğini ülkenin aşağılanması gibi sunar, ardından başka halkları küçültmeyi, tehdit etmeyi ya da cezalandırmayı ulusal onurun yeniden kurulması olarak pazarlar. El Saadawi’nin eserlerinde aile, din, devlet ve patriyarka birbirinden ayrı iktidarlar değil, aynı denetim düzeninin birbirini besleyen parçalarıdır.
Deniz Kandiyoti’nin ataerkil pazarlık kavramı ise bu hâkimiyetin yalnız kişisel kibirden değil, yerleşmiş bir toplumsal sözleşmeden beslendiğini anlamaya yardım eder. Erkek itaat, bakım, saygı ve son söz hakkını kendi karakterinin ödülü değil, düzenin kendisine verdiği doğal pay olarak görür. Kadınların, gençlerin ya da daha önce aşağıda tutulan grupların bu pazarlığı reddetmesiyle eski ayrıcalıklar sarsıldığında eşitlik, bazı erkekler tarafından hak kaybı gibi yaşanabilir. Kaybedilen şey gerçek bir hak değil, artık garanti edilmeyen üstünlüktür; fakat yaralı erkek egosu aradaki farkı pek sevmez. O, eşitliği masaya yeni sandalye eklemek olarak değil, kendi koltuğunun altından çekilmesi olarak görür.

Donald Trump: Okul Bahçesindeki Zorbanın Oval Ofise Ulaşması
Donald Trump bu yazının tek merkezi değil, fakat konudan kaçırılması da mümkün değil. 2025 yılında yeniden başkanlık görevine başlayan Trump, rakiplerine lakap takmayı, fiziksel özellikleriyle alay etmeyi ve her tartışmayı kişisel üstünlük yarışına çevirmeyi siyasal markasının temel parçası haline getirdi. Trump dilinde siyaset fikirlerin çatışması olmaktan önce statü sıralamasıdır. Rakip zayıf, küçük, uykulu, deli ya da düşük enerjili ilan edilir; kalabalık güler ve tartışmanın sonucu açıklanmış olur. Bir lise zorbasına nükleer kod, özel uçak ve basın odası verilince retorik danışmanlarının işi de oldukça kolaylaşıyor.
2020 seçim yenilgisini kabul etmemesi, sonuçları tersine çevirmeye yönelik baskılar ve 6 Ocak 2021 Kongre baskını, kişisel yenilgiyi ulusal felaket olarak sunmanın en çıplak örneğiydi. Lider kaybedemediği için sistem hileli, yetkililer hain ve seçim sonucu düşman komplosu ilan edildi. Trump ikinci döneminde Grönland üzerinde Amerikan kontrolü talebini sürdürdü ve Temmuz 2026 NATO zirvesinde bu iddiayı yeniden dile getirdi. Danimarka ve Grönland yönetimleri adanın satılık olmadığını açıkça belirtirken Trump meseleyi güvenlik, mülkiyet ve kişisel miras dilini karıştırarak gündemde tuttu.
Başka bir halkın yaşadığı ülkeyi dev bir arsa gibi değerlendirmek, Trump açısından muhtemelen emperyalizmden çok doğal mesleki devamlılık sayılıyor. İnsan yıllarca bina alıp satınca bir sabah haritaya bakıp şu büyük yeşil parsel neden hâlâ başkasında diye düşünebilir. Kanada hakkında 51. eyalet söylemini tekrarlaması da aynı zihinsel haritaya aittir. Komşu ülkeler egemen topluluklar değil, yeterince baskı uygulanırsa satın alınabilecek, katılabilecek ya da pazarlığa sürüklenebilecek varlıklar gibi ele alınır. Trump örneğinde ergenlik yalnızca hakaretlerde değil, sınır kabul etmeme arzusunda görünür. Demokratik kurum, seçim sonucu, mahkeme, ittifak ya da başka bir ülkenin iradesi liderin hareketini sınırladığında sınırın kendisi adaletsiz ilan edilir.
Vladimir Putin: At, Judo ve Tarihin Kaslarını Geri Getirmek
Vladimir Putin imgesi uzun yıllar boyunca spor ve fiziksel güç etrafında dikkatle inşa edildi. Judo yapan, dalan, avlanan, at kullanan ve gövdesini sergileyen lider görüntüsü, yalnız kişisel sağlığı değil, Sovyetler Birliği sonrasındaki Rus devletinin yeniden ayağa kalkmasını temsil edecek biçimde kullanıldı. Burada liderin bedeni ülkenin bedeni olur. Putin dinçse Rusya dinç, Putin sertse Rusya sert, Putin korkmuyorsa Rusya da korkmuyor sayılır. Koskoca ülkenin jeopolitik itibarı bir adamın üst gövde fotoğraflarına bağlandığında tarih, istemeden spor salonu üyeliğine dönüşür.
Putin siyaseti Sovyetler Birliği sonrasındaki kayıp, çevrelenme ve aşağılanma duygularını güçlü devlet vaadiyle birleştirir. Tarihsel travma kişisel liderlik anlatısıyla kaynaşır; geçmişte küçültüldüğü söylenen ülkeyi yeniden büyütecek kişi, doğal olarak geri adım atamayan kişi haline gelir. Klaus Theweleit zırhlı erkek imgesini anlatırken kırılganlığa, akışkanlığa ve çözülmeye tahammül edemeyen bir erkek bedenini inceler. Böyle bir erkek duygusal sınırlarını içeriden kuramadığı için üniforma, disiplin, hiyerarşi ve şiddetle dışarıdan zırh üretir.
Putin performansında devlet de bu zırhın parçasıdır. Muhalefet fikir ayrılığı değil çözülme, komşu ülkenin bağımsız iradesi jeopolitik itaatsizlik, uzlaşma ise zırhta açılacak çatlak gibi görülebilir. Zırhlı erkek için yumuşamak tehlikelidir; zırhlı devlet için de barış bazen korkutucu hale gelir.
Narendra Modi: Göğüs Çevresinden Ulusal Doktrin Üretmek
Narendra Modi etrafında kurulan erkeklik anlatısının en bilinen unsurlarından biri 56 inçlik göğüs metaforudur. Akademik çalışmalar bu imgenin güçlü Hindu erkeği, fedakâr ulusal baba ve dış düşmanlara sert karşılık verebilen yeni Hindistan fikrini aynı bedende birleştirdiğini gösteriyor. Bir ülkenin ekonomik, kültürel ve askerî kapasitesini başbakanın göğüs ölçüsüyle ifade etmek kuşkusuz yaratıcıdır. Aynı yöntem devam ettirilirse merkez bankası faiz kararları pazı çevresi, dış ticaret açığı da omuz genişliği üzerinden açıklanabilir.
Modi erkekliği sömürge döneminde zayıf, kadınsı ve yönetilmeye muhtaç gösterilen Hint erkeğinin tersine çevrilmesi üzerine kuruludur. Ulusal beden sertleşir, dinsel çoğunluk gerçek halk sayılır ve dışarıdaki ya da içerideki düşmanlar bu bedenin güçlenmesini engelleyen unsurlar olarak işaretlenir. Judith Butler açısından bu güç doğuştan gelen bir öz değil, tekrarlarla kurulan performanstır. Dev mitingler, dikkatle seçilmiş kıyafetler, görsel ihtişam, bedensel metaforlar ve koruyucu erkek dili bir araya geldiğinde liderin kişisel bedeni ulusal kaderin reklam panosuna dönüşür.

Benjamin Netanyahu: Bitmeyen Zaferin Güvenlik Erkeği
Benjamin Netanyahu siyaseti, uzun zamandır güvenlik kuşatma ve varoluşsal tehlike dili üzerine kurulu. 2023 saldırılarından sonra yürütülen savaş sırasında tam zafer hedefini tekrar tekrar vurguladı ve ateşkes çağrılarına karşı askerî baskının sürmesi gerektiğini savundu.
Tam zafer ifadesinin siyasal avantajı, ne zaman gerçekleştiğinin kolayca belirlenememesidir. Hedef belirsiz kaldıkça savaş devam edebilir, savaş devam ettikçe lider vazgeçilmez güvenlik adamı rolünü koruyabilir ve her uzlaşma eksik erkeklik belirtisi gibi sunulabilir. Netanyahu Temmuz 2026 itibarıyla yeniden seçim sınavına giderken güvenlik geçmişi, 2023 saldırısının önlenememesi ve savaşların sonuçları üzerinden yoğun biçimde tartışılıyor. Reuters analizleri, onun siyasal mirasını güvenlik şahinliği ve olağanüstü hayatta kalma becerisi üzerine kurduğunu, fakat bu iddianın artık içeriden de sorgulandığını belirtiyor.
Cynthia Enloe militarizmin yalnızca ordularla ilgili olmadığını söyler. Toplumun hangi hayatları korumaya değer, hangi acıları kaçınılmaz, hangi erkekleri kahraman ve hangi kadınları fedakârlığın sessiz taşıyıcısı saydığını da militarizm belirler. Güvenlik erkeğinin en büyük avantajı budur. Her eleştiriye güvenlik tehdidiyle cevap verebilir; strateji sorusunu sadakat sınavına, sivil ölüm tartışmasını askerlerin moraline, siyasi sorumluluk talebini düşmana yardım meselesine çevirebilir.
Javier Milei: Devleti Testereyle Terbiye Etmek
Javier Milei ekonomik öfkeyi elektrikli testereyle sahneye taşıdı. 2023 seçim kampanyasında testereyi devlet harcamalarını ve bürokrasiyi kesme vaadinin simgesi olarak kullandı; yüksek enflasyon ve yaşam maliyeti krizinden bunalan seçmenlerin öfkesini fiziksel bir yıkım gösterisine dönüştürdü. Ekonomi politikası elbette teknik ayrıntılar içerir. Ancak vergi sistemi, sosyal harcama, kamu yatırımı ve para politikasını anlatmak sıkıcıdır; eline motorlu testere alıp devletin üzerine yürümek ise hem daha kısa sürer hem TikTok’ta daha iyi görünür.
Milei erkekliği koruyucu baba modelinden biraz farklıdır. O, kuralları yıkan öfkeli dâhi, herkesin korktuğu gerçeği bağırarak söyleyen deli profesör ve sistemi parçalayacak asi erkek rolünü oynar. Saçların da fizik kurallarına karşı bağımsızlık ilan etmiş görünmesi performansı tamamlar. Susan Faludi açısından bu tür figürlerin başarısı yalnız kişisel karizmayla açıklanamaz. Ekonomik sistemin güvencesizleştirdiği, statüsünü ve gelecek umudunu kaybeden insanlara karmaşık yapısal açıklamalar yerine yok edilmesi gereken somut bir düşman sunulur; bürokrasi, siyasal sınıf, feministler, sosyalistler ya da tembel yoksullar aynı öfke paketine yerleştirilebilir.

Jair Bolsonaro: Virüse Erkeklik Taslamak
Jair Bolsonaro pandemi sırasında hastalığı küçümseyen, maskelerle alay eden ve tedbiri korkaklık gibi sunan bir erkeklik performansı sergiledi. Brezilya ağır can kayıpları yaşarken Bolsonaro kısıtlamalara karşı çıktı, aşılar hakkında şüphe yaydı ve ülkenin korkak davranmaması gerektiğini söyledi. Virüse erkeklik taslamak tıp tarihinde pek başarılı bir yöntem değildir. Mikroorganizmalar liderin ses tonundan etkilenmez, millî iradeye saygı duymaz ve basın toplantısında geri adım atmaz. Bolsonaro siyaseti askerî diktatörlük nostaljisini, kadın düşmanlığını, eşcinsellik karşıtlığını ve sert erkek vatandaş idealini birleştirdi. Akademik çalışmalar, pandemi sırasında hastalananları ve önlem isteyenleri çocuklaştıran bu söylemin hegemonik erkeklik performansıyla yakından ilişkili olduğunu gösteriyor. Bolsonaro örneği yaralı erkekliğin yalnız saldırgan değil, inkârcı olduğunu da gösterir. Tehlikeyi kabul etmek korkuyu, korkuyu kabul etmek kırılganlığı, kırılganlığı kabul etmek de erkeklik fantezisinin çökmesini gerektireceği için gerçeklik reddedilir.
Nükleer Füzeler Neden Erkeklik Organına Benziyor
Carol Cohn nükleer strateji uzmanlarının dilini incelediğinde teknik söylemin cinsel ve eril imgelerle dolu olduğunu gösterdi. Füzelerin nüfuz etmesi, silahların sertliği, patlamaların doğurganlığı ve stratejistlerin soğukkanlılığı üzerinden kurulan bu dil, milyonlarca insanın ölümünü soyut bir mühendislik problemine dönüştürüyordu. Bir nükleer savaş toplantısında gerçek cesaret sivillerin yanacağını söylemek değil, megaton hesabını yüz ifadesini değiştirmeden yapabilmek sayılır. İnsanların bedeni, evi ve çocuğu konuşmaya girdiğinde kişi duygusal bulunabilir; bütün bir şehri karşı değer hedefi diye adlandırdığında ise uzman olur.
Cynthia Enloe militarizmin gündelik hayat içindeki görünmez emeğe dayandığını vurgular. Askerin arkasında bakım veren kadınlar, yerinden edilen aileler, savaş üslerinin çevresinde çalışanlar ve millî fedakârlığın yükünü taşıyan milyonlar bulunur; fakat kahramanlık anlatısı onları dekor olarak kullanır. Ayşe Gül Altınay asker millet fikrinin doğal ve ezelî bir özellik değil, eğitim, tarih anlatısı ve toplumsal cinsiyet aracılığıyla üretilmiş bir ulusal mit olduğunu gösterir. Vatandaşlık askerlikle özdeşleştiğinde ideal yurttaş savaşabilecek erkek, kadın ise asker doğuracak ve fedakârlığı taşıyacak kişi olarak konumlandırılır. Serpil Sancar ise erkekliğin ailede, piyasada ve sokakta farklı iktidar biçimleriyle kurulduğunu anlatır. Erkeklik imkânsız bir iktidardır, çünkü erkekten sürekli kanıtlaması istenen hâkimiyet hiçbir zaman tamamen güvenceye alınamaz; baba, çalışan, eş, savaşçı ve vatandaş olarak her gün yeniden sınava girer.
Dünya liderliği bu sınavın en pahalı bölümüdür. Sıradan erkek otomobil, maaş ya da kavga üzerinden kendisini kanıtlamaya çalışırken liderin kullanımına hava kuvvetleri, sınırlar ve millî tarih verilir.
Frantz Fanon sömürgeciliğin yalnız toprakları değil, insanın kendi bedeniyle ilişkisini de işgal ettiğini anlatır. Sömürgeleştirilen erkek çocuklaştırılır, güçsüzleştirilir ve kadınsılaştırılır; özgürlük mücadelesi bu yüzden yalnız siyasal bağımsızlık değil, aşağılanmış bedenin yeniden değer kazanması anlamına gelebilir. Bu yara gerçek ve tarihsel olabilir. Fakat sömürge sonrası devlet kendi yetişkinliğini yalnız ordusunun büyüklüğü, liderinin sertliği ve düşmanlarını ezme kapasitesiyle kanıtlamaya başladığında eski hiyerarşiyi ortadan kaldırmak yerine yeni aktörlerle tekrar kurar. Ulusal erkeklik anlatısı böylece hem özgürleştirici hem tehlikeli olabilir. Halk aşağılanmaya karşı ayağa kalkar, fakat bir süre sonra lider bütün ülkeyi sürekli erkeklik sınavına sokmaya başlayabilir; sınav kâğıdında da genellikle yalnız tek soru vardır: Benim arkamda mısınız?
Lider Tek Başına Delirmez, Kalabalık Yardım Eder
Freud kitle psikolojisinde liderin grubun ideal benliğinin yerine geçebileceğini anlatır. Takipçiler liderde olmak istedikleri güçlü, korkusuz ve sınırsız kişiyi görür; ona yöneltilen eleştiri kendi kimliklerine yönelik saldırı gibi hissedilir. Erich Fromm otoriter karakterin yukarıya itaat ile aşağıya hükmetmeyi aynı anda istediğini söyler. Kişi güçlü lidere teslim olarak güvenlik bulur, liderin işaret ettiği daha zayıf grubu aşağılayarak da ödünç güç kazanır. Trump gazeteciyi aşağıladığında, Putin komşu ülkeye meydan okuduğunda, Modi düşmanlara sert cevap vaat ettiğinde, Bukele mahkûmları yere çöktürdüğünde ya da Milei testereyi kaldırdığında takipçi yalnız izlemiyor. Kendi hayatındaki küçülmenin telafisini liderin gösterisinde yaşıyor. Sara Ahmed açısından öfke bu sırada bireyden bireye dolaşır. Lider takipçinin öfkesini alır, ona düşman ve hikâye verir, ardından büyütülmüş halde geri gönderir; siyasi miting böylece hem terapi grubu hem nefret dağıtım merkezi gibi çalışır.

Dünyanın Bugünkü Hali: Erkeklik Gösterisinin Faturası
V-Dem Demokrasi Raporu 2026 verilerine göre 2025 sonunda 44 ülke otokratikleşme sürecindeydi ve dünya nüfusunun yüzde 41 kadarı bu ülkelerde yaşıyordu. Yalnızca yüzde 7 liberal demokrasilerde yaşarken ifade özgürlüğü 44 ülkede geriliyordu. Freedom House da küresel özgürlüğün 2025 yılında üst üste yirminci kez gerilediğini, 54 ülkede siyasi haklar ve sivil özgürlüklerin kötüleştiğini bildiriyor. Güçlü adam siyaseti artık birkaç egzotik diktatörün hobisi değil, küresel bir yönetim modası.
SIPRI verilerine göre dünya askerî harcamaları 2025 yılında 2 trilyon 887 milyar dolara ulaştı ve artış üst üste on birinci yıl devam etti. ABD, Çin ve Rusya toplam harcamanın yüzde 51 kadarını gerçekleştirirken dünya gayrisafi hasılasının yüzde 2,5 kadarı askerî harcamalara ayrıldı. Bu parayla kaç okul, hastane ya da konut yapılabileceğini hesaplamak artık biraz demode sayılıyor. Modern devlet adamlığı, çocuğun öğle yemeğini finanse edemeyip aynı çocuğu korumak için yeni füze aldığını gururla açıklayabilme sanatına dönüştü.
UNHCR tarafından Haziran 2026 tarihinde yayımlanan son küresel eğilimler raporu, dünya çapında zorla yerinden edilmenin hâlâ yüz milyonları etkilediğini gösteriyor. 2025 sonunda mülteci sayısı 41,6 milyon civarındaydı; savaş ve şiddetin bedelini yine liderlerin harita üzerindeki büyük hareketlerinden habersiz sıradan insanlar taşıyordu. Bu verilerin tamamını erkek egosuyla açıklamak anlamsız olur. Fakat şiddeti kararlılık, uzlaşmayı zayıflık, merhameti saflık, eleştiriyi ihanet ve geri çekilmeyi erkeklik kaybı olarak kodlayan kültürün bu tablodaki payını görmemek de aynı derecede anlamsız.
Hannah Arendt güç ile şiddeti birbirinden ayırır. Güç insanların birlikte hareket etme kapasitesinden doğar; şiddet ise araçlara, silahlara ve zorlamaya dayanır. Yaralı liderlik bu farkı anlayamaz. İnsanların korkudan susmasını destek, rakibin hapse girmesini ikna, şehrin yıkılmasını zafer, gazetecinin işini kaybetmesini saygınlık sanır. Aslında her eleştiriyi bastırmak zorunda kalan iktidar güçlü değil, son derece güvensizdir. Bir karikatürden, öğrenciden, komedyenden, kadın gazeteciden ya da oy pusulasından korkan liderin elinde ne kadar asker bulunursa bulunsun zırhının altında çok ürkek bir çocuk vardır.
Olgun Liderlik Neye Benzerdi
Olgunluk korkusuzluk değildir. Korkuyu başkasının üzerine boşaltmadan taşıyabilmek, kişisel incinmişliği milyonların intikam görevine çevirmemek ve ülkeyle kendi benliği arasındaki farkı koruyabilmektir. Olgun lider yenilgiyi kişisel yok oluş olarak yaşamaz. Rakibin varlığını hakaret, mahkemeyi düşman, gazeteciyi hain ve başka ülkenin bağımsız iradesini saygısızlık olarak değerlendirmez.
Judith Butler karşılıklı bağımlılığın insan hayatının zayıflığı değil temel koşulu olduğunu vurgular. Hiç kimse tamamen kendi kendine yetmez; bedenlerimiz bakım, kurum, toplum ve başka insanların emeği sayesinde yaşayabilir. Güçlü adam ideolojisi ise bağımlılığı aşağılayıcı bulur. Bu nedenle bakım verenleri görünmez, uzlaşmayı küçük düşürücü, dayanışmayı yumuşak ve barışı şüpheli sayar; herkesin birbirine muhtaç olduğu gerçeğini kabul etmek yerine bütün ülkeye tek başına omuz verdiğini iddia eden dev bir lider posteri üretir.
bell hooks çözümü erkekleri yalnızca teşhir edip alaya almakta görmez. Erkeklerin kırılganlık, sevgi, yas ve korkuyla yeniden bağ kurabilmeleri gerekir; aksi halde bastırılan her duygu öfke biçiminde geri döner. Elbette güçlü adamlarla biraz dalga geçmek de tamamen gereksiz değildir. Bir ülkenin kaderini göğüs ölçüsüne, saç modeline, ata yarı çıplak binmeye ya da elektrikli testereye bağlayan insanlardan söz ederken mizah kullanmamak, onların hazırladığı gösteriye gereğinden fazla saygı göstermek olur.
Ergenlik Amplifikatörü
Dünyanın bugünkü hali yalnızca birkaç kötü huylu erkeğin eseri değil. Ekonomik güvencesizlik erkeklere vaat edilen statüyü yok ediyor, patriyarka kırılganlığı ifade edecek dili ellerinden alıyor, milliyetçilik kişisel yarayı tarihsel intikama bağlıyor, sosyal medya en saldırgan gösteriyi ödüllendiriyor ve kurumlar zayıfladıkça liderin benlik sorunu devletin gücüyle birbirine karışıyor. Bir insanın kendisine gülündüğü duygusu milyonların dış politikasına, bir liderin yenilgi korkusu seçim sistemine, bir erkeğin geri adım atamaması savaşın süresine dönüşebiliyor. Dünyanın sorunu erkeklerin duygu sahibi olması değil; bazı erkeklerin yalnızca öfke duygusuna sahipmiş gibi yetiştirilip sonra da ülke yönetimine verilmesi.
Bugünün en tehlikeli liderleri en çok bağıran kişi değil. Kendi öfkesini ulusun öfkesi, kişisel düşmanını halkın düşmanı, yarasını tarihin yarası ve koltuğunu devletin bekası haline getirebilenler.
En olgun lider ise hiç yaralanmayan kişi değil. Kendi yarasını dünyaya ödetmeyen, kaybettiğinde oy sandığını suçlamayan, eleştirildiğinde ülkenin tamamını seferber etmeyen ve arada bir gerçekten susabilen kişi. Bazı coğrafyalarda bu repertuara ayrıca sürekli mağduriyet, koruyucu baba sesi, mahalle ağabeyliği ve her konuda son sözü söyleme paketi eklenir. Yerli uyarlamanın adını vermeye gerek yok; dizi uzun zamandır yayında, tekrar bölümleri de her akşam gösteriliyor.
Okuma Önerileri
- Simone de Beauvoir — İkinci Cinsiyet
- Hannah Arendt — Şiddet Üzerine
- Hannah Arendt — Totalitarizmin Kaynakları
- bell hooks — The Will to Change
- Judith Butler — Cinsiyet Belası
- Judith Butler — The Force of Nonviolence
- Raewyn Connell — Masculinities
- Cynthia Enloe — Bananas, Beaches and Bases
- Cynthia Enloe — Maneuvers
- Carol Cohn — Sex and Death in the Rational World of Defense Intellectuals
- Sara Ahmed — The Cultural Politics of Emotion
- Wendy Brown — States of Injury
- Kate Manne — Down Girl
- Kate Manne — Entitled
- Susan Faludi — Stiffed
- Serpil Sancar — Erkeklik: İmkânsız İktidar
- Ayşe Gül Altınay — The Myth of the Military-Nation
- Klaus Theweleit — Male Fantasies
- Frantz Fanon — Siyah Deri, Beyaz Maskeler
- Frantz Fanon — Yeryüzünün Lanetlileri
- Erich Fromm — Özgürlükten Kaçış
- Sigmund Freud — Kitle Psikolojisi ve Ben Analizi
- Friedrich Nietzsche — Ahlakın Soykütüğü Üstüne
- Thomas Hobbes — Leviathan
- Platon — Devlet
- Michael Kimmel — Angry White Men
- James Gilligan — Violence
- Ruth Ben-Ghiat — Strongmen
- Pankaj Mishra — Age of Anger
- Vamık D. Volkan — Bloodlines
