Seyl-i Azim: Sultan Süleyman’ı Korkutan Büyük Sel

Manşet Tarihin Akışı

20 Eylül 1563 sabahı İstanbul, sıradan bir yağmurla değil, hafızaya kazınacak bir su baskınıyla karşılaştı. O gün Kanuni Sultan Süleyman seher vakti ava çıktı. Hava bozacak gibiydi; yağmur alametleri belirince deniz kenarında, Ayastefanos Köyü yakınındaki İskender Çelebi Bağçesi’ne, bugünün Florya hattına çekildi. Ardından gök birden kapandı. Güm güm patlayan gök gürültüleri, peş peşe inen yıldırımlar ve durmak bilmeyen yağmur, yalnız kırları değil, başkenti de altüst etti. Selânikî’nin bıraktığı en çarpıcı cümlelerden biri budur: Bir gün bir gece durmadan yağmur yağdı ve 74 defa yıldırım indi. Bu felaket, şehir hafızasında Seyl-i Azim adıyla da yaşadı.

Felaketin büyüklüğü ancak Selaniki’nin anlatımında anlaşılır. Halkalı Deresi kabardı; yazarın anlatımıyla derya misali bir sel geldi. Önüne kattığı ne varsa sürükledi, karşısına çıkan insanı da hayvanı da helâk etti. Suyun taşıdığı ağaçlar, balçık ve enkaz yalnız yolu değil, şehrin düzenini de bozdu. Kâğıthane’de çınar ağaçlarının doruklarına kadar sel molozu yığıldı. Eyüp Sultan Kasabası su altında kaldı; anlatıya göre su türbenin içinde bile bir zirâ yüksekliğe ulaştı. Haliç yatağına sığmadı. Yalıların ve deniz kıyısındaki evlerin şehnişinleri yıkıldı. Sarayburnu’nun suyu bir hafta boyunca sapsarı balçık renginde aktı. Silivri, Büyükçekmece, Küçükçekmece ve Haramidere üzerindeki köprüler harap oldu; yolcular bu geçitleri gemilerle, büyük zahmetle aşabildi. Bu yüzden 1563 seli, yalnız bir kır taşkını ya da birkaç mahalleyi vuran bir afet olarak değil, neredeyse bütün payitahtın üstüne abanmış büyük bir şehir felaketi olarak hatırlandı.

Av Günü Birden Tufana Döndü

Bu hadisenin en çarpıcı yanı, Kanuni’nin bizzat felaketin ortasında kalmasıdır. O sırada artık genç bir hükümdar değildi; uzun seferler, ağır devlet işleri ve yaşın getirdiği yorgunluk omuzlarına çökmüştü. Sel, İskender Çelebi Bağçesi’ndeki kasra kadar dayandı. Sular yükselince padişahın bulunduğu yer de baskına uğradı. Anlatıya göre güçlü ve uzun boylu bir Enderun ağası Kanuni’yi omzuna aldı, onu yukarıya, musandıraya çıkararak kurtardı. Abdüllatif Eflâtun b. Şeyh Derviş Muhammed el-Şirvânî’nin bu felaket için yazdığı Farsça manzumede, padişahın hükümdar kimliğinden çok acz içindeki hali öne çıkar. Şairin çevirdiğimiz dizeleri tam da bu kırılmanın ruhunu verir:

O anda Sahibkıran içtenlikle,
Gönlünü gizlice Hakk’a çevirdi.

Dua için ellerini kaldırınca,
İhtiyaçlarını Hakk’ın huzurunda dile getirdi.

Ey Rabbim, ben senin en küçük kulunum,
Huzurunda baş eğmiş bir hizmetkârım.

Bu geçici menzilde gurura yer yok,
Başımda padişahlık gururundan eser kalmadı.

Şehrin Damarları Tıkandı

Selin ikinci büyük darbesi, şehrin su yollarına ve geçitlerine geldi. Sürüklenen ağaçlar ve balçık, yeni yapılmış su kemerlerinin gözlerini doldurdu. Özellikle Yuğlava Kemeri’nin müthiş bir gürültüyle yıkıldığı anlatılır. Felaket yalnız o günü değil, ertesi günleri de vurdu. Suyun çekilmesiyle iş bitmedi; yıkılan köprüler, dolan kemer gözleri ve bozulan geçitler yüzünden şehrin dolaşımı aksadı. Bu tarafı yüzünden 1563 seli, yangınlarla meşhur İstanbul tarihinde ayrı bir yere oturur. Yangın ahşap şehri kül eder; sel ise toprağı söker, köprüleri alır, kemerleri boğar, evlerin altını oyup kıyıları çamura gömer. Biri alevle gelir, öteki balçıkla. Biri göğe doğru yükselir, öteki her alçak noktaya dolarak şehrin içini ele geçirir. İstanbul’un gerçek yüzü biraz da bu ikili hafızada saklıdır: Ateş ve su, kor ve balçık.

Ters Yüz Olan Düzen

Abdüllatif Eflâtun Şirvânî’nin metni, felaketin yalnız büyüklüğünü değil, oluşturduğu garip görüntüleri de yakalar. Sular yükselince ev ile dışarısı, mutfak ile dere, sofa ile sel birbirine karışır. Şairin sevdiği şeylerden biri de bu ters yüz olmuş dünya duygusudur:

Sel, Sahibkıran’ın bulunduğu yere kadar girdi,
Bütün sofalar suyun üstüne çıktı.

Su üstünde pişmiş balıklar görünür oldu,
Ateşten kapılıp gelen nice pişmiş kuş da oradaydı.

Nuh’un Gölgesi

Şair, 1563 İstanbul’unu anlatırken doğrudan kıyamet kelimesine abanmaz; onun yerine Nuh tufanının dilini çağırır. Önce ilahî kudreti, sonra yağmuru, ardından tufanı ve gemiyi getirir. Böylece İstanbul’daki sel, eski tufan hafızasının içine yerleşir:

Bazen buluttan inen suyla toprağa can verir;
Bazen de dünyayı su üstünde kurulmuş bir odaya çevirir.

Birçok tahta ve keresteyi bir araya topladı,
Geminin düzenini ve biçimini kurdu.

Vahşi hayvanlardan ve kuşlardan,
Her türden birer çift gemiye aldı.

Ateş Pahası Rivayeti

Bu fırtınanın çevresinde dolaşan en meşhur sözlü hat, ateş pahası deyimidir. Bir efsaneye göre Kanuni, bu korkunç yağmur ve soğuk sırasında bir yere sığınmak zorunda kaldı. Orada ısınmak için ateş ya da odun istedi. Karşılığında ise çok yüksek bir bedel söylendi. Böylece asıl kıymetin o anda konaklamada değil, hayat kurtaran ateşte olduğu ortaya çıktı ve ateş pahası sözü buradan doğdu.

1563 seli geride yalnız enkaz bırakmadı. Bir duygu da bıraktı: Şehirde her şeyin bir gecede değişebileceği duygusu. Payitaht olmak, dere yatağını susturmaya yetmiyordu. Saray kasrı ile köprü, türbe ile bağ, yalı ile kıyı evi aynı suyun içinde ölçülüyordu. Eyüp’te türbenin içine kadar giren su ile Sarayburnu’nda bir hafta sarı akan deniz, aslında aynı felaketin iki ayrı yüzüdür. Biri kutsal mekânı, öteki şehrin kıyısını vurur; ama ikisi de güven fikrini bozar.

20 Eylül 1563’te İstanbul’un üstüne çöken şey yalnız yağmur değildi. O gün şehir, suyun ne kadar hızlı biçimde iktidarı, mimariyi, gündelik hayatı ve dili ele geçirebildiğini gördü. Kanuni’nin omuzda taşındığı gece, Yuğlava Kemeri’nin yıkılması, Halkalı Deresi’nin derya gibi akması, Eyüp’ün su altında kalması, Haliç’in yatağına sığmaması, köprülerin kopması ve evlerin içindeki düzenin su üstüne çıkması, tek bir büyük sahnenin parçaları oldu. Belki de bu yüzden yüzyıllar sonra bile aynı felaket hem kronikte, hem Abdüllatif Eflâtun Şirvânî’nin beyitlerinde, hem de halkın ağzındaki ateş pahası sözünde yaşamayı sürdürdü.

Okuma Önerisi

Selânikî Tarihi
Abdüllatif Eflâtun b. Şeyh Derviş Muhammed el-Şirvânî’nin 1563 İstanbul seli manzumesi

Tagged

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *