Robert Mapplethorpe ve Patti Smith: İki Yoksul Azizin New York’u

Manşet Notaların Akışı

Robert Mapplethorpe ile Patti Smith’in hikâyesi, sonradan üstüne yapıştırılan büyük sanatçı parıltısıyla değil, New York’un sert başlangıç koşullarıyla açıldı. Patti Smith 1967 yazında Güney New Jersey’den şehre geldiğinde cebinde büyük bir güvence yoktu. Robert Mapplethorpe ise New York eyaletinin Floral Park çevresinden çıkmış, Pratt Institute’ta grafik sanatlar eğitimi almış, henüz yönünü tam bulamamış genç bir sanat öğrencisiydi. İkisi de daha sonra adı efsaneye dönüşecek kişilerdi ama ilk halleri çok daha sade, çok daha kırılgan ve çok daha tanıdıktı: Parasız, kararsız, hırslı ve kendilerini bir şekilde sanata teslim etmiş iki genç insan.

Bu ilişkinin en çarpıcı tarafı, en başta ikisinin de birbirine bir başarı hikâyesi olarak değil, bir sığınak olarak denk gelmesi. Patti Smith’in yıllar sonra anlattığı ilk karşılaşma sahnesi neredeyse sinemasal bir sadelik taşır: Şehre yeni gelmiş bir genç kadın, geçici bir barınak ararken kendini uyuyan bir çocuğun yanında bulur; o çocuk Robert Mapplethorpe’dur. Bundan sonra ikisi yalnızca sevgili olmadı. Bir süre sevgili oldular, sonra dost, sonra oda arkadaşı, sonra birbirinin estetik şahidi, sonra da birbirinin hafızası haline geldiler. Hikâye tam da burada ilginçleşir; çünkü bu bağ, klasik aşk anlatılarının giriş-çıkış çizgisinde ilerlemedi. Şekil değiştirdi ama bitmedi.

Yoksullukla Kurulan Estetik

Patti Smith ile Robert Mapplethorpe’un birlikte geçirdiği ilk yıllar, bohem kelimesinin sonradan cilalanmış halinden çok daha sertti. Az eşya, düzensiz gelir, geçici işler, düşük konfor, yüksek arzu. Ama bu yokluk dönemi, ikisini sıradanlaştırmadı; tam tersine, ikisinin de dış görünüşe, tavra ve biçime karşı özel bir dikkat geliştirmesine yol açtı. Patti’nin sahnedeki androjen tavrı, beyaz gömlekleri, ceket taşıma biçimi, saçındaki bilinçli dağınıklık ve yüzündeki sakin meydan okuma; Robert’ın ise simetriye, forma, nesnenin yüzeyine ve bedenin heykelsi düzenine duyduğu ilginin erken işaretleri bu dönemde belirginleşti. Sonraki yıllarda herkes sonuçlara baktı. Asıl ilginç olan, ikisinin bu dili zenginlik içinde değil, darlık içinde kurmasıydı.

Mapplethorpe’un adı bugün çoğu kez tartışmalı erotik işleri, sansür dosyaları ve kültür savaşı başlıklarıyla hatırlanıyor. Oysa erken dönemine bakıldığında önce kolaj, obje, çizim ve küçük görsel denemeler görülüyor. Fotoğraf hemen baştan tek ve mutlak alanı değildi. Patti Smith de ilk anda doğrudan rock yıldızı değildi; şiir yazan, kitapçılarda çalışan, performansla ve dille yolunu arayan bir figürdü. Yani biri doğrudan büyük fotoğrafçı, diğeri doğrudan büyük müzisyen olarak çıkmadı ortaya. İkisi de kendi biçimine doğru döne döne yürüdü. Bu yüzden onların ortak hikâyesi, başarıdan çok dönüşüm hikâyesi olarak daha doğru okunur.

Birbirlerini Kurmaları

Bu iki isim arasındaki en önemli mesele, birbirlerini yalnızca sevmeleri değil, birbirlerini biçimlendirmeleriydi. Patti Smith, Mapplethorpe’a duygusal destek veren bir ilk sevgili olmanın ötesinde, onun sanatçı ciddiyetini besleyen ana tanıklardan biriydi. Mapplethorpe da Smith’in kamusal yüzünü, duruşunu ve hatta modern ikonografisini belirleyen başlıca göz oldu. Bu nedenle aralarındaki ilişkiyi sadece özel hayat düzeyinde okumak eksik kalır. Burada iki ayrı kariyerin yan yana akması değil, iki ayrı sanatçı kimliğinin aynı potada birbirini sertleştirerek çıkması söz konusu.

Bu ortaklığın güzel tarafı şurada: Patti Smith daha akışkan, sezgisel ve dil merkezliydi; Robert Mapplethorpe ise daha disiplinli, biçim takıntılı ve yüzeye karşı daha sertti. Biri dağılma tehlikesi taşıyan enerjiyi temsil ediyordu, diğeri o enerjiyi kadraj içinde dondurabilecek bir göz geliştiriyordu. Smith’in ileride sahnede kurduğu figür ile Mapplethorpe’un stüdyoda kurduğu figür arasında bu yüzden güçlü bir akrabalık var. İkisinde de cinsiyet rolleriyle oynayan, gösterişten çok tavra yaslanan, süsü azaltıp etkiyi çoğaltan bir çizgi görülüyor. Bu çizginin tesadüf olmadığını anlamak için yalnızca birlikte verdikleri fotoğraflara bakmak bile yeterli.

Horses Kapağının Sessiz Devrimi

Bu ilişkinin dışarıdan görülen en net anı, 1975 tarihli Horses kapağı oldu. Patti Smith bu albüm için ticari anlamda daha parlak, daha cilalı, daha alışıldık bir kadın yıldız fotoğrafı çekebilirdi. O yolu seçmedi. Mapplethorpe’u seçti. Sonuç, yalnızca bir albüm kapağı değil, modern müzik tarihinin en kalıcı portrelerinden biri oldu. Beyaz gömlek, omza atılmış siyah ceket, doğrudan ama zorlamasız bakış, ne tam maskülen ne tam feminen duran beden dili. O kapakta görülen şey bir stil danışmanlığının ürünü değil, uzun süre birlikte yoksulluk çekmiş iki insanın birbirini bakışla kurabilmesiydi.

Bu kapakla ilgili en iyi ayrıntılardan biri, çekimin aşırı prodüksiyonlu bir moda işi olmaması. Patti Smith’in anlattığına göre Mapplethorpe çok sayıda kare çekmedi; kısa sürede doğru görüntüyü buldu. Bu, Robert Mapplethorpe’un estetiği açısından çok şey söyler. Onun fotoğrafları sonradan ne kadar kontrollü ve kusursuz görünürse görünsün, bazen karar anı son derece kısa ve keskin olabiliyordu. Patti Smith açısından da o fotoğraf, dönemin kadın rock imgelerine verilmiş sessiz ama çok etkili bir cevaptı. Dönemin alışılagelmiş kadın yıldız sunumundan uzak, neredeyse cinsiyet kalıplarını soğukkanlı biçimde askıya alan bir görsel çıktı ortaya.

Aşkın Biçim Değiştirmesi

Mapplethorpe zamanla cinsel kimliğini daha açık biçimde yaşadıkça, aralarındaki ilişkinin biçimi değişti. Burada sıradan bir kırılma anlatısı yok. Patti Smith bu değişimi kişisel bir yenilgi gibi değil, Robert’ın kendi hakikatine doğru gitmesi olarak gördü. Bu sayede ikisinin bağı melodramik bir kopuşa değil, daha karmaşık bir sadakate dönüştü. Sevgililik geride kaldı ama yerini küçülmüş bir duygu değil, daha geniş bir bağ aldı. Belki de hikâyeyi asıl ayrıksı yapan tam bu nokta: Aşkın bitmesi, yakınlığın da bitmesi anlamına gelmedi.

Patti Smith, Robert’ın hayatında geride bırakılmış ilk gençlik hatırası olarak kalmadı. Mapplethorpe da Patti’nin kariyerinde sadece erken dönem sevgilisi olarak donup kalmadı. İkisi de birbirinin hayatında ilerleyen yıllarda da etkili olmaya devam etti. New York sahnesi büyüdü, çevreleri değişti, başka ilişkiler kurdular, başka sanat alanlarında derinleştiler. Ama o ilk beraberlik, sonradan bütün bu dağınık yılları birbirine bağlayan temel iskelet olarak kaldı.

Hastalık, Hız Ve Son Çalışmalar

Mapplethorpe’a 1986’da AIDS tanısı kondu. Bu tarihten sonra onun hikâyesi çoğu zaman sadece trajik son üzerinden anlatılıyor. Oysa daha dikkatli bakınca, son dönemin aynı zamanda olağanüstü bir çalışma ve yoğunlaşma dönemi olduğu görülüyor. Tate ve Whitney kayıtları, 1988 tarihli özportrelerin ölüm bilinciyle yüzleşen son derece keskin işler olduğunu açıkça gösteriyor. Robert bu yıllarda yalnızca hastalanan bir sanatçı değildi; aynı zamanda işini daha da sertleştiren, daha da bilinçli hale getiren bir figürdü. Ölüm yaklaşırken üretimi gevşemedi, tersine daha kristal bir forma kavuştu.

1988’de Whitney’de büyük retrospektifinin açılması ve aynı yıl vakfını kurması da önemli. Çünkü burada sadece kişisel bir hayatın kapanışını değil, bir mirasın kurumsallaşmasını görüyoruz. Robert Mapplethorpe Foundation daha sonra hem fotoğraf sanatına destek verdi hem de HIV/AIDS araştırmalarına kaynak aktardı. Mapplethorpe böylece yalnızca tartışmalı görüntülerin yaratıcısı olarak değil, kendi ölümüne yaklaşırken bile ardında düzenli bir yapı bırakmaya çalışan biri olarak da beliriyor. Bu da onun estetik takıntısıyla karakteri arasında bir süreklilik kuruyor: Hayatı da işi gibi kontrol altına almak istemişti.

Hafızayı Taşıyan Kişi

Robert Mapplethorpe 9 Mart 1989’da öldüğünde, geride sadece fotoğraflar bırakmadı. Patti Smith’i de bıraktı; daha doğrusu, kendi hikâyesinin en güçlü tanığını. Smith’in 2010’da yayımlanan Just Kids kitabı bu yüzden sıradan bir hatıra kitabı değildir. Bu metin aynı zamanda verilmiş bir sözün yerine getirilmesidir. Smith, yıllar sonra bu kitabı yalnızca gençlik günlerini anmak için değil, Robert’ın istediği şeyi yapmak için yazdı. Artık hikâye sadece ikisinin değil, modern sanat ve müzik tarihinin ortak hafızasının bir parçasıydı.

Patti Smith bugün hâlâ Robert Mapplethorpe’un adını bir dipnot gibi değil, canlı bir eşlik gibi taşıyor. Yıllar sonra yaptığı anmalarda ve okumalarında bu bağın nostaljik bir dekor değil, hayatın asli bir parçası olarak kaldığı görülüyor. Bu yüzden onların hikâyesi geçmişte kalmış büyük bir gençlik destanı gibi değil, ömür boyu süren bir iç konuşma gibi duruyor. New York değişti, sanat dünyası büyüdü, ikisinin çevresi efsaneleştirildi, fotoğraflar müzelere girdi, albümler tarihe geçti. Ama en baştaki çekirdek değişmedi: Bir odada, çok az şeyle yaşayan iki genç insan, birbirinin yüzüne bakıp henüz ortada olmayan geleceği sezdi.

Okuma Önerileri
Just Kids — Patti Smith.
Mapplethorpe — Patricia Morrisroe.
M Train — Patti Smith.
A Book of Days — Patti Smith.
Year of the Monkey — Patti Smith.
Bread of Angels — Patti Smith.

İzleme Önerileri
Patti Smith: Dream of Life (2008).
Mapplethorpe: Look at the Pictures (2016).
Mapplethorpe (2018).
Patti Smith: Still Moving (1978).

Tagged