Jesse Eisenberg, on yılı aşkın süre önce The Social Network’te canlandırdığı Mark Zuckerberg karakteriyle kariyerinin en çok konuşulan performanslarından birine imza atmıştı. Film, Silikon Vadisi’nin yükseliş mitini anlatırken Eisenberg’in soğuk, mesafeli ve hesapçı yorumuyla hafızalara kazındı. Ancak oyuncu bugün o rolle anılmaktan memnun görünmüyor.
BBC Radio 4’ta yaptığı açıklamada, kendisini Zuckerberg gibi biriyle ilişkilendirilmiş görmek istemediğini açıkça söyledi. Hayatının nasıl ilerlediğini özellikle takip etmediğini, çünkü bu bağlantının kendisini rahatsız ettiğini ifade etti. Bu mesafeyi ironik bir benzetmeyle açıkladı: Sonuçta harika bir golfçüyü canlandırmadım ki, insanlar şimdi benim de harika bir golfçü olduğumu sansın. Eisenberg için mesele yalnızca yanlış anlaşılma değil; etik bir ayrım koyma ihtiyacı.
Zuckerberg son dönemde aldığı kararlarla yeniden tartışma konusu oldu. Donald Trump’ın Facebook hesabının askıya alınması sürecinde yaşananlar ve sonrasında yapılan finansal uzlaşmalar kamuoyunda geniş yankı buldu. Ayrıca Amnesty International’ın raporları, Facebook’un Myanmar’da 2017’de yaşanan şiddet dalgasında ve Rohingya Müslümanlarına yönelik katliam sürecinde nefret söyleminin yayılmasına zemin hazırladığına dikkat çekmişti. Platformun içerik denetimi konusundaki yetersizliği, uzun süre uluslararası insan hakları çevrelerinin gündeminde kaldı.
Eisenberg özellikle içerik doğrulama ve güvenlik politikalarındaki geri adımlara odaklanıyor. Fact-check mekanizmalarının zayıflatılmasının ve denetim süreçlerinin gevşetilmesinin, zaten tehdit altında olan toplulukları daha savunmasız bıraktığını düşünüyor. Bu kadar büyük bir ekonomik ve teknolojik güce sahip bir şirketin, kamu yararından ziyade politik çıkar dengelerine göre hareket etmesini eleştiriyor. Ona göre mesele yalnızca ifade özgürlüğü tartışması değil; küresel ölçekte sorumluluk.
The Social Network vizyona girdiğinde birçok izleyici için Zuckerberg bir teknoloji dahisi, tartışmalı ama parlak bir figürdü. Bugün ise sosyal medya devlerinin demokrasi, nefret söylemi ve bilgi kirliliği üzerindeki etkileri çok daha sert bir biçimde sorgulanıyor. Eisenberg’in açıklamaları, bir oyuncunun canlandırdığı karakterle arasına çizdiği etik sınırı görünür kılıyor. Bu da Hollywood’da nadir rastlanan bir pozisyon: Rol ile gerçek arasındaki mesafeyi bilinçli biçimde korumak.
