Arkadaş Resesyonu: Gençler Birbirlerini Kaybediyor Mu?

Evrenin Akışı Manşet

Bir kuşağın sosyal hayatındaki değişimi ölçmek için ekran başında geçirdiği saate, flört uygulamalarına ya da sosyal medya kullanımına bakabilirsiniz. Fakat belki çok daha basit bir soru yeterlidir: Kaç yakın arkadaşın var? Son araştırmalar arkadaş resesyonu tehlikesinin gerçek olduğunu söylüyor.

İngiltere’de 1 Eylül 2026’da yayımlanan Institute for Public Policy Research’ün araştırmasına göre 11–24 yaş grubunda hiç yakın arkadaşı olmadığını söyleyenlerin oranı 2014’te yaklaşık yüzde 1 iken bugün yüzde 5’e ulaşmış durumda. 16–21 yaşındakiler arasında en az üç yakın arkadaşı bulunduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 85’ten yüzde 72’ye geriledi. 14 ve 15 yaşındaki gençlerin arkadaşlıklarından duydukları memnuniyet de on yıl öncesine göre daha düşük.

Yüzde 5 ilk bakışta devasa görünmeyebilir. Fakat on iki yılda beş katlık artıştan söz ediyoruz. Üstelik mesele yalnızca tamamen arkadaşsız kalan küçük bir grubun büyümesi değil. Arkadaş çevreleri daralıyor, yüz yüze geçirilen zaman azalıyor ve insanların sahip oldukları ilişkilerin niteliğine ilişkin değerlendirmeleri de kötüleşiyor. Ortaya çıkan tablo için İngilizcede giderek daha sık kullanılan bir ifade var: friendship recession, yani arkadaşlık resesyonu. Bu kez daralan ekonomi değil, insanların birbirlerine ayırdığı alan.

Bir Zamanlar Arkadaşlık Kendiliğinden Oluyordu

Arkadaşlığın tuhaf özelliklerinden biri, çoğunlukla özellikle arkadaş aramadığımız zamanlarda kurulmasıdır. Okula gidersiniz, birinin yanına oturursunuz. Mahallede top oynarsınız. Üniversitede aynı kantine gidersiniz. İş çıkışında birkaç kişi bir yerde oturur. Aynı kahveye, bara, kütüphaneye, spor salonuna ya da parka tekrar tekrar uğrarsınız. İnsanlarla önce karşılaşırsınız, sonra tanışırsınız, zaman içinde bazıları arkadaşınıza dönüşür.

Sosyologların bazen üçüncü mekânlar dediği ev ve iş dışındaki bu alanların önemli işlevlerinden biri buydu. İnsanları arkadaş edinmeye zorlamıyorlardı; yalnızca karşılaşmaların tekrar etmesini sağlıyorlardı. Bugün bu karşılaşmaların bir kısmı ortadan kalkıyor.

İngiltere hükümetinin bu yaz yayımladığı gençlik araştırmasında gençlik merkezlerinin, kütüphanelerin, yüzme havuzlarının, toplum merkezlerinin ve benzeri ortak alanların azalması özellikle vurgulanıyor. Rapora göre kemer sıkma politikalarıyla sosyal altyapının zayıflaması, ardından pandeminin gelmesi gençleri art arda iki kez vurdu. Pandemi sırasında 14, 15, 16 yaşında olanların bir kısmı, yetişkinlerin normal kabul ettiği sosyalleşme becerilerini geliştirecek yılları ekran karşısında geçirdi.

Ama pandemiyi bütün hikâyenin açıklaması olarak görmek de kolaycılık olur. Çünkü eğilim daha önce başlamıştı. OECD’nin 2025’te yayımladığı kapsamlı sosyal bağlantılar araştırması, üye ülkelerde yüz yüze sosyalleşmenin 2006’dan beri gerilediğini gösteriyor. Özellikle gençlerde düşüş çok güçlü: arkadaşlarıyla her gün yüz yüze görüşen gençlerin oranı 2006’da yüzde 53 iken 2015’te yüzde 44’e, 2022’de yüzde 36’ya inmiş durumda. Aynı dönemde dijital temas artıyor ama dijital iletişim yüz yüze ilişkinin kaybını bütünüyle telafi etmiyor. Yani COVID-19 bir başlangıç değil, zaten devam eden bir dönüşümün hızlandırıcısıydı.

Telefon Arkadaşlığın Yerini Mi Aldı?

Burada suçlu ilan edilmesi en kolay nesne telefon. Gençler telefona bakıyor, dolayısıyla arkadaşlık kurmuyorlar. TikTok geldi, arkadaşlık öldü. Instagram insanları yalnızlaştırdı. Bu açıklamanın cazibesi basitliğinde, sorunu da tam burada.

Dijital iletişim milyonlarca arkadaşlığı yalnızca zayıflatmadı; bazılarını mümkün kıldı. Başka şehirlerde yaşayan insanların ilişkilerini sürdürmesini kolaylaştırdı, küçük toplulukların birbirlerini bulmasını sağladı, fiziksel dünyada dışlanan insanların kendilerine ait çevreler kurabilmelerine imkân verdi. Fakat dijital hayatın başka bir etkisi daha var: arkadaşlığın eskiden doldurduğu zamanın önemli bir bölümünü tüketebiliyor.

Otobüs beklerken konuşmak zorunda değilsiniz. Kantinde yalnız oturduğunuzda sıkılmak zorunda değilsiniz. Eve döndüğünüzde birini aramak zorunda değilsiniz. Boşluk ortaya çıktığı anda sonsuz bir içerik akışı onu doldurabiliyor. Böylece insanın yalnız kalması ile yalnızlığını hissetmesi arasına ekran giriyor.

Türkiye’de 2026’da yayımlanan çalışmalar da benzer bir ilişkiye işaret ediyor. Gaziantep’te 539 lise öğrencisiyle yürütülen bir araştırmada arkadaşlık ilişkilerinde hissedilen kabul ile yalnızlık arasında güçlü bir bağlantı bulundu. Bir başka güncel çalışmada ise Türk lise öğrencilerinde sosyal ortamlardaki gelişmeleri kaçırma korkusunun, yani FoMO’nun hem yalnızlık hem de sosyal kaygıyla pozitif ilişkisi olduğu görüldü. Telefon burada tek başına sebep değil. Daha çok, değişmiş sosyal hayatın hem sonucu hem de hızlandırıcısı.

Arkadaş Olmak Da Pahalılaştı

Meselenin daha az konuşulan tarafı ise ekonomik. Arkadaşlık teoride ücretsizdir. Arkadaşlarla geçirilen hayat çoğu zaman değildir.

Bir kafede oturmak, konsere gitmek, spor yapmak, şehirde bir yere ulaşmak, ortak bir etkinliğe katılmak hatta arkadaşların yakınında yaşayabilmek para gerektiriyor. Konut fiyatları yükselip gençler şehir merkezlerinden uzaklaştıkça, insanlar daha uzun süre çalıştıkça ve ulaşım pahalılaştıkça sosyalleşmenin maliyeti de artıyor.

OECD verileri bu nedenle yalnızlığı yalnızca psikolojik bir mesele olarak okumamamız gerektiğini gösteriyor. Düşük gelirli insanlar, işsizler ve eğitim seviyesi daha düşük gruplar sosyal bağlantı yoksunluğuna daha açık. OECD ülkelerinde en alt gelir dilimindekilerin yalnızlık oranı en üst gelir grubundakilerin çok üzerinde. Başka bir deyişle arkadaşlık için yalnızca iki insan yetmiyor.

Zaman gerekiyor. Mekân gerekiyor. Hareket edebilme özgürlüğü gerekiyor. Bazen birkaç lira, birkaç sterlin, birkaç euro gerekiyor. Gençlerin ekonomik bağımsızlığa daha geç ulaşması bu yüzden sosyal bağımsızlığı da geciktiriyor. Aile evinden ayrılamamak yalnızca konut sorunu değil; insanların kendi sosyal dünyalarını kurabilme biçimini de değiştiriyor.

Arkadaşlığın Altyapısı Çöküyor

Bu noktada sorun daha ilginç hale geliyor. Çünkü yaşanan şeyi yalnızlık epidemisi diye adlandırdığınız anda çözüm doğal olarak bireye dönüyor. Daha çok dışarı çık. Telefonu bırak. Bir hobi edin. İnsanlarla konuş.

Oysa bir şehir genç insanların para harcamadan bulunabileceği alanları giderek azaltıyorsa; okul yalnızca sınava, üniversite diplomaya, işyeri performansa odaklanıyorsa; işe giriş yaşı yükseliyor, evden ayrılma yaşı gecikiyor ve kamusal hayat giderek daha fazla ticari mekânlara taşınıyorsa, bireyin biraz daha girişken olmasıyla çözülemeyecek bir problem ortaya çıkıyor.

IPPR’nin araştırmasının önemli yanı da burada. Rapor gençlerin durumunu kişisel bir dayanıklılık eksikliği olarak değil, içinde büyüdükleri dünyanın sonucu olarak ele alıyor: ekonomik belirsizlik, konut sorunu, kamusal hizmetlerin zayıflaması, sosyal medya, pandemi ve geleceğe ilişkin güvensizlik birbirinden bağımsız problemler değil. Arkadaşlık da sonuçta bir sosyal kurum. Devlet tarafından kurulmaz ama şehirden, ekonomiden, eğitim sisteminden, çalışma hayatından ve teknolojiden etkilenir.

Şimdi Arkadaş Bulmak İçin Uygulama Var

Dönüşümün belki de en ironik sonucu yeni bir pazarın doğması. Flört uygulamalarından sonra şimdi arkadaşlık uygulamaları yükseliyor. İngiltere’de Cliq, PLY ve Agora gibi platformlar kullanıcıları ilgi alanlarına ve alışkanlıklarına göre eşleştirip gerçek hayattaki buluşmalara yönlendiriyor. Bazıları aylık yaklaşık 20 sterlinlik abonelikler satıyor. PLY, kullanıcılarının anlamlı bir bağlantı kurmasının ortalama üç etkinlik aldığını söylüyor.

Yani modern şehir önce insanların birbirlerine rastladığı mekânları azaltıyor, ardından onlara yeniden birbirleriyle karşılaşabilmeleri için bir uygulama satıyor. Arkadaşlığın kendisi hâlâ ücretsiz. Fakat arkadaş edinmenin altyapısı giderek bir hizmete dönüşüyor.

Gençler Buna İsyan Etmeye Başladı

Yine de hikâye yalnızca çöküşten ibaret değil. Son aylarda özellikle İngiltere ve ABD’de Gen Z arasında yayılan community-maxxing ifadesi ilginç bir karşı hareketi tarif ediyor. Gençler kitap kulüplerine, koşu gruplarına, el işi topluluklarına, yürüyüş gruplarına ve mahalle etkinliklerine yöneliyor. Dijital dünyada kurulmuş bir kuşağın, bilinçli biçimde fiziksel topluluk aramaya başlaması söz konusu.

Bunun moda bir internet teriminden ibaret kalıp kalmayacağını şimdiden bilmek mümkün değil. Fakat altında gerçek bir ihtiyaç olduğu açık. Çünkü sosyal medya insanlara çok sayıda bağlantı sundu ama arkadaşlığın temel hammaddesini üretmekte aynı derecede başarılı olamadı: birlikte geçirilen sıradan zaman.

Arkadaşlıkların büyük bölümü unutulmaz anlarda kurulmaz. Aynı insanla yüzlerce kez karşılaşırken, gereksiz konuşmalar yaparken, birlikte bir yere giderken, beklerken, sıkılırken oluşur. Verimsiz zaman arkadaşlığın en önemli kaynaklarından biridir. Modern hayatın tam da ortadan kaldırmaya çalıştığı zaman türü budur.

Mesele Kaç Arkadaşımız Olduğu Değil

Yalnızlığın sağlık üzerindeki etkileri uzun zamandır tartışılıyor. Fakat arkadaşlık meselesini yalnızca ruh sağlığı başlığı altında ele almak başka bir şeyi gözden kaçırmamıza yol açıyor. Arkadaşlar yalnızca bizi mutlu eden insanlar değildir.

İş bulduğumuz ağların, yeni fikirlerle karşılaştığımız çevrelerin, politik ve kültürel dünyamızın, dayanışmanın ve toplumsal güvenin önemli bir bölümü arkadaşlıklar üzerinden oluşur. Harvard ekonomisti Raj Chetty ve çalışma arkadaşlarının milyonlarca insanın sosyal ağlarını inceleyen araştırmaları, farklı ekonomik sınıflardan insanlar arasında kurulan arkadaşlıkların sosyal hareketlilikle güçlü biçimde ilişkili olduğunu göstermişti. Bugün bu araştırmaların sonuçları İngiltere’de eğitim ve kent politikaları açısından yeniden tartışılıyor.

Bu nedenle arkadaşlık resesyonu yalnız insanların sayısının artması anlamına gelmiyor. Toplumun görünmez bağlarının seyrelmesi anlamına geliyor. Birbirini tanımayan, aynı mekânları paylaşmayan ve yalnızca kendisine benzeyen insanlarla temas eden topluluklarda empati de güven de dayanışma da daha zor kuruluyor.

Belki bu yüzden İngiltere’den gelen yüzde 1’den yüzde 5’e yükselişi küçük bir istatistik gibi okumamak gerekiyor. Çünkü asıl soru gençlerin neden daha az arkadaşı olduğu değil. Onlardan önceki kuşakların arkadaş edinmek için sahip olduğu mahalleleri, boş zamanları, kamusal alanları, ekonomik olanakları ve tesadüfi karşılaşmaları biz ne zaman ortadan kaldırdık?

Tagged

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *