Pedro Almodóvar 11’i: Topla Değil, Duygularla Oynuyorlar

Görüntünün Akışı

Dünya Kupası başlarken herkes kadro kuruyor; kimi Brezilya’nın hücum hattını, kimi Fransa’nın orta sahasını, kimi de Arjantin’in son dans ihtimalini konuşuyor. Bizim sahamız biraz daha renkli: Çimlerin kenarında Pedro Almodóvar var. Üzerinde kırmızı bir ceket, cebinde melodram, yanında kriz anında mutlaka çalacak bir telefon.

Almodóvar’ın takımı klasik anlamda savunma yapmaz. Çünkü bu evrende gol yememek diye bir hedef yoktur. Önemli olan golü nasıl yediğin, ayağa nasıl kalktığın, o sırada hangi renk elbiseyi giydiğin ve geçmişinden gelen hangi travmanın 73. dakikada oyuna dahil olduğudur. Bu takım, topu ayağında çok tutar ama asıl paslaşma gözlerle yapılır. Oyun planı da net: 3-4-2-1. Arkada melodram, ortada arzu, ileride sır.

Sistem: 3-4-2-1 / La Movida Presi

Almodóvar bu takımı top rakipteyken değil, hayat kontrolden çıkmışken pres yaptırır. Rakip savunma çizgisi ne kadar düzenli olursa olsun, bir anda mutfaktan gelen bir itiraf, banyoda bulunan eski bir fotoğraf ya da çalan sabit telefon bütün planı bozar. Bu yüzden sistemin adı 3-4-2-1 ama sahadaki gerçek şekil daha çok 3-1-2-anne-kız-yalan-hakikat gibi görünür.

Takımın savunması bile hücumcudur. Orta saha geçmişle bugün arasında sürekli mekik dokur. İleri uçta ise tek santrfor yoktur; bazen bir kadın bütün filmi sırtlar, bazen bir bakış, bazen de yarım kalmış bir aşk. Almodóvar’ın teknik direktörlüğünde “basit oyna” diye bir talimat verilmez. Basit oynayan oyuncu muhtemelen devre arasında senaryodan çıkar.

İlk 11

Kalede Chus Lampreave var. Çünkü her büyük takımın sakin ama tuhaf bir güven duygusuna ihtiyacı vardır. Chus Lampreave, Almodóvar evreninin panik anında bile yüzünü fazla değiştirmeyen kalecisi. What Have I Done to Deserve This? içinde apartman hayatının absürtlüğünü, Women on the Verge of a Nervous Breakdown içinde sinir krizinin ortasında gündelik komediyi, The Flower of My Secret içinde ise yaşlı bilgelikle kuru mizahı aynı anda taşır. Top köşeye giderken bile sanki daha önce daha kötüsünü görmüş gibi bakar. Onun kalesinde refleks kadar hafıza, pozisyon bilgisi kadar hayat deneyimi var.

Üçlü savunmanın sağında Antonio Banderas oynuyor. Gençliğinde çizgiye basan, arzuyla tehlike arasında koşan bir bek-stoper karışımıydı; Labyrinth of Passion, Matador, Law of Desire ve Tie Me Up! Tie Me Down! döneminde rakip savunmanın arkasına sadece koşuyla değil, kışkırtıcı bir enerjiyle sarkıyordu. Yıllar sonra The Skin I Live In ile daha karanlık, daha kontrollü, neredeyse cerrahi bir savunmacıya dönüştü; Pain and Glory’de ise topu ayağının altına alıp geçmişin bütün oyun planını yeniden izleyen olgun bir libero gibi sahaya çıktı. Banderas bu takımda defans oyuncusu gibi başlar, maçın sonunda bütün hikâyenin kalbine kadar çıkar.

Savunmanın merkezinde Marisa Paredes var. O, takımın libero kraliçesi. High Heels’te melodramın yüksek topuklu ihtişamını, The Flower of My Secret’ta yazarlık, aşk ve kırgınlık arasında sıkışan büyük kadın figürünü, All About My Mother’da ise sahnenin, annenin ve divalığın birbirine karıştığı o ağır Almodóvar tonunu taşır. Paredes’in oyununda zarafetle tehdit aynı anda bulunur; rakibe sert girmez ama cümleyi öyle bir yere bırakır ki karşı taraf topu taca atmak ister. Bu takımda savunma çizgisini o yönetir, soyunma odasında da kimsenin dramatik hakkını gereksiz yere harcamasına izin vermez.

Sol stoperde Cecilia Roth var. Onun savunması sadece pozisyon bilgisiyle değil, hafızayla çalışır. Pepi, Luci, Bom and Other Girls Like Mom ile Almodóvar’ın ilk dönem anarşik enerjisinde yer alır; Labyrinth of Passion’da o renkli kaosun parçasıdır; All About My Mother’da ise bütün takımın duygusal omurgasına dönüşür. Cecilia Roth topu kazandığında acele etmez; önce sahadaki kırılganlığı görür, sonra pası verir. Bu takımda en kritik işi o yapar: melodramın dağılmasını engeller, acıyı oyunun içinde tutar, gözyaşını taktik disipline çevirir.

Sağ kanatta Rossy de Palma oynuyor. Bildiğimiz kanat oyuncularına benzemez; çizgiye inerken rakip bekin sadece dengesini değil, gerçeklik algısını da bozar. Law of Desire’da ilk büyük çıkışını yapar, Women on the Verge of a Nervous Breakdown’da Almodóvar komedisinin yüzlerinden birine dönüşür, Kika’da grotesk enerjiyi yükseltir, The Flower of My Secret’ta ise bu evrenin vazgeçilmez yan karakter gücünü tekrar hatırlatır. Rossy de Palma orta açmaz, olay açar. Rakip savunma onun nereye koşacağını çözmeye çalışırken bir bakar, film çoktan başka bir türe geçer.

Orta sahanın merkezinde Carmen Maura var. Takımın kaptanı da o. Almodóvar’ın erken dönem ateşini, sinir krizini, komedisini ve isyanını taşıyan oyuncu. Pepi, Luci, Bom and Other Girls Like Mom’da yeraltı neşesini, *What Have I Done to Deserve This?*te gündelik hayatın boğucu yükünü, Law of Desire’da arzunun karmaşık hallerini, Women on the Verge of a Nervous Breakdown’da ise kariyerinin en ikonik Almodóvar performanslarından birini sahaya taşır. Yıllar sonra Volver’de geri döndüğünde, eski kaptanın kulübe uğrayıp hâlâ frikik kullanabildiğini gösterir. Maura sahadayken takımın temposu yükselir; hem pres yapar, hem bağırır, hem toparlar, hem de bir anda bütün maçı kişisel bir hesaplaşmaya çevirir.

Carmen Maura’nın yanında Penélope Cruz var. Oyun kurucu, yıldız, modern dönem kaptanı, gerektiğinde santrfora yaklaşan sekiz numara. Live Flesh ile Almodóvar evrenine girer, All About My Mother’da kırılgan ve unutulmaz bir genç kadın olarak takımın duygusal derinliğini artırır, Volverde neredeyse tek başına sezonun bütün yükünü taşır. Broken Embraces’te sinema, arzu ve trajedinin merkezine yerleşir; Pain and Glory’de geçmişin sıcak ve yoksul odalarından birini taşır; Parallel Mothers’da annelik, hafıza ve tarih çizgisinde takımın liderliğini yeniden üstlenir. Cruz topu ayağına aldığında stadyum bir anda aile sırlarıyla dolu küçük bir kasaba meydanına dönüşür.

Sol kanatta Victoria Abril var. Bu takımın temposunu yükselten, savunmanın arkasına sarkan, rakibin huzurunu kaçıran oyuncusu. *Tie Me Up! Tie Me Down!’da gerilimle romantik saplantı arasındaki kaygan çizgide oynar; High Heels’te anne-kız rekabeti, aşk ve suç melodramını yüksek tempoda taşır; Kika’da ise Almodóvar’ın daha delişmen, daha saldırgan komedi damarına sert bir enerji katar. Abril sahadayken maç normal akmaz; bir anda tutku, öfke, mizah ve tehdit aynı koşuda birleşir. Çizgide kalmaz, içe kat eder; çünkü bu sinemada kimse kendi pozisyonunda uzun süre duramaz.

On numara hattının sağında Julieta Serrano var. Oyun zekâsı yüksek, sahada az dokunuşla çok şey değiştiren bir oyuncu. Dark Habits’te kurumların içindeki absürt düzeni, Women on the Verge of a Nervous Breakdown’da sinir krizinin bir başka yüzünü, *Tie Me Up! Tie Me Down!*da hikâyenin yan damarlarını, Pain and Glory’de ise geçmişle hesaplaşmanın daha sessiz ama derin tarafını taşır. Serrano’nun varlığı, maçın alt metnini kalınlaştırır. Her takımda topu çok istemeyen ama bütün ritmi değiştiren bir oyuncu vardır; Almodóvar 11’inde o oyuncu Julieta Serrano’dur.

On numara hattının solunda Kiti Mánver var. Kiti Mánver, kenardan bakınca yardımcı oyuncu gibi görünür; oyuna girince takımın kimyasını değiştirir. Pepi, Luci, Bom and Other Girls Like Mom ve Labyrinth of Passion gibi erken dönem filmlerinde Almodóvar’ın taşkın, karnavalımsı dünyasına karışır; *What Have I Done to Deserve This?*te gündelik sefaletin komediyle buluştuğu hatta yer alır; Women on the Verge of a Nervous Breakdown’da ise takım oyununa küçük ama etkili bir pas daha ekler. Bu kadroda bağlantı oyuncusu. Komediyi drama, gündeliği deliliğe, yan karakteri ana meseleye bağlar.

İleri uçta Lola Dueñas var. Tek santrfor gibi duruyor ama aslında alan açan, hikâyenin içini dolduran, kırılganlığı rakip ceza sahasına taşıyan bir forvet. Talk to Her’da sessizliğin ve bedensel kırılganlığın çevresinde unutulmaz bir iz bırakır; Volver’de Penélope Cruz’un yanında aile hikâyesinin sıcak, komik ve acıklı damarını güçlendirir; Broken Embraces’te Almodóvar’ın sinema içinde sinema kuran dünyasında yine beklenmedik bir etki alanı açar. Onun golü bağırarak gelmez; sessizce, yan direğin dibinden, kalecinin geç fark ettiği bir yerden gelir.

Yedek Kulübesi

Javier Cámara ilk hamle oyuncusu. Maç kilitlendiğinde oyuna girer, topu sakinleştirir ama seyircinin içini de biraz rahatsız eder. Talk to Her’da Almodóvar’ın en tartışmalı ve en incelikli erkek karakterlerinden birini taşır; Bad Education’da kimlik, arzu ve geçmişin gölgeleri arasında farklı bir tona geçer; *I’m So Excited!*ta ise takımın daha hafif, daha kabin memuru panikli komedi planında sahaya çıkar. Klasik yedek değil; teknik direktörün cebindeki zor karar.

Bibiana Fernández soyunma odasının enerjisini yükselten oyunculardan. Matador, Law of Desire, High Heels ve Kika hattında Almodóvar’ın kimlik, performans, arzu ve sahne duygusuna çok yakışan bir joker. Oyuna girdiğinde maçın ciddiyeti azalmaz; sadece ciddiyetin üstüne daha parlak bir kumaş geçirilir. Düzleşen dakikalarda bütün renk ayarını değiştirir.

Loles León sağ çizgiye, komedi ritmine ve ani karmaşaya ihtiyaç duyulan dakikalarda devreye girer. Women on the Verge of a Nervous Breakdown’da küçük alan komedisini büyütür, *Tie Me Up! Tie Me Down!*da takımın huzursuz enerjisine katkı verir, Talk to Her’da ise daha kısa ama tanıdık bir Almodóvar dokunuşu bırakır. Tam maç kontrol altında derken Loles León oyuna girer ve kontrol kelimesi anlamını kaybeder.

Blanca Portillo savunma ile orta saha arasında ciddi bir denge unsuru. Volver’de kasaba, sır, suç ve dayanışma hattında ağırlıklı bir rol üstlenir; Broken Embraces’te daha gölgeli bir anlatının parçası olur; *I’m So Excited!’ta ise bambaşka bir tonda görünerek Almodóvar kadrosundaki esnekliğini hatırlatır. Skoru korumak için değil, maçın ahlaki ağırlığını artırmak için sahaya sürülür.

Antonia San Juan kulübenin en parlak özel silahlarından. All About My Mother’daki Agrado rolü, tek başına bir oyuncuyu kadroya yazdırmaya yetecek kadar güçlüdür. Onu oyuna aldığınızda sadece pozisyon değiştirmezsiniz; takımın tonunu değiştirirsiniz. Bir anda mizah daha keskin, yalnızlık daha görünür, sahne daha unutulmaz hale gelir.

Elena Anaya modern savunma hamlesi. Talk to Her’da kırılganlık ve sessizlik çevresinde yer alır; The Skin I Live In’de ise Almodóvar’ın daha klinik, daha gerilimli, daha soğuk oyun planının merkezine geçer. Soğukkanlı, kontrollü, yüzeyin altında tehlikeli. Maçın melodramdan psikolojik gerilime kayması gerekiyorsa teknik direktörün eli ona gider.

Tilda Swinton ve Julianne Moore ise yeni dönem yabancı transferleri. Tilda Swinton, The Human Voice ile Almodóvar’ın İngilizce kapısını tek kişilik, yüksek yoğunluklu bir maç gibi açar; The Room Next Door’da bu hattı uzun metraja taşır. Julianne Moore da The Room Next Door ile takıma katılır ve Almodóvar melodramını daha uluslararası bir oyun diline çeker. Henüz kulübün altyapısından yetişmiş sayılmazlar ama forma kalitesi tartışılmaz. Swinton oyuna girdiğinde takım bir anda tek kişilik tiyatroya döner; Moore ise pas kalitesini yükseltip melodramı daha geniş bir turnuva sahasına taşır.

Teknik Direktör Yorumu

Almodóvar’ın takımı skor tabelasına değil, sahadaki duygusal hasara bakar. 1-0 kazanmak bu ekip için fazla yavan olabilir. 4-3’lük, iki kırmızı kartlı, uzatmalarda geçmişten gelen birinin tribünden sahaya indiği maçlar daha uygun. Savunma oyuncuları sır saklar, orta saha geçmişi taşır, kanatlar gerçekliği büker, forvet ise kaleye değil doğrudan kalbe vurur.

Bu 11’in en büyük gücü, kimsenin sadece kendi mevkisinde kalmaması. Carmen Maura bir anda santrfora çıkar, Penélope Cruz savunmaya gelip aile tarihini temizler, Rossy de Palma çizgiden içeri girip bütün taktik tahtasını dekor parçasına çevirir. Banderas eski günlerdeki gibi bindirme yapar, Marisa Paredes tek bakışıyla ofsayt çizgisini yeniden çizer.

Zayıf tarafları yok mu? Elbette var. Fazla duygusal risk alıyorlar. Maçı bitirmek yerine bazen geçmişle konuşmaya dalıyorlar. 90. dakikada topu köşeye götürmek yerine anneleriyle hesaplaşmayı tercih edebilirler. Ama Almodóvar’ın takımını izlemeye gelen kimse zaten kontrollü oyun beklemez. Bu takım kupayı kazanmasa bile turnuvanın en unutulmaz formasını, en iyi basın toplantısını ve en sarsıcı soyunma odası konuşmasını bırakır.

Kısacası Pedro Almodóvar sahaya bir futbol takımı değil, kırmızı perdeli, yüksek topuklu, bol gözyaşlı ve inanılmaz pas bağlantılı bir sinema evreni çıkarıyor. Rakipler 4-4-2 oynayabilir. Almodóvar’ın cevabı hazırdır: “Peki ama annen bunu biliyor mu?”

Tagged

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *