Bir görüntü yönetmeninin savaş alanında, alışveriş çantasının içine saklanmış bir kamerayla başlayan yolculuğu Hollywood’un en büyük filmlerine kadar uzandı. Close Encounters of the Third Kind, The Deer Hunter, Deliverance ve McCabe & Mrs. Miller gibi filmlerin görüntülerini yaratan Vilmos Zsigmond, sinemanın ışığa ve renge bakışını değiştiren isimlerden biri oldu.
Macar asıllı Amerikalı görüntü yönetmeni Vilmos Zsigmond, 1 Ocak 2016’da Kaliforniya’daki evinde 85 yaşında hayatını kaybetti. Özellikle 1970’lerde Amerikan sinemasının görsel kimliğinin oluşmasına yaptığı katkılarla tanınan Zsigmond, kariyeri boyunca Robert Altman, Steven Spielberg, Michael Cimino, Brian De Palma ve Woody Allen gibi yönetmenlerle çalıştı.
Macaristan’dan Hollywood’a Uzanan Yol
Vilmos Zsigmond, 16 Haziran 1930’da Macaristan’ın Szeged kentinde doğdu. Babası Vilmos Zsigmond, tanınan bir futbolcu ve antrenördü; ancak genç Vilmos ailesinden farklı bir yol seçerek fotoğraf ve sinemaya yöneldi. Budapeşte’deki Tiyatro ve Film Akademisi’nde görüntü yönetmenliği eğitimi aldıktan sonra Macaristan’daki film stüdyolarında çalışmaya başladı.
Zsigmond’un hayatı 1956 Macar Devrimi sırasında değişti. Okul arkadaşı ve geleceğin önemli görüntü yönetmenlerinden László Kovács ile birlikte devrimi ve Sovyet müdahalesini filme aldı. İkili, okuldan aldıkları 35 milimetrelik kamerayı bir alışveriş çantasına saklayarak Budapeşte sokaklarında binlerce metre görüntü çekti.
Devrimin bastırılmasının ardından Zsigmond ve Kovács Macaristan’dan kaçarak Avusturya’ya geçti. Zsigmond, 1958’de siyasi mülteci olarak ABD’ye ulaştı ve 1962’de Amerikan vatandaşı oldu. Hollywood’daki ilk yıllarında laboratuvarlarda, reklam filmlerinde ve düşük bütçeli korku yapımlarında çalıştı.
Yeni Hollywood’un Görsel Dünyası
Zsigmond’un kariyerindeki büyük kırılma, Robert Altman’ın 1971 tarihli McCabe & Mrs. Miller filmiyle yaşandı. Görüntüleri kontrollü biçimde ışığa maruz bırakan özel bir yöntem kullanan Zsigmond, filme solgun, puslu ve eski fotoğrafları hatırlatan bir görünüm kazandırdı.
Ardından Altman’ın The Long Goodbye, John Boorman’ın Deliverance ve Steven Spielberg’ün ilk uzun metrajlı sinema filmi The Sugarland Express yapımlarında çalıştı. Zsigmond, doğayı yalnızca bir arka plan olarak kullanmıyor; ışığı, gölgeleri ve renkleri karakterlerin ruh hâlinin parçasına dönüştürüyordu.
Steven Spielberg ile ikinci ortaklığı olan Close Encounters of the Third Kind, kariyerinin zirvelerinden birine dönüştü. Dev uzay gemilerinin göz kamaştırıcı ışıklarıyla sıradan Amerikan evlerinin doğal görünümünü bir araya getiren Zsigmond, filmdeki çalışmasıyla En İyi Görüntü Yönetimi Oscar’ını kazandı.
Sinema Tarihine Kalan Görüntüler
Zsigmond, Michael Cimino’nun The Deer Hunter ve Heaven’s Gate, Brian De Palma’nın Obsession, Blow Out, The Bonfire of the Vanities ve The Black Dahlia filmlerinin görüntü yönetmenliğini üstlendi. Daha sonraki yıllarda The Witches of Eastwick, Jersey Girl, Melinda and Melinda, Cassandra’s Dream ve You Will Meet a Tall Dark Stranger gibi farklı türlerdeki yapımlarda çalıştı.
Vilmos Zsigmond’un yarattığı görsel dünya tek bir teknik ya da renk paletiyle sınırlı değildi. Bazen sisli bir kasabayı eski bir fotoğrafa, bazen gece vakti bir şehri tekinsiz bir rüyaya, bazen de gökyüzündeki bilinmeyen ışıkları sinema tarihinin en unutulmaz görüntülerine dönüştürdü. Close Encounters of the Third Kind başta olmak üzere filmlerinde kurduğu ışık anlayışı, Hollywood’u ve sonraki kuşak görüntü yönetmenlerini kalıcı biçimde etkiledi.
