Bir ülkenin gerçek vatandaşı sayılmak için belirli bir dine mensup olmak gerektiğine inanmakla bilişsel yetenek arasında nasıl bir ilişki var? Amerika Birleşik Devletleri’nde yürütülen kapsamlı bir araştırma, bu soruya dikkat çekici bir yanıt veriyor: Hristiyan milliyetçiliğine verilen destek arttıkça sözel zekâ testlerindeki performans düşüyor. Kısacası düşük zeka belirli politik görüşlerde güçlü bir gösterge…
Üstelik bu sonuç, yalnızca insanların ne kadar eğitim aldığıyla açıklanamıyor. Araştırma, dinî aidiyet, siyasi görüş ve sosyoekonomik koşullar dikkate alındığında da ilişkinin devam ettiğini gösteriyor.
Daha Düşük Sözel Zekâ Puanları
Oklahoma Üniversitesi’nden sosyolog Samuel L. Perry’nin 11 Eylül 2026’da Journal for the Scientific Study of Religion dergisinde yayımlanan araştırması, Hristiyan milliyetçiliği ile bilişsel yetenek arasındaki bağlantıyı doğrudan inceliyor.
Perry, ABD’nin uzun soluklu General Social Survey araştırmasının farklı yıllara ait verilerini kullandı. Katılımcıların sözel bilişsel yetenekleri, on soruluk WORDSUM kelime testi üzerinden değerlendirildi.
Ardından bu sonuçlar, Hristiyanlığın gerçek bir Amerikalı sayılmak için gerekli görülmesi ve devlet okullarında zorunlu Hristiyan duası ile İncil okunmasına verilen destekle karşılaştırıldı. Ortaya çıkan sonuç açıktı: Hristiyan milliyetçisi görüşleri benimseme eğilimi, daha düşük sözel zekâ puanlarıyla ilişkiliydi.
Daha önemlisi, eğitim düzeyi, gelir, yaş, cinsiyet, siyasi eğilimler ve dinî bağlılık gibi değişkenler kontrol edildiğinde de ilişki ortadan kalkmadı. En düşük eğitim grubunda aynı ilişki saptanmadı, ancak diğer gruplarda bulgular genel olarak devam etti.
Perry’nin vardığı sonuç, Hristiyan milliyetçiliğinin sözel zekâ düzeyi daha düşük Amerikalılar arasında daha güçlü karşılık bulduğuydu. Dolayısıyla araştırma yalnızca eğitim eksikliğinden değil, eğitim farklılıklarına indirgenemeyen bir bilişsel bağlantıdan söz ediyor.
Burada ölçülenin genel IQ değil, sözel zekâ ve bilgi birikimine ilişkin bir performans olduğunu belirtmek gerekiyor. Bu ayrım, araştırmanın ortaya koyduğu düşük bilişsel performans bulgusunu değiştirmiyor; neyin ölçüldüğünü kesinleştiriyor.
84 Bin Kişilik Araştırma Ne Söylüyor?
Perry’nin bulguları tek başına duran bir akademik çalışma değil. Bilişsel yetenek ile ideolojik tutumlar arasındaki bağlantı daha önce çok daha geniş örneklemler üzerinden de araştırıldı.
Psikolog Emma Onraet ve çalışma arkadaşlarının 2015’te yayımladığı meta-analiz, 67 ayrı araştırmadan toplam 84.017 katılımcının verilerini bir araya getirdi.
Bilişsel yetenek ile sağ ideolojik tutumlar arasında ortalama -0,20 korelasyon tespit edildi. Önyargı üzerine yürütülen 23 araştırma ve 27.011 katılımcının verilerinde ise korelasyon -0,19 olarak hesaplandı.
En belirgin ilişkiler otoriterlik ve etnik merkezcilik ölçümlerinde ortaya çıktı. Bunun anlamı, incelenen örneklemlerde bilişsel performans düştükçe söz konusu tutumların güçlenme eğiliminde olmasıydı. Bu rakamlar bütün bireyler için geçerli mutlak kurallar değil; ancak birbirinden bağımsız araştırmalarda tekrarlanan, istatistiksel olarak anlamlı bulgular.

Bilimsel Gerçeklerle Kurulan İlişki
Hristiyan milliyetçiliğiyle ilgili araştırmalar yalnızca zekâ testlerinden ibaret değil. Bilimsel bilgi ve gerçeklerin kabulü konusunda da farklılıklar saptanıyor.
Samuel L. Perry, Joseph O. Baker ve Joshua B. Grubbs’un 2021’de Public Understanding of Science dergisinde yayımladığı çalışma, Hristiyan milliyetçiliğinin bilimsel bilgi eksikliğiyle bağlantısını araştırdı. Sonuç önemli bir ayrımı ortaya çıkardı. Hristiyan milliyetçiliği, dinî açıdan tartışma konusu olmayan bilimsel bilgilerdeki yanlış yanıtlarla ilişkili değildi. Buna karşılık dinî ve siyasi tartışmalara konu olan bilimsel meselelerde yanlış yanıtların en güçlü istatistiksel göstergesiydi.
Araştırmacılara göre mesele, yalnızca bilimsel bilgiden yoksun olmakla açıklanamıyor. Hristiyan milliyetçiliğinin kültürel ve siyasal otorite iddialarıyla çatışan bilimsel gerçeklerin reddedilmesi de önemli bir rol oynuyor. Perry’nin 2022’de yayımlanan başka bir araştırması ise benzer bir tabloyu Amerikan siyasi tarihi üzerinden gösterdi. Hristiyan milliyetçiliği, ABD’nin kuruluşunda ve siyasi tarihinde dinin rolüne ilişkin yanlış bilgilerin güçlü bir göstergesi olarak ortaya çıktı.
Her Üç Amerikalıdan Biri
Bu ideolojinin ne kadar geniş bir toplumsal karşılığı bulunduğunu anlamak için Public Religion Research Institute’un (PRRI) verilerine bakmak gerekiyor.
Kurumun Şubat 2026’da yayımladığı ve 22.111 yetişkinle gerçekleştirilen görüşmelere dayanan araştırmada, Amerikalıların yüzde 11’i Hristiyan milliyetçiliğinin güçlü destekçisi, yüzde 21’i ise sempatizanı olarak sınıflandırıldı. Toplam oran yüzde 32’ye ulaşıyor. Başka bir ifadeyle, ABD’deki yaklaşık her üç yetişkinden biri bu ideolojiye destek veren iki gruptan birinde yer alıyor.
Beyaz Evanjelik Protestanlarda oran yüzde 67, Hispanik Protestanlarda ise yüzde 54 olarak kaydedildi. Cumhuriyetçi seçmenler arasında güçlü destekçi ve sempatizanların toplamı yüzde 56’ya ulaşırken Demokratlarda yüzde 17 düzeyindeydi. Burada araştırmaların ölçtüğü şey Hristiyan olmak değil; Hristiyanlığın Amerikan ulusal kimliğinin ve devlet düzeninin belirleyici unsuru olması gerektiği düşüncesi.
Otoriterlikle Güçlü Bağlantı
PRRI verileri, Hristiyan milliyetçiliğiyle otoriter tutumlar arasındaki ilişkinin boyutlarını da gösteriyor. Hristiyan milliyetçiliğinin güçlü destekçileri arasında sağ otoriterlik ölçeğinde yüksek veya çok yüksek puan alanların oranı yüzde 79. Sempatizanlarda yüzde 58 olan bu oran, ideolojiyi reddedenlerde yalnızca yüzde 11.
Siyasi şiddet konusunda da belirgin farklılıklar bulunuyor. Ülkeyi kurtarmak için gerçek Amerikan vatanseverlerinin şiddete başvurmak zorunda kalabileceği görüşüne güçlü destekçilerin yüzde 30’u katılırken, Hristiyan milliyetçiliğini reddedenlerde bu oran yüzde 11.
Göçmenlerin Amerikan kültürel ve etnik yapısının yerini aldığı iddiasını içeren Büyük Yer Değiştirme Teorisi’ne katılım ise güçlü destekçilerde yüzde 67, ideolojiyi reddedenlerde yalnızca yüzde 8. Çocuklara yönelik zorunlu aşıların tamamen veya büyük ölçüde yasaklanması gerektiğini düşünenlerin oranı da sırasıyla yüzde 44 ve yüzde 11.
Bu sonuçlar doğrudan zekâ ölçümleri değil. Ancak Perry’nin bilişsel beceri araştırmasının yanında değerlendirildiğinde, Hristiyan milliyetçiliğine ilişkin akademik literatürde incelenen diğer bağlantıları da görünür kılıyor.
Trump İle Kurulan Siyasi Bağ
Hristiyan milliyetçiliğinin güncel Amerikan siyasetindeki karşılığı da PRRI araştırmasında ölçülüyor. Donald Trump’ın Amerika’yı yeniden güçlü kılmak için ihtiyaç duyduğu yetkilerle donatılması gereken güçlü bir lider olduğu görüşüne, Hristiyan milliyetçiliğinin güçlü destekçilerinin yüzde 73’ü katılıyor. Bu oran sempatizanlarda yüzde 68.
İdeolojiyi reddedenlerde ise Trump’ı bu tanımla değerlendirenlerin oranı yüzde 13’e düşüyor. Araştırma ayrıca Hristiyan milliyetçiliğine verilen desteğin yüksek olduğu eyaletlerde Trump’a yönelik olumlu tutumların ve Cumhuriyetçilerin eyalet meclislerindeki temsil oranının da yüksek olduğunu gösteriyor.
Bunlar siyasi aidiyet ile dinî milliyetçilik arasındaki ölçülmüş bağlantılar. Perry’nin araştırmasıyla birlikte okunduğunda, bilişsel beceri, dinî milliyetçilik ve siyasi tutumların birbirinden bağımsız başlıklar olarak ele alınamayacağı anlaşılıyor.
Araştırmaların Ortaya Koyduğu Gerçek
Bilimsel bulguların doğru değerlendirilmesi için önemli bir ayrım var: Bir grubun ortalama bilişsel test performansının daha düşük olması, o gruptaki herkesin aynı zekâ düzeyinde olduğu anlamına gelmiyor.
Nitekim sosyal psikologlar Mark J. Brandt ve Jarret T. Crawford’un 2016’da 5.914 Amerikalıyla gerçekleştirdiği araştırma, yüksek bilişsel yeteneğin insanları bütün önyargılardan arındırmadığını gösterdi. Önyargının yönü, hedef alınan toplumsal gruba göre değişebiliyordu.
Ancak bu bulgu Perry’nin sonuçlarını geçersiz kılmıyor. Hristiyan milliyetçiliği ile daha düşük sözel zekâ performansı arasında, eğitim ve diğer temel değişkenlerden bağımsız biçimde gözlenen istatistiksel ilişkiyi ortadan kaldırmıyor.
Araştırmanın ortaya koyduğu temel sonuç açık: ABD’de Hristiyan milliyetçiliğine daha güçlü biçimde bağlanan insanlar, ölçülen sözel bilişsel yetenek bakımından ortalamada daha düşük performans gösteriyor.
Bunun nedenleri, sonuçları ve bireysel farklılıkları araştırılmaya devam edilebilir. Fakat Perry’nin çalışmasının merkezindeki bulgu tam olarak budur.
Okuma Önerileri
- Samuel L. Perry (2026) — Cognitive Ability and Christian Nationalism.
- Emma Onraet ve arkadaşları (2015) — The Association of Cognitive Ability with Right-wing Ideological Attitudes and Prejudice.
- Perry, Baker ve Grubbs (2021) — Ignorance or Culture War? Christian Nationalism and Scientific Illiteracy.
- Brandt ve Crawford (2016) — Answering Unresolved Questions About the Relationship Between Cognitive Ability and Prejudice.
- PRRI (2026) — Mapping Christian Nationalism Across the 50 States.
- Philip S. Gorski ve Samuel L. Perry (2022) — The Flag and the Cross.
